Devrim Barış Çelik
Devrim Barış Çelik Kimileri için siyasi transferler demokratik hayatın doğal bir parçası olarak görülebilir; ancak ideolojik kopuş, seçmen iradesinin gaspı ve siyasi meşruiyetin zedelenmesi söz konusu olduğunda, bu eylemler siyasetin kirlenmesine yol açar. Çerçioğlu ve Köksal örneğinde değerlendirdiğimiz ama sayıları yirmiyi geçen belediye başkanlarının AKP’ye geçişini yalnızca bir parti değişikliği olarak görmemek; yerel yönetimlerde kurulan çıkar ilişkilerinin merkezi iktidarla bütünleşmesinin ötesinde, yönetici elit ve kurumsal kapasite ile birlikte siyasal yozlaşmanın güncel bir pratiği olarak değerlendirmek gerekir. Bu tür siyasi patolojik vakalar, alınan emanetin suistimali, siyasi erozyon ve “siyasi ahlaksızlık” olduğu kadar, siyasal çürümenin primer semptomlarıdır.

Murat Aksoy AK Parti, güç elinde iken o gücü sonuna kadar kullanmakta kararlı ve bunu günü kurtarmak için yapıyor. Her gün, sonraki günün kendilerini yeniden iktidara taşıyacak bir mucizeyi bekleyerek yapıyorlar. Ancak bu yapılanların yanlış olduğunu parti içinden kimi siyasiler kamuoyuna açık, kimi siyasiler özel alanda birbirlerine itiraf ediyorlar. Sadece onların değil, samimi olarak AK Partiye oy vermiş insanların bu noktada ellerini vicdanlarına koyup kendilerine şu soruyu sormalarında yarar var; tüm bu yaşananlar ahlaki ve vicdani olarak ne kadar kabul edilebilir?

Sezin Öney Rusya’nın son bağımsız ekranı TV Rain’in (Dozhd) 2022’de kararan görüntüsü, sadece bir kanalın susturulması değil, "yönetilen demokrasi"den "açık baskı rejimine" geçişin sarsıcı bir sembolüdür. Vladimir Putin’in karşısında sandığa küsen %43’lük devasa kitlenin çaresizliği, bağımsız medyanın yok edildiği bir iklimde muhalefetin nasıl "kontrollü bir dekora" dönüştüğünün en somut kanıtıdır. "Yabancı ajan" yaftasıyla vebalı hale getirilen gazetecilerin stüdyoyu terk ederken yayına verdikleri Kuğu Gölü balesi, bir toplumun zihinsel kaçış alanlarının tamamen kapatıldığının dilsiz ve tarihi bir ilanıdır. Türkiye’nin de benzer bir "Mariana Çukuru"na doğru pikniğe gider gibi ilerlediği bu süreçte, Tele1’e yapılan baskılar ve Merdan Yanardağ’ın tutuklanması, otoriterleşmenin o sonsuz dip noktasına giden yoldaki kritik basamaklardır. Halk TV etrafında dönen tartışmaların yarattığı aldatılmışlık hissi, toplumun siyasetten koparak "iç sürgünlere" çekilmesine ve Rusya’daki o meşhur "çaresizler kulübü"nün birer üyesi haline gelmesine yol açmaktadır.

Kübra Evliyaoğlu Türkiye’de zaman uzun bir süredir akıyor gibi görünse de, aslında bizler her sabah aynı sahneye uyandığımız, isimlerin değiştiği ama rollerin sabit kaldığı bir illüzyonun içinde yaşıyoruz. Bir deney faresinin çemberindeki gibi kararlı adımlarla koşarken, bacaklarımızda hissettiğimiz o gerçek yorgunluğun bizi hiçbir yere vardırmadığını fark etmek için bazen durup çemberin dışına bakmak gerekiyor. Nietzsche’nin Surlej’deki bir göl kıyısında "şimşek gibi" çakan ebedi dönüş fikri, tam da bu noktada karşımıza çıkıyor: Eğer her acı, her karar ve her zam aynı sırayla sonsuz kez geri dönecekse, bugün yaşadıklarımız sadece siyasi bir süreç değil, sonsuz bir ağırlık taşıyan varoluşsal bir sınavdır.

Göktuğ Çalışkan Trump ikinci döneminde Tayvan’a “daha belirsiz” yaklaştığı artık Amerikalı analistler tarafından da açıkça söyleniyor. Bu belirsizlik Pekin için bir fırsat. Taipei için ise kronik bir güvensizlik. Ama bu güvensizliğin bedeli siyasi olmanın yanında insan hayatlarına da dokunan önemli bir durum. Zirve sona erdikten sonra iki lider de ortak bir basın açıklamasında büyük ihtimalle barıştan, istikrardan ve iş birliğinden söz edecek. Tayvan adı ya anılmayacak ya da tek bir cümleyle geçilecek. Taipei zaferin mi, yenilginin mi geldiğini anlamak için satır aralarını okuyacak. Tarihin her büyük virajında küçük devletler bu okumayı yapmak zorunda kalmış; bu sefer de farklı olmayacak.

Armağan Öztürk Alatlı’ya göre batı dünyasının bugünkü durumu ve geriye kalan toplumlar üzerindeki batı tahakkümü ayrıca tartışmaya açılmalıdır. Batı dünyasına yönelik eleştiriler sistematik bir şekilde formüle edildiğinde karşımıza şöyle bir manzara çıkar: Öncelikle ABD halkının bencilliği, vurdumduymazlığı ve ırkçılığını insanlık için büyük bir sorun olarak görür yazarımız. ABD’deki ahlaki aşınma tüm dünyayı olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Ayrıca Amerikan popüler kültürünün medya, sosyal medya ile Hollywood üzerinden yarattığı yönlendirici algıya da şiddetle itiraz edilmelidir. Eğlence sektörü ve iletişim istihbarat servisleri tarafından manipüle edilmektedir. Batıyla diğer toplumlar arasındaki ilişkiyi asimetrik bir şekilde kuran ve tüm kültürleri batının alt kompartımanına dönüştüren Amerikan kültür endüstrisi emperyalizmin araçlarından biri gibi sonuç doğurmaktadır.

Çağhan Uyar CHP’nin 1935’teki parti kurultayı Kemalist ideolojinin “ortaya çıktığı” keskin bir an olmaktan öte uzun bir tarihsel yolculuğun geriye dönük kendisini sistematize etmesini ifade eder. 1920’lerde Kemalizm, Anadolu’daki millici hareketi simgelerken 1930’lardan itibaren söz konusu pratik mirasın düşünsel bir çerçeveye oturtulması ihtiyacı hâsıl olmuştur. Millî Mücadele ruhu ve inkılâpçı arayışların buluştuğu noktada Türk Devrimi’nin ideolojisi anlamındaki Kemalizm meydana gelmiştir. 1935 Kurultayı, yeni ve resmî nitelikli Kemalizm anlayışını Altı Ok üzerinden sistematik hale getirerek CHP’nin temsil ettiği siyasal hatta uzun erimli ideolojik dinamizm yüklemiştir.

Akın Özçer Gerekli gördüğüm kimi zorunlu anayasa değişiklikleriyle ilgili üçlü denemem burada sonlanıyor. Anımsanacağı gibi, ilki anayasanın birçok hükmünün uygulanmamasından kaynaklanan sorunların çözümü için önerdiğim anayasa değişikliklerinden oluşuyordu. Bir öncekiyle birlikte bu yazımıysa, birçok demokratik ilke ve temel hak ve özgürlüğün sosyal boyutunu göz önüne alarak kaleme aldım. Örneğin demokratik hukuk devletinin belkemiğini oluşturan “kanun önünde eşitlik” ilkesi sosyal boyutundan yoksun kalırsa pek anlam taşımıyor. Tam bir eşitlik için herkesin en azından asgari yaşam şartlarına sahip olması da gerekiyor. Ekonomik ve sosyal alanlarda önerdiğim anayasa ilkeleri bugün belki birçok demokratik hukuk devletinde bulunmuyor. Hatta kimileri ekonomi yönetimlerine aşırı müdahale olarak da algılayabilir ama adil gelir dağılımı demokratik sosyal hukuk devletinin olmazsa olmazı kuşkusuz.

Hakan Tahmaz İktidar partisi ve devlet aklı, PKK’nin silahlı varlığına son verme kararının gerçekleşmesinde en güçlü kolaylaştırıcı unsur olabilecek Kobani Davası’ndaki hukuk dışı uygulamalara son verme ve TBMM Milli Birlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu raporunun 7. maddesindeki çağrıya uyma konusunda ayak direyerek süreci yürütmek istiyor. Bu durum, PKK’nin silahsızlandırılmasının taşıdığı tarihsel değerin yeterince kavranamadığını gösteriyor.

