Tuğba Muslu
Tuğba Muslu Yeraltından yükselen o sese selam olsun. O sesi destekleyen tüm kahramanlara selam olsun. Sendika yöneticisi Başaran Aksu’ya selam olsun. 1886’da Spies’in sözlerini hatırlatan ve o kararlılığı devam ettiren cümleleri ne güzeldi değil mi: ‘‘Bizi gözaltına alarak, tutuklayarak bu ateşi söndüreceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz gideriz, yerimize binlerce madenci gelir. Bu kavga hürriyet ve ekmek kavgasıdır.’’ 1 Mayıs, birliğin, alın terinin ve dayanışmanın günü, kutlu olsun.

Hakan Tahmaz Mevcut bağımsız sendikaları yeni sendikal merkezi ilk nüveleri olarak değerlendirmek gerek. Bu zemin üzerinde demokratik sınıf sendikacılığı perspektifiyle ve işçi kamu emekçisi ayrımını ortadan kaldıracak bir sendikal anlayış ve iletişim- teknoloji çağının karşılık düşecek yeni örgütlenme ve mücadele tarzı ve yöntemiyle inşa edilecek çalışanların ortak yeni demokratik sendikal merkezi artık kendini dayatıyor. Mevcut yapılar milatları doldurmuş ve günün ihtiyaçlarına cevap veremez bir nokta savrulmuşlardır.

Yeni Arayış Yaygın kanıya göre, mahkemeler seçilmiş hükümetten bağımsız olduğunda, yargı demokrasinin gerilemesine karşı bir kale görevi görür. Oysa mahkemeler hükümetten bağımsız olsalar bile, yargının davranışları sıklıkla demokrasiyi baltalamaktadır. Bu makale, demokrasiyi baltalayan beş farklı yargı davranışı türünü belirlemekte ve bu davranışları açıklayan kurumsal bir teori sunmaktadır. Hakim seçme kurumları gücü tek bir aktör veya grupta yoğunlaştırdığında, mahkemenin zaptını (court capture) mümkün kılar ve demokrasiye zarar veren yargı davranışlarına yol açar. Paradoksal olarak, seçilmiş hükümet dışındaki aktörler mahkemeleri ele geçirdiğinde, yargı hükümetten bağımsız olabilir ancak demokrasiyi baltalayıcı davranabilir. Yargıç seçme gücünü dağıtan kurumsal reformlar ve demokrasi yanlısı yargı müttefiklerinin seferberliği, mahkemelerin demokrasiyi baltalamak yerine korumalarını sağlayabilir.

Doğancan Özsel Türkiye’de devletin sert ve güçlü imajı ile gündelik yaşamdaki etkisizliği arasındaki çelişkinin açıklaması burada saklı. Sistematik hukuksuzluk, adalet ilkelerini göz ardı eden keyfi uygulamalar ve yaygın yolsuzluk pratikleri aslında mevcut rejimi daha güçlü kılmıyor. En baskıcı uygulamalar eliyle devlet, otorite olmaktan tümüyle çıkıp çıplak bir zor aparatına dönüştürüyor. Bu sorunun mutlaka ve bir an önce çözülmesi şart. Zira otorite olamayan bir devlet, uzun vadede hepimiz için stratejik bir tehdit. Sorunun çözümü ise güçlü devlet imajına daha da çok iman etmekten değil, toplumsal direnci adalet ve eşitlik temelinde bir siyasi harekete dönüştürmekten ve hukuk düzenini yeniden kurarak kamuyu hesap verebilir kılmaktan geçiyor. Bu görevin de muhalefete düştüğüne kuşku yok.

Zeynep Ardıç Yıllardır çözülemeyen ve ucu yüksek mevkilere uzanan bir dosyanın, cesur bir savcı tarafından tek başına çözülebileceğine, yani sistemin buna imkân tanıyabilecek nitelikte olduğuna, inanmayı çok isterdim. Ancak bunlar maalesef bana inandırıcı gelmiyor. Yanlış anlaşılmasın, savcı Ebru Cansu’yu çok tebrik ediyorum, emeğini sonuna kadar takdir ediyorum. Eminim adaletin yerini bulması için çok uğraşmıştır. Fakat bu dosyanın ilerlemesi için tek bir savcının yeterli olmayacağını bilecek kadar tanıyoruz bu sistemi. Bu yeni yaklaşım iktidar içerisindeki kliklerin çatışmasından mı yoksa sadece Bakanı parlatma ihtiyacından mı kaynaklanıyor bilmiyorum. Ama başlıkta da belirttiğim gibi, bir çiçekle bahar gelmiyor maalesef. Türkiye’de yargı bağımsızlığını sağlamak ve adalete olan güveni yeniden tesis etmek için atılması gereken pek çok adım var. Buna, haksız yere tutuklu bulunan kişilerin serbest bırakılması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmasıyla başlanabilir.

Dicle Bozdan Kala Bugün ekonomi politikalarının başarısı; borsa verileri, rezerv düzeyleri ya da döviz kurundaki geçici sakinlik ile değil, insanların alışveriş poşetlerine ne koyabildiğiyle ölçülmelidir. Sosyal adaletin sağlanmadığı, gelir farklarının uçuruma dönüştüğü bir yapı uzun vadede sürdürülebilir değildir. Çünkü mutfaktaki sorun çözülmeden, söylemle kurulan hiçbir başarı hikâyesi insanları ikna edemez. Mesele yalnızca “ekmek” değil; o ekmeğin adil paylaşılıp paylaşılmadığıdır. Eğer bir ülkede yoksulluk sınırı ortalama bir memur maaşının birkaç katına çıkmışsa, artık yalnızca ekonomi değil, toplumsal denge de ciddi şekilde zedelenmiş demektir.

