Mutlak butlan kararı sonrasında hukuken gözlerin çevrildiği Yargıtay, kendisine karardan 56 gün sonra iletilen kararı incelemeyi eylül sonrasına bıraktı.
Bunun nedeni dün itibariyle adli tatilin başlamış olması.
Görünen o ki, mutlak butlan kararını alan Bölge İdare Mahkemesi, kararı zaman ayarlı biçimde Yargıtay’a iletmiş görünüyor.
Bunun Türkiye koşullarında artık şaşırtıcı olmadığını biliyoruz.
Yargıtay’ın bu kararından sonra seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel ve arkadaşları artık yeni bir yol açmaya karar vermiş görülüyorlar.
Dahası bir süredir üzerinde çalışılan seçenek hayata geçirilmiş olacak.
TOPLUM PARTİSİNİ KURARKEN...
Kuşkusuz Özel ve ekibinin yeni bir parti kurmak için yola çıkması seçeneksizliğin bir sonucudur.
Diğer yandan en az bunun kadar önemli olan konu da toplumdan gelen taleptir.
21 Mayıs mutlak butlan kararından sonra Özel 20’den fazla ile gitti. Ve gittiği her yerde CHP’liler kadar CHP’li olmayan vatandaşlardan destek aldı.
Bu desteğin en büyük nedeni, desteği veren insanların yaşadıkları Türkiye’den, yaşadıkları sorunlardan rahatsız olmaları ve o sorunların çözülmesi konusunda Özel ve ekibini bir umut görmeleri kaynaklıdır. Bu açıdan Özel’e gittiği illerde destek veren sadece CHP’liler değil farklı partilerden vatandaşlardır.
Bu açıdan daha önceden yazdığım üzere, yeni parti bana kalırsa toplumun bir talebiydi ve gerçek oldu.
Şimdi sıra toplumun yeni kurulacak parti de dahil olmak üzere siyasete sahip çıkmasında.
Sonuç olarak yaşadıklarından rahatsız olan toplum, siyasete sahip çıktığı sürece değişim olur.
AK PARTİ’NİN KURULUŞU ÖRNEK OLABİLİR Mİ?
Şüphesiz bütün bu gelişmeler sıkça yeni kurulacak parti, 14 Ağustos 2001’de kurulan AK Parti ile kıyaslanıyor.
Açıkçası bu benzetmenin doğruluğu tartışmalıdır.
Biraz geriye gittiğimizde göreceğimiz gerçek şudur; Refah Partisi (RP) AYM tarafından kapatıldıktan sonra, 28 Şubat süreci öncesinde ve sonrasında partinin izlediği politikalardan rahatsız olan bir ekip, RP yerine kurulan Fazilet Partisi’nde (FP) 14 Mayıs 2000’de gerçekleşen kongrede Genel Başkan Recai Kutan’a karşı Abdullah Gül liderliğinde parti içi iktidar mücadelesine girip kaybetmiştir.
Kutan liderliğindeki FP’nin yine AYM tarafından kapatılmasından sonra bu ekip, Milli Görüş geleneği ile yolları ayırmış ve 14 Ağustos 2001’de AK Parti’yi kurmuştur.
Bu açıdan Özel’in kuracağı partinin kuruluş süreci ile AK Parti’nin arasında fark açıktır.
Ancak bu nokta başka ama önemli temel bir farkı da ifade etmek gerekmektedir. O da beğenelim, beğenmeyelim AK Parti’nin kuruluş sürecini bir “kadro hareketi” olması kadar aynı zamanda bir “fikir hareketi” de olmasıdır. Nitekim bu fikir de kendini "muhafazakâr demokrat" olarak tanımladı.
Bu durum, Özel ve ekibinin dikkate alması gereken bir noktadır.
AK Parti kuruluş süreci siyasi olarak vitrinde olan bir kadronun taşıyıcılığına dayansa da; bunları destekleyen çoğulcu bir mutfak ve o mutfakta üretilen siyasal fikirler, programın varlığıdır.
Nitekim bunu AK Parti kuruluş süreci partinin siyasi yelpazedeki yerinden ülkedeki temel sorunlara nasıl baktığına dair yaklaşımlarını başta Ömer Çelik olmak üzere kuruluş ve sonraki süreçte Erdoğan’ın yanında olan entelektüellerin köşe ve yorum yazılarından tüm kamuoyu bilgilenmişti.
Dönemin AK Parti’si 2001’de yaşanan ekonomik krizden etkilenenleri, 28 Şubat sürecinde yaşanan ant-demokratik uygulamalarından rahatsız olanları ve ANASOL-M hükümetinin başlattığı AB sürecini sahiplenmesi ve toplumun farklı kesimleri ile kurdukları taşıyıcı koalisyonla iktidara yürüdü ve başarılı oldu. Yani AK Parti’yi iktidara getiren toplumsal talepler olmuştur.
AK Parti gibi bütün o isimler de, bugün düşünsel olarak yazdıklarından farklı konumda siyaset yapsalar da, bu partinin kuruluş sürecinin bir fikir hareketi olmaktan çıkarmıyor.
YENİ PARTİ'NİN MUTFAĞI DA GÜÇLÜ OLMALI
CHP’yi ve yeni parti çalışmalarını yakından takip etmeye çalışan biri olarak, bu süreçte böylesine bir çalışmaya açıkçası şahit olmadım. Ama bu böylesine bir çalışma olmadığını göstermez sadece bu çalışmanın kapalı devre yürütüldüğünü gösterir.
Bu noktada olması gereken yeni partinin siyasal konumundan temel politikalarına kadar pek çok konunun kamusal alanda, gazetelerde, internet sitelerinde, ekranlarda yazılması, tartışılması ve zenginleştirilmesidir.
Bu entelektüel kapasite parti içinde de, parti çeperinde var. Bütün mesele bunları harekete geçirecek bir siyasallaşmadır.
Toplum 2001-2002 döneminde olduğu gibi bir önceki yazıda tartıştığım iktidar yorgunu ve yaşadıkları zorlukları geride bırakmak ve bu ülkenin değişmesini talep ediyorlar.
Özel’in yeni partisi bunu başarmaya en güç adaydır. Bütün mesele bu talebi duymak kadar onu taşıyacak kadro, söylem ve düşünsel birikimi ortaya koymaktır.
Bu durum, Özel ve ekinin dikkate alması gereken bir noktadır.
AK Parti kuruluş süreci siyasi olarak vitrinde olan bir kadronun taşıyıcılığına dayansa da; bunları destekleyen ciddi bir mutfak ve o mutfakta üretilen siyasal fikirler, programın varlığıdır.
Nitekim bunu AK Parti kuruluş süreci partinin siyasi yelpazedeki yerinden ülkedeki temel sorunlara nasıl baktığına dair yaklaşımlarını başta Ömer Çelik olmak üzere kuruluş ve sonraki süreçte Erdoğan’ın yanında olan entelektüellerin köşe ve yorum yazılarından tüm kamuoyu bilgilenmişti.
Dönemin AK Parti’si 2001’de yaşanan ekonomik krizden etkilenenleri, 28 Şubat sürecinde yaşanan ant-demokratik uygulamalarından rahatsız olanları ve ANASOL-M hükümetinin başlattığı AB sürecini sahiplenmesi ve toplumun farklı kesimleri ile kurdukları taşıyıcı koalisyonla iktidara yürüdü ve başarılı oldu. Yani AK Parti’yi iktidara getiren toplumsal talepler olmuştur.
AK Parti gibi bütün o isimler de, bugün düşünsel olarak yazdıklarından farklı konumda siyaset yapsalar da, bu partinin kuruluş sürecinin bir fikir hareketi olmaktan çıkarmıyor.
YENİ PARTİYİ KİMLER TAŞIYACAK?
CHP’yi ve yeni parti çalışmalarını yakından takip etmeye çalışan biri olarak, bu süreçte böylesine bir çalışmaya açıkçası şahit olmadım. Ama bu böylesine bir çalışma olmadığını göstermez sadece bu çalışmanın kapalı devre yürütüldüğünü gösterir.
Bu noktada olması gereken yeni partinin siyasal konumundan temel politikalarına kadar pek çok konunun kamusal alanda, gazetelerde, internet sitelerinde, ekranlarda yazılması, tartışılması ve zenginleştirilmesidir.
Bu entelektüel kapasite parti içinde de, parti çeperinde var. Bütün mesele bunları harekete geçirecek bir siyasallaşmadır.
Bir önceki yazımda tartıştığım gibi toplum, 2001 ekonomik krizi başta olmak üzere 1990'ların ortasından itibaren yaşananlardan dolayı siyaset yorgunuydu ve içinde oldukları zorlukları geride bırakmak ve bu ülkenin değişmesini talep ediyorlardı. 3 Kasım 2002 seçim sonuçları toplumun bu talebinin siyasete yansıması oldu.
Bugün koşullarında Özel’in yeni partisi bunu başarmaya en güç adaydır. Statükoya karşı değişimi savunan, toplumdan gelen talebi duymak kadar, onu siyasete taşıyacak kadro, söylem ve düşünsel birikimi ortaya koymaktır. Bu da taşıyıcı siyasiler kadar, çoğulcu ve güçlü bir mutfak ve orada üretilenlerin topluma taşıyacak siyasilerle mümkün olur.
Sonuçta yeni olan ancak fikri olursa kalıcı olur.
Odak Noktası 24 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar

