Yeni Parti, 24 Temmuz’da kuruldu. Partinin Genel Başkan dışında PM, MYK, YDK’sı yani yetkili kurulları belirlendi. Bunlar kadar hatta belki daha önemli bulduğum parti programı da açıklandı.

41 sayfalık program metnini okurken tuhaf bir his yaşadığımı ifade edeyim. Çünkü parti program, aylardır bu köşede tartıştığım kimi soruların cevaplarını tek tek önüme koyuyordu.

BÜYÜK İKTİDAR İÇİN SİYASET

CHP’yi yakın takip etmeye çalışan bir gazeteci olarak partinin temel sorununun “küçük iktidar” olduğunu her fırsatta yazdım. (Arşivde bulduğum bu yazı 16 Ocak 2015’e ait). Neredeyse her kademede küçük iktidarın korunması için harcanan enerji, partinin bir bütün olarak “büyük iktidar” hedefinden uzaklaşmasına yol açıyor. Dahası parti/liler bunun farkında mı emin değilim.

Program benim bu eleştiriye doğrudan yanıt veriyor ve; “İktidarı değiştirme, iktidar olma hedefini programının merkezine koyar” diyor. Dahası bunu yalnızca “yöneten kişilerin değişmesi” olarak değil; devletin işleyişini, ekonominin önceliklerini, siyasetin dilini değiştirmek olarak tanımlıyor.

Programdaki bu tespit partinin, “küçük iktidar” kafesinden çıkmak dediğim şeyi hedef olarak ortaya koyuyor.

KEYFİLİĞİN KURUMSALLAŞMASINA KARŞI HUKUK GÜVENCESİ

Sekiz yıl önce hayatımıza giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni siyasi pratikleri ve sonuçları itibariyle yol açtığı durumu “keyfiliğin kurumsallaşması” diye tanımlamıştım.

Program, “keyfiliğin yerine hukukun, kayırmacılığın yerine liyakatin” almasına vurgu yapması bu açıdan önemli. Program, güçlü meclise dayalı, kuvvetler ayrılığına dayanan bir parlamenter sisteme dönüşü; Cumhurbaşkanlığı makamının “sembolik, anayasal sınırlar içinde” olmasını öneriyor.

Yine yazılarımda gerek çözüm süreci gerek mutlak butlan yazılarında pozitif barışın olmazsa olmazı olarak tanımladığım somut adımlar programda madde madde sayılmış.

Kayyım uygulamasına son verilmesi, seçilmiş belediye başkanlarına güvence, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması, tutukluluğun cezaya dönüştürülmemesi, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun kaldırılması, TMK'da düşünce açıklamasını ceza konusu olmaktan çıkarılması bunlardan bazıları.

SEMBOLÜ FİKRE BAĞLAMAK

Son yazılarımdan birinde mealen yeni partinin asıl sınavının sembolleri, “istismar aracı olmaktan çıkarıp içlerini doldurup bir anlamda yeniden yorumlayarak siyasi fikre dönüştürülmesinin” önemini hatırlatmıştım.

Program bir anlamda bunu deniyor. Evet, program Atatürk'ü ve Cumhuriyet'i reddetmiyor; ama Cumhuriyet'i, “geçmişte tamamlanmış bir tarih değil, her kuşağın geliştirmesi gereken canlı bir toplumsal sözleşme” olarak tanımlıyor. Yine ‘Altı Ok’u da “ilerici özünü koruyarak” çağın demokrasi, özgürlük, eşitlik hedefleri doğrultusunda yeniden yorumluyor.

Programdaki bu tespitler, “CHP, Atatürk'tür; CHP, Altı Ok'tur” gibi siyasi ezberlerin tam tersine; o sembolleri tekrarlamak değil, içini doldurma çabası.

Yani bez afişe sığdırılan hamaset değil, sembolleri fikre dönüştüren bir hamle var programda.

ORTAK KESEN: TÜRKİYE İTTİFAKI

Belki de programın kalbi, aylardır yazdığım kavramın bizzat kendisi var: Türkiye İttifakı.

Kuşkusuz bu kavramı ben yıllar önce T24 yazımda çıkış olarak “demokrasi koalisyonu” olarak önermiştim. Türkiye İttifakı kavramını siyaseten öneren ise bildiğim kadarıyla halen Silivri’de olan Şişli Belediye Başkanı resul Emrah Şahan’dır.

Programda bu ittifak benim yazılarımda tarif ettiğim anlamıyla ifade ediliyor; “parti yönetimleri arasında yapılan dar bir seçim pazarlığı değil”; “Adalet isteyenlerin, emeğinin karşılığını arayanların, çocuklarının geleceğinden kaygı duyanların” ittifakı olarak tanımlıyor ve içine solcuyu da sağcıyı da, milliyetçiyi de muhafazakârı da, her etnik kökeni ve inancı katıyor.

Bunu, “farklılıklarımızdan vazgeçmek değil, ortak geleceğe sahip çıkmak” olarak tanımlıyor ve “Kimlikleri oy hesabının konusu yapan, kutuplaşmadan medet uman anlayışı” reddediyor.

Bu, “daha çok demokrasi”, “daha çok özgürlük”, “daha çok adalet” olarak ifade ettiğim ortak kesende, farklı kesimleri buluşturan taşıyıcı koalisyon fikrinin ta kendisi.

POZİTİF BARIŞIN DİLİNİ KURMAK

Programda önemsediğim bölüm de Kürt sorunuyla ilgili bölüm. Bir yazımda; “silah sustu, peki siyaset?” diye sormuştum. Program buna; “Terörün sona ermesiyle birlikte eşitlikçi, katılımcı, demokratik bir düzenin kurulması” hedefi ile cevap veriyor. “Ana dil haktır” diyerek anadili öğrenme, kullanma, geliştirme hakkını tanıyor. Yani negatif barışı (silahın susması) pozitif barışa (eşit yurttaşlık, hak) taşıma iradesi metne yazılmış.

PROGRAM HER ŞEYE ÇARE Mİ?

Program kuşkusuz farklı bölümler bağlamında da ele alınabilir, alınacaktır da. Bunlarda eksiklikler görülüp eleştirilecektir. 

Ben bu yazıda dert edindiğim ve yazdığım sorunlar bağlamında programı kısaca ele aldım. Ve sorularıma bulduğum cevaplar da açıkçası ikna edici oldu. 

Ancak unutulmaması gereken gerçek şudur; parti programı bir metindir. Bir vaat ve bir niyet beyanıdır. Bunları gerçeğe dönüştürecek olan ise metin değil bizatihi siyasetin kendisi yani siyasi pratikler olacaktır.

Bu vesile ile üç noktanın altını çizmek isterim.

İlki, kapsam. Program neredeyse her toplumsal kesime, her soruna dokunuyor. Bu, kucaklayıcılık açısından güçlü; ama aynı zamanda bir “her şeyi yapacağız” vaadine dönüşme riski taşıyor.

Ve burada asıl mesele, bu vaatler içinde neyin öncelik olduğunu ve bunların nasıl finanse edileceğini inandırıcı biçimde gösterebilmek. Aksi halde en kapsamlı program bile bir dilek/ler, vaat/ler listesine dönüşebilir.

İkincisi, mutfak. Yeni partinin asıl eksiğinin “sürekli üreten bir entelektüel mutfak” olduğunu yazmıştım. Bu program, o mutfağın iyi olduğunu ve çalıştığını göstermesi açısından beni mutlu etti. Bu mutfağın aynı şekilde çalışması ve üretmesi bugünden sonra çok daha önemli hale gelmiştir. Evet, program iyi bir başlangıçtır; onu canlı tutacak olan, içerdeki fikrin, ideolojinin sürekli geliştirilmeye devam etmesidir.

Üçüncüsü, dil. Program dünyayı büyük ölçüde “bir avuç azınlık ile milyonlar” karşıtlığı üzerinden kuruyor. Bu, güçlü bir seferberlik dili. Bu, Türkiye’de siyaseten yaşadığımız pratik, “devletin siyaseti tekeline alması” analizimden farklı bir eksen. Programda ifade edilen tanım bölüşümle; benim ifade ettiğim ise rejim ve siyaset yapma zihniyetiyle ilgili. Bu açıdan ikisi birbirini tamamlayabilir de, gölgeleyebilir de. Programda ifade edilen yeni siyasetin, toplumsal talepleri örgütlerken içinde olduğumuz, yaşadığım rejim eleştirisini göz ardı etmemesi gerekir.

Sonuç olarak Yeni Parti Programı benim “yeni parti değil, yeni siyaset” önermemin mealen kâğıda dökülmüş hâli. Ama o kadar.

Dahası programın yazdıklarımla yakınlığı, partiye kayıtsız şartsız bir desteği ifade etmiyor kuşkusuz. Programın yazımına doğrudan herhangi bir katkım olmadı gerçeği bana Yeni Parti mutfağının medyayı iyi takip ettiğini gösteriyor.

Yeni Parti'yi de nesnel bir gözle izleyeceğim. Doğru bulduklarımı destekleyecek, eksiklikler konusunda sözümü, görüşlerimi ve eleştirilerimi esirgemeyeceğim.

Özetle program ikna edici olsa da önemli olan siyaset, siyasi pratikler olacaktır. 

Özel’in ifadesi ile “ateşten gömleği giymek”, programı yazmakla başlar; ama onu sokakta, mecliste ve iktidar yürüyüşünde gerçeğe dönüştürmekle sınanır.

Odak Noktası 35 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar