Geçtiğimiz gün Çankaya Belediyesi’nin önünde, tutuklanan Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’e destek için düzenlenen mitingdeydim. Mitingin doğal bir parçası olmanın ötesinde, içimde sosyolojik bir merak vardı: "Sokak, bugün ne hissediyor? Yeni bir partiye, beklenen değişime toplumun siyasi hafızası gerçekten hazır mı?"
Çankaya örgütü, CHP tabanı içinde kendine has, dışarıdan gelen fikirleri öyle kolay kolay kabul etmeyen, oldukça dirençli ve "zor" bir örgüttür. Bu yüzden orada, kalabalığın arasında üyelerle tek tek sohbet edip, onların o kemikleşmiş reflekslerinin ötesinde ne beklediklerini anlamaya çalışmak benim için kritikti.
Gördüğüm manzara, tahminlerimin ötesinde bir dönüşüm arzusuna işaret ediyordu. 19 Mart’tan bu yana Ekrem İmamoğlu ile başlayan bu süreçte, Özgür Özel’in kararlılıkla verdiği mücadelenin halkta ciddi bir karşılık bulduğunu bizzat gözlemledim. O gün orada yaptığım sohbetler bana büyük bir umut verdi. Türkiye’de iktidarın değişebileceği ve bunun ancak bu şekilde, yeni bir vizyon ve kapsayıcı bir hatla başarılabileceği bilinci artık kemikleşmiş durumda. Milletin bu iki ismin arkasında estirdiği rüzgarın, kurulacak yeni partiyle birlikte çok daha güçlü bir fırtınaya dönüşeceği hissediliyor.
Ancak sahadaki o coşkunun altında, zihnimi kurcalayan teknik bir düğüm de vardı. Siyasetin en büyük "ayna" sorusu şuydu: "Yeni parti kurulduğunda, örgütler geçiş yaparken mevcut statülerini ve konumlarını korumak isterse ne olacak?"
Biliyoruz ki, eğer ekipler olduğu gibi yeni yapıya taşınırsa, eski teşkilat yapısı ile yeni oluşum arasında bir "alan çatışması" yaşanması kaçınılmazdır. Bu durum, kapsayıcılık hedefiyle yola çıkan bir hareketin daha en başında "eski" kodlarına hapsolması demek. Fakat örgüt üyeleriyle derinleştikçe aldığım cevaplar, beklediğim o savunmacı reflekslerden oldukça uzaktı.
Burada, Çankaya’nın o köklü siyasi geleneğini bir ağacın ana gövdesine benzetirsek; üyelerin tavrı şunu gösteriyor: Kimse o kökleri inkar etmiyor; ancak o güçlü köklerden gelen besinin, artık dar gelen kabuğu kırıp yeni bir gövdeye, yeni bir güneş arayışına taşınması gerektiğinin farkındalar. Asıl mesele, eski gövdenin kuruması değil; yeni sürgünün meyve vermesi için toprağın bereketini doğrudan iktidarla olan mücadeleye kanalize edebilmek.
Konuştuğum insanlar, mücadelenin "eski ile yeni" arasında bir iç hesaplaşmaya dönüşmemesi gerektiğinin bilincindeler. Enerjilerini statü kavgalarına değil, iktidara karşı verilmesi gereken o büyük mücadeleye odaklamaya hazırlar. Eski teşkilat disiplini ile yeni siyasetin dinamizmini birleştirmek, ortak bir amaç etrafında buluşmak istiyorlar.
Bu bir "ayrışma" arzusu değil, aksine bir "genişleme" bilinci. Eğer bu hareket, içerideki o kaçınılmaz koltuk ve statü kaygılarını yönetebilir ve o "dışarıya kapalı" yapısını her kesimi içine alan bir kapsayıcılığa evriltebilirse, sonuçları sandığımızdan çok daha etkili olabilir.
Sokağın sesi, teşkilatın disipliniyle birleştiğinde; Türkiye siyasetinin aradığı o yeni yol, belki de tam da burada, Çankaya’nın o zorlu köklerinden beslenen taze filizlerde gizli.