Gönen Orhan Katılımcı Bütçe yasal form olarak, ülkemizdeki, gerek merkezi gerekse yerel yönetim yasalarında doğrudan yer almasa da, uygulanmasının önünde hukuki ve teknik bir engel olmamasıyla bir fırsat olarak önümüzde duruyor. Porto Alegre’den 30 yıl sonra olsa da Türkiye’de de farklı ölçeklerde yaygınlaşmaya başlayan bu uygulama, yerel yönetimlerin yerinden ve özerk olmasına katkıda bulunabilecek en önemli araçlardan biri olarak yolumuzu açıyor. Bağlar Katılımcı Bütçe Modeli bu yolun önemli kilometre taşlarından biri olarak birlikte yapabileceğimiz rol modellerin arasına girerek yerel yönetimlerin kazanımı olmuştur. Darısı diğer belediye, il özel idaresi ve köy yapılanmalarına…

Zülfü Hayat Çınar Bir reklamda "köpek annesi" olmanın devlet tarafından böylesine büyük bir tehdit olarak görülmesi, heteronormatif ailenin kutsallaştırılmadı genç bir feminist olarak her sayfasında kriz geçirerek okuduğum feminist distopyalardan fırlamış gibi... Kadınların sadece üreme kapasitelerine göre "makbul" sayıldığı, çocuk vermeyenlerin ise sistemin dışına itildiği o kurgusal Gilead dünyaları, artık kitap sayfalarından taşıp gündelik hayatımıza sızdı. Bugün "köpek annesi" olmak, yarın ise çocuk sahibi olmamayı seçmek Aile Bakanı tarafından "kabul edilemez" bir sapma olarak kodlanıyor. Oysa gerçek mutluluk, devletin bize çizdiği o dar koridorlarda değil; her birimizin kendi hayatını ve sevgisini özgürce tanımlayabildiği bir toplumda saklı.

Büşra Taşkıran Günümüzde Türkiye’de de algoritmaların hakim olduğu sistemler ile hukuki süreçler yürütülüyor ve yapay zekâ sistemlerinin yargıya entegrasyonu için adımlar atılıyor. Gün geçtikçe algoritmalar ve yapay zeka, kamusal yetkinin tam merkezine konumlanıyor. Önemli davalara atanan hakim tartışmaları uzun süredir siyasi gündemimizdeyken artık algoritmaları ve yapay zekanın yargıdaki rolünü konuşmamız gerekiyor. Polonya’da ki gibi benzer bir bilgi edinme başvurusu yapılabilir ama cevap alınabilir mi emin değilim çünkü TBMM'nin 2024 Genel Raporu'na göre kamu kurumlarına yapılan yaklaşık 2 milyon 53 bin bilgi edinme başvurusunun yüzde 16'sı reddedildi. Bu çok yüksek bir rakam. Davalara atanan hakimler kader mi, algoritma mı?

Bahattin Yücel Türkiye’de siyaset bu yıl mayıs ayını hayli hareketli geçiriyor. İktidar ile muhalefet arasındaki gerginliğin, odak noktasında darbe tartışmaları yer aldı. Ancak bu kez farklı; CHP’ye askeri değil sivil darbe yapıldığı iddiası gündemde. Muhalefetin zamanında gereken tepkiyi vermediği, bu sürecin başlangıcı 2017 yılına uzanıyor. YSK o yıl yapılan anayasa oylaması henüz bitmeden aldığı bir kararla; yaklaşık 2,5 milyon mühürsüz oy pusulasını geçerli saymıştı.

Yüksel Işık İktidar da çözümü, “çamur atmak”ta buluyor. Birbirini tanıyan iki insanın, para alışverişine ilişkin iddianın, “bir poşetin içinde ve bahçe duvarı” gibi saçma sapan açıklamalarla anlatmak, haysiyet cellatlığına soyunmaktır. Özgür Özel, iktidarın baskısına karşı mücadele ediyor. Mücadele edenin yanında durmak, ona siper olmak, tarihsel sorumluluğumuzun gereğidir. …Ve tarih, mücadele edenleri yazar.

