Murat Aksoy
Özgür Özel CHP Genel Başkanı Özgür Özgür Özel’in, iktidarın artan baskısı ve yargı operasyonları karşısında CHP’nin demokrasi mücadelesini anlattığı yazısı Journal of Democracy’de yayımlandı. Özel: "Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimi, iktidarda kalmak için demokratik bir yol kalmadığını fark ettikçe daha da baskıcı hale geldi. Ancak biz kararlılığımızda birleşmiş durumdayız ve Türkiye’yi halkına yakışır bir demokratik cumhuriyet yapmakta kararlıyız" diye yazdı.

Erdem Bağcı Türkiye, 2026–2027 döneminde kısa vadeli dış borç açısından akut bir kriz içinde değildir; ancak kırılgan bir denge üzerinde bulunmaktadır. Bu dengenin sürdürülebilirliği, büyük ölçüde rezerv birikimi, dış finansman erişimi ve politika güvenilirliğine bağlıdır. Bu alanlarda iyileşme sağlanabilirse döviz darboğazı riski sınırlı kalacaktır; aksi durumda ise kur şoku üzerinden yeni bir kriz döngüsünün ortaya çıkma ihtimali devam edecektir.

Ali Kılıç Türkiye’nin vergi politikası üzerinden Avrupa’da başlattığı tartışma, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir anlam taşımaktadır. Bu gelişme, bir yandan Türkiye’nin uluslararası görünürlüğünü artırırken, diğer yandan iç siyasetteki asimetrik yapıyı daha belirgin hale getirmektedir. Erdoğan’ın attığı adımlar küresel ölçekte yankı bulurken, muhalefetin bu yankıya karşılık verecek stratejik derinliği henüz ortaya koyamaması, mevcut dengenin neden değişmediğini de açıklamaktadır.

Elif Bengisu Mimarlık tek başına çözüm değil. Bir yapının içinde bulunduğu toplum ne kadar kırılgansa, o yapı da o kırılganlıktan etkilenir. Şiddet, güvensizlik, belirsizlik… Bunlar mekânın dışında başlar. Ama mekân, bunların nasıl yaşanacağını belirler. Bu yüzden mimarlığın sorumluluğu büyüktür. Çünkü her şey bir mekânda gerçekleşir. Ve o mekânın nasıl tasarlandığı, yaşanan olayın sonucunu doğrudan etkiler. Bugün geldiğimiz noktada mimarlık şu soruyla yüzleşmek zorunda: Biz ne üretiyoruz? Bina mı, yoksa yaşam mı? Eğer ürettiğimiz şey insanı korumuyorsa, o yapı ne kadar başarılı sayılabilir?Çünkü en basit hâliyle gerçek şu: Mimarlık insanı korumuyorsa, aslında hiçbir şey yapmıyordur.

Seda Aktaş Müzik, sinema ya da moda endüstrisinde de sıkça gördüğümüz gibi, birçok estetik unsur zamanla bağlamından koparılarak direniş aracı olmaktan çıkarılabilir. Başlangıçta bir kimlik dili, bir kültürel metin ve hafıza taşıyıcısı olan bu pratik, kölelik ve diaspora tarihinde politik bir anlam kazanmış, daha sonra ise estetik bir moda unsuruna dönüşmüştür. Bu süreçte sembol tamamen ortadan kalkmaz, ancak anlamı nötralize edilir ve kültürel olarak ehlileştirilir.

Göktuğ Çalışkan Suudi Arabistan küresel petrol piyasasındaki kaldıraç gücünü koruyacak; ancak bu gücün etkinliği artık daha kırılgan bir zemine oturuyor. BAE çıkışı, OPEC’in koordinasyon kapasitesini fiilen zayıflatırken Riyad’ın kendi üretim kararlarını daha az ortaklaşmış, dolayısıyla daha az öngörülebilir bir çerçevede almasına yol açacak. Bunu telafi etmek için Suudi Arabistan’ın Rusya ile mevcut koordinasyonunu pekiştirmesi ya da Çin ile ikili enerji anlaşmalarını derinleştirmesi kaçınılmaz görünüyor.