Yeni Arayış Hükümet son birkaç yılda akademiyi “yanlış” Batı entelektüel çerçevelerinden (yargı bağımsızlığı, güçler ayrılığı gibi) arındırmaya ve bunların yerine vatanseverlik, parti ideolojisi ve ulusal güvenlik vurgusu yapan kavramlarla değiştirmeye çalışıyor. ABD’nin gerilediği teması, politika belgelerinde, siyasi liderlerin konuşmalarında ve etkili Komünist Parti dergilerinde tekrar tekrar onaylanıyor; artık bazı ana akım akademisyenler tarafından da dile getiriliyor. Eskiden sıradan Çinlilerin çoğu bu söylemi propaganda olarak görmezden gelirdi. Ancak son anketler ve çalışmalar, özellikle genç Çinlilerin bu anlatıya giderek daha fazla inandığını gösteriyor.

Eser Karakaş Fenerbahçe’nin sorunu kötü yönetimin, kötü tercihlerin adeta bir gelenek haline gelmiş olması; Türkiye de çok kötü yönetiliyor, sonuç da ortada, her küresel endekste en kötü noktalardayız, Erdoğan ve ekibi de bir gelecek hedefi koyamıyorlar artık, AB tam üyeliği gibi mükemmel bir hedef koydukları günlerde çok başarılı idiler, hedef kaybolunca da durum ortada. İşte tam da bu nedenden yazının başlığında “Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım ile biz mukayesesi” yapmak istedim.

Elif Bengisu Bir şehir sadece yollarla kurulmaz. Güven duygusuyla kurulur. İnsan ölçeğiyle kurulur. Koruyucu alanlarla kurulur. Eğer kent bunu sağlayamıyorsa, ne kadar modern görünürse görünsün eksiktir. Belki de artık mimarlığın yönünü yeniden düşünmek gerekiyor. Daha fazla bina üretmek yerine daha iyi yaşam üretmek. Daha yüksek yapılar yerine daha sağlıklı kentler kurmak. Daha gösterişli projeler yerine daha koruyucu sistemler tasarlamak.

Murat Kartalkaya 2017 yılında 130 puanı gördükten sonra 2018 yılında fena zıplamıştı ama, 2009 yılında 170 puanları gördüğü halde döviz yerinde saymıştı. 2009 yılında Mortgage krizi sonrası Türkiye’ye döviz yağmıştı. Bugün çok da iştahlı değiller gibi. İmamoğlu ve Körfez Savaşı sırasında anında toz olan dövizi gördük. Bir kısmı geri geldi ama geliş durdu gibi. Ters bir harekette hepsi kaçıverirse 106 puan bile canımızı yakar. Döviz girmeye başlarsa 130 puanları da görsek bir şey olmaz. Yalandan ihracat patladı, çatladı demeye, güçlü rezervlerle övünmeye devam ederiz.

Göktuğ Çalışkan İki lider de Pekin’den eli boş ayrılmak istemeyecek. En olası sonuç, her konuda kısmi bir çerçeve anlaşması ya da “çalışma grupları” kurulması kararıdır. Yani somut adımlar değil, diyaloğun devam ettiğini gösteren bir takvim gibi bir sonuç ortaya çıkabilir. Trump-Xi görüşmeleri tarihsel olarak dramatik duyurularla başlayıp yavaş ilerleyen süreçlere dönüşüyor. Bu sefer fark şu: Masada İran savaşı var ve her iki taraf için de zaman baskısı gerçek. Pekin öncesinde çözümsüz kalan Hürmüz meselesi, zirveye giden yolun en kısa özeti: Trump bir sorunla gidiyor ve Xi’nin anahtarı elinde tuttuğunu biliyor.

Murat Aksoy Bugün içinde olduğumuz koşullarda, iktidar/devlet eklemlenmesine karşı olan, mevcut düzenin değişmesi gereğine inanan tüm siyasi ve toplumsal muhalefetin siyaset eksenli bir koalisyon kurması gerekiyor. Bu koalisyon asgari bir hedefte buluşma ama en önemlisi de bunun için samimi bir diyalog başlatılmasına ve bunun sürdürülmesini zorunlu kılar. Tekrar etmek gerekir ki, evrensel ölçülerde siyaset ancak evrensel ölçüde bir koalisyonu zorunlu kılar. Bunu başarmak ise küçük iktidar hedefi olmayanların eşdüzeyli, samimi ve açık bir ilişkiyle başlayabilir.















