Yeni Arayış Daha akıllıca yol, Türkiye’nin NATO ve Avrupa’ya daha fazla yaslanması ve kendi hava ve füze savunma sistemlerini güçlendirmesidir. Uzun vadede Türkiye’nin savunma sanayisinde kendi kendine yetmekten başka seçeneği yoktur. Kısacası, Türkiye’nin içerde Kürtlerle istikrarı korumasını, sınırlarını güvence altına almasını ve enerji-ticaret bağlantılarında bölgesel bir ağ merkezi haline gelmesini sağlayacak tutarlı bir stratejiye ihtiyacı var.

Murat Aksoy İBB Davası'nda etkin pişmanlık dilekçesi veren Adem Soytekin'in verdiği, "Ekrem Bey tarafından Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süreciyle başlayan, öncelikle İBB Başkanlığı sonrasında Cumhurbaşkanlığı için gerekli sermayeyi toplamak amacıyla kurulan, Beylikdüzü'nde temelleri atılıp İstanbul'un tamamına yayılan çıkar amaçlı suç örgütünün tüm yapısı ve faaliyetleri hakkında bildiğim, gördüğüm ve dahil olduğum tüm olayları anlatarak etkin pişmanlıktan faydalanmak istiyorum" şeklindeki ifadesini kendisen sorun duruşma savcısına; "O beyan şöyle sayın savcım, nasıl, oradaki beyanı ben bir şablon olarak gördüm, o ifade bana ait değil. Ben onu şablon olarak gördüm, bana sorulan bir soru olduğunu…. Yani yoksa ben nereden bileyim 2014'te Beylikdüzü’nde Ekrem Bey'in aday olacağını veya aday gösterileceğini? Nereden bileyim? Gidecek aday gösterilecek, gidecek Ekrem Bey 2024'te seçilecek, sonra Cumhurbaşkanı olacak falan... Yani o biraz hayalperest bir şey olur. Dolayısıyla ben onu bana sorulan şablon soru gibi anladım.” diye cevap verdi. Oysa bu suçlam İBB İddinamesinin bir anlamda temeli niteliğinde...

Kübra Evliyaoğlu 1 Mayıs alanlarda toplanmaktır, evet. Ama aynı zamanda alanlarda toplanmanın neden artık eskisi kadar anlam taşımadığını da sormaktır. Törenleşen her şey, bir gün kendi anlamını kemirmeye başlar. Slogan da böyledir, bayrak da, hatıra da. Bir şey çok tekrarlandığında güçlenmez her zaman; bazen sadece kabuğa döner. İçi boşalmış bir kabuğa… Yine de kabuk, bütünüyle ölü değildir. Bazen içinden yeni bir şey çıkar. O yüzden mesele gitmemek değil; giderken neyi kaybettiğimizi, neyi yeniden kurmamız gerektiğini bilmektir. Mesele alana varmak değil yalnızca; o alana varan insanın içindeki ataletle de hesaplaşmasıdır.

Armağan Öztürk Siyasi hayat fazlasıyla lümpenleşti. Siyasetçi kalitesi de düştü. Yaşanan bu büyük erozyon siyaset bilimini de etkiliyor. Olguların kuramsal derinliğinin azaldığı bir dünyada bilim insanları da üzerinde çalıştıkları konuların mental, felsefi ve ideolojik sınırlarına hapsoldu. Siyasi hayat için daha uzun soluklu bir değerlendirmeye ihtiyaç var. Ancak siyaset bilimcilerinin eski parlak günlerine dönmesi siyasetçiler, siyasi partiler, medya ve sosyal medyayla aralarına mesafe koymasına sıkı sıkıya bağlı.

Bilal Sambur Otoriteryanizm, totaliteryanizm ve doğmatizm çözüldüğünde ve çöktüğünde doğan şey, boşluk ve hiçlik değildir. Doğan varlık, insandır. Devlet, siyaset, hukuk ve eğitim doğmatik olandan arındığı ve ayrıldığı zaman ortaya çıkan şey, yıkım değil, özgürlüktür. Hakikat tekleştirildiğinde ve tekelleştirildiğinde ortaya çıkan şey, medeniyet değil, bedeviliktir. Uygarlığı büyüten şey, hakikatin çoğullaşmasıdır. Uygarlık, insanı, hiçbir otoritenin kulu, kölesi, tebası ve nesnesi olarak kabul etmemektedir ve konumlandırmamaktadır. Uygarlık, insana kendi anlam dünyasını kuran, ahlakını oluşturan, yaşamını gerçekleştiren özgür birey olarak bakmaktadır. İnsanın uygarlaşması, gelişmesi ve büyümesi, yeryüzünde düşünmeyi, sorgulamayı, barışı, hukuku ve birlikte yaşamayı öğrenmesiyle başlamaktadır.

Çağatay Arslan Türkiye 2008 ABD krizinin sonrasında geliştirilen Makro İhtiyati Önlem kavramının içini önce boşaltıp sonra tamamen kumanda ekonomisi aygıtlarını dolduran Babacan-Şimşek yönetiminde emekçilerin kapitalist sistemde var olma imkanlarını kısıtladı. Araya sızan Nebati’nin pırıldayan gözlerinin hediye ettiği enflasyon ise bireysel kredi tabutunun son çivisi oldu. TOGG’a tanınan özel imtiyazlar dışında bireysel araç kredisi deryada damla kaldı. 2002 seviyesinin bile altına inen bu oran, otomotiv yan sanayiden iç talebe, istihdamdan vergi gelirlerine kadar geniş bir zinciri etkiliyor. Ekonomi bir bütündür. “Sağ çamurluk olmasın, kaput da gerek yok, stop lambasız da gideriz” mantığıyla taşıt kredisini sıfırlayabilirsiniz. Ama sonra “kamyonla tatile gitme fikrini niye beğenmiyoruz” diye sitem etmeyin.

Hakan Tahmaz Kürtlerin eşit ve demokratik yurttaşlar olarak cumhuriyete dahil edilmesini savunmak da demokrat olmanın ve çoğulcu toplumu savunmanın zorunlu bir gereğidir. PKK’nin feshi ve silahsızlandırılmasını savunmak, tutarlı bir barış savunuculuğu için tek başına yeterli değildir. Bunun yanında, Kürtlerin eşit yurttaşlık mücadelesinin ve hak ve özgürlükler mücadelesinin de savunulması gerekir. Bu noktada, demokratlık ve barış savunuculuğunun, Kürt siyasal hareketinin güncel taktiklerinin desteklenmesini gerektirip gerektirmediği sorusu ortaya çıkıyor.

Erol Katırcıoğlu Türkiye toplumu beline yakın bir yerden “kırık” vaziyette. Ortalama olarak bakarsak Kürt illeri hariç kişi başına gelir 10 bin dolarsa, bu sayı Kürt illerinde yarısı (5bin dolar) kadar. Bu da toplumun sağlıksız bir durumda olduğunu gösteren en önemli kanıttır. Bunları yazıyorum çünkü Kürt meselesini konuştuğumuz bu günlerde Türkiye’nin gerçek anlamda refah üreten bir ekonomiye, belirli bir özgürlük düzeyinin yaşanabildiği bir sosyal ve siyasi hayata sahip olabilmesi Kürt meselesini halletmesiyle mümkündür. Bir başka ifadeyle Türkiye’nin önündeki bahis, ekonominin de sosyal ve siyasi hayatın da “normalleşmesi” ancak ve ancak Kürt meselesinin çözümüne bağlıdır.

Akın Özçer CHP Genel Başkanı Özgür Özel, önceki gün partili Belediye Başkanları ile düzenlenen toplantının ardından yaptığı konuşmada, anayasaya ve hukuka aykırı kararlar veren tüm savcı ve yargıçlarla ilgili notlar alacaklarını ve “çeyiz sandığı” dediği bir sandıkta biriktireceklerini açıkladı. Seçimleri kazanmaları halinde bu sandığı açarak gereği için HSK’ya sunacaklarını belirtti. Seçimlere kadar beklemesinin nedeni Adalet Bakanı’nın başkanı olduğu HSK’nın bugüne kadar yaptığı gibi bundan sonra da ana muhalefet partisinin yargı mensupları hakkındaki şikayetlerini gündeme almayacağı çıkarımıydı kuşkusuz.

Murat Aksoy Türkiye’nin Erdoğan’ın deyimiyle bir “barış adası”, “güvenli liman” söylem ve iddiası, Körfez’den çıkan sermayenin gelmesi için yeterli midir? Kabinedeki yetkililer, iktidara yakın isim ve son olarak Erdoğan yaptığı açıklama ile bu soruya olumlu cevap vermiş görünüyor. Peki bu beklenti söylendiği kadar gerçekçi mi? Evet, Türkiye’de savaş yok ve bu haliyle barış adası olabilir ama bunun gerçekleşmesinin koşulu sadece savaşın olmaması değil. Bununla birlikte en makro düzlemde asgari bir yargı bağımsızlığına ve mülkiyet hakları güvencesine de ihtiyaç var. Ne yazık ki, bunlar Türkiye’de yeterince güçlü değil. Bu tespiti, sadece yaşadığımız gündelik pratiklerden değil uluslararası araştırma sonuçlarından da görüyoruz.

Murat Paker Erdoğan Özmen’in düşünsel katkısını üç kelimeyle özetleme eğilimindeyim: eksiklik, bağ ve vicdan. Eksiklik, çünkü insanı hiçbir zaman tam, şeffaf ve yekpare bir varlık olarak düşünmedi. Bağ, çünkü öznenin başkalarıyla, tarihle, kayıpla ve arzuyla kurduğu ilişkileri teorinin merkezine koydu. Vicdan, çünkü siyasal olanı da ruhsal olanı da eninde sonunda etik bir soru olarak ele aldı. Onun Marksizm ile psikanaliz arasındaki tekinsiz ama verimli arazide yürüyebilmesi tam da buradan geliyordu. O araziyi sloganlarla geçmedi; dikkatle, merakla, özenle yürüdü. Bence en çok da bu yüzden kalıcı olacak. Çünkü bugün gürültüsü çok ama derinliği az olan nice sesler arasında Erdoğan’ın “sessizliği” hâlâ sahici bir düşünme imkânı sunuyor.

Yeni Arayış Mahkemeler, Savaş Güçleri Kararı kapsamında, Kongre yetkilendirene kadar başkanın İran savaşındaki katılımımızı sona erdirmesini gerektirdiğine hükmetmelidir. Bu, herhangi bir idareye yasaya uyması için verilen herhangi bir mahkeme emrinden farklı olmamalıdır ve değildir. Bay Trump böyle bir emri görmezden gelebilir. Ama bu, federal yargının yasayı uygulama görevinden vazgeçmesi için bir neden değildir.

Yeni Arayış Avrupa Parlamentosu Güvenlik ve Savunma Komitesi (SEDE), son yıllarda Türkiye’nin Avrupa savunma projelerine katılımını sınırlamak önemli adımlardan birini attı. 29’a karşı 5 oy ve 1 çekimserle kabul edilen değişiklik, Ankara’yı 2028-2034 dönemini kapsayan yeni Horizon Europe programının savunma bileşenlerinden dışlıyor.

Yüksel Işık “Korkma, içindeki o yüz bin yıllık ağının, korkunun üstüne yürü, ona başkaldır. Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir... Eeeeey, insanoğlu, sen solucan, sen karınca, sen böcek değilsin… Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana… Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana.”













