Levent Baştürk James Talarico’nu bu seçimde önemli kılan temsil ettiği yaklaşım olmuştur. O, klasik anlamda ideolojik bir figürden ziyade bir “çeviri” figürü olarak öne çıkar. İlerici politikaları, daha geniş kitlelerin anlayabileceği ve kabul edebileceği bir dile dönüştürmeye çalışır. Latino seçmenler örneğinde görüldüğü gibi, aynı kimliğe sahip olmak her zaman belirleyici değildir; asıl önemli olan ortak değerler üzerinden bağ kurabilmektir. Bu model başarılı olursa, Demokrat Parti için yeni bir stratejik yol açabilir ve özellikle zor eyaletlerde rekabeti mümkün kılabilir. Başarısız olması durumunda ise bu yaklaşım bir siyasi deney olarak kalacaktır. Ancak hangi sonuç ortaya çıkarsa çıksın, Talarico’nun denediği bu model, Amerikan siyasetinde uzun süre tartışılmaya devam edecektir.

Özgür Özel CHP Genel Başkanı Özgür Özgür Özel’in, iktidarın artan baskısı ve yargı operasyonları karşısında CHP’nin demokrasi mücadelesini anlattığı yazısı Journal of Democracy’de yayımlandı. Özel: "Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimi, iktidarda kalmak için demokratik bir yol kalmadığını fark ettikçe daha da baskıcı hale geldi. Ancak biz kararlılığımızda birleşmiş durumdayız ve Türkiye’yi halkına yakışır bir demokratik cumhuriyet yapmakta kararlıyız" diye yazdı.

Erdem Bağcı Türkiye, 2026–2027 döneminde kısa vadeli dış borç açısından akut bir kriz içinde değildir; ancak kırılgan bir denge üzerinde bulunmaktadır. Bu dengenin sürdürülebilirliği, büyük ölçüde rezerv birikimi, dış finansman erişimi ve politika güvenilirliğine bağlıdır. Bu alanlarda iyileşme sağlanabilirse döviz darboğazı riski sınırlı kalacaktır; aksi durumda ise kur şoku üzerinden yeni bir kriz döngüsünün ortaya çıkma ihtimali devam edecektir.

Ali Kılıç Türkiye’nin vergi politikası üzerinden Avrupa’da başlattığı tartışma, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir anlam taşımaktadır. Bu gelişme, bir yandan Türkiye’nin uluslararası görünürlüğünü artırırken, diğer yandan iç siyasetteki asimetrik yapıyı daha belirgin hale getirmektedir. Erdoğan’ın attığı adımlar küresel ölçekte yankı bulurken, muhalefetin bu yankıya karşılık verecek stratejik derinliği henüz ortaya koyamaması, mevcut dengenin neden değişmediğini de açıklamaktadır.

Elif Bengisu Mimarlık tek başına çözüm değil. Bir yapının içinde bulunduğu toplum ne kadar kırılgansa, o yapı da o kırılganlıktan etkilenir. Şiddet, güvensizlik, belirsizlik… Bunlar mekânın dışında başlar. Ama mekân, bunların nasıl yaşanacağını belirler. Bu yüzden mimarlığın sorumluluğu büyüktür. Çünkü her şey bir mekânda gerçekleşir. Ve o mekânın nasıl tasarlandığı, yaşanan olayın sonucunu doğrudan etkiler. Bugün geldiğimiz noktada mimarlık şu soruyla yüzleşmek zorunda: Biz ne üretiyoruz? Bina mı, yoksa yaşam mı? Eğer ürettiğimiz şey insanı korumuyorsa, o yapı ne kadar başarılı sayılabilir?Çünkü en basit hâliyle gerçek şu: Mimarlık insanı korumuyorsa, aslında hiçbir şey yapmıyordur.

Seda Aktaş Müzik, sinema ya da moda endüstrisinde de sıkça gördüğümüz gibi, birçok estetik unsur zamanla bağlamından koparılarak direniş aracı olmaktan çıkarılabilir. Başlangıçta bir kimlik dili, bir kültürel metin ve hafıza taşıyıcısı olan bu pratik, kölelik ve diaspora tarihinde politik bir anlam kazanmış, daha sonra ise estetik bir moda unsuruna dönüşmüştür. Bu süreçte sembol tamamen ortadan kalkmaz, ancak anlamı nötralize edilir ve kültürel olarak ehlileştirilir.

Göktuğ Çalışkan Suudi Arabistan küresel petrol piyasasındaki kaldıraç gücünü koruyacak; ancak bu gücün etkinliği artık daha kırılgan bir zemine oturuyor. BAE çıkışı, OPEC’in koordinasyon kapasitesini fiilen zayıflatırken Riyad’ın kendi üretim kararlarını daha az ortaklaşmış, dolayısıyla daha az öngörülebilir bir çerçevede almasına yol açacak. Bunu telafi etmek için Suudi Arabistan’ın Rusya ile mevcut koordinasyonunu pekiştirmesi ya da Çin ile ikili enerji anlaşmalarını derinleştirmesi kaçınılmaz görünüyor.

Yeni Arayış Daha akıllıca yol, Türkiye’nin NATO ve Avrupa’ya daha fazla yaslanması ve kendi hava ve füze savunma sistemlerini güçlendirmesidir. Uzun vadede Türkiye’nin savunma sanayisinde kendi kendine yetmekten başka seçeneği yoktur. Kısacası, Türkiye’nin içerde Kürtlerle istikrarı korumasını, sınırlarını güvence altına almasını ve enerji-ticaret bağlantılarında bölgesel bir ağ merkezi haline gelmesini sağlayacak tutarlı bir stratejiye ihtiyacı var.

Murat Aksoy İBB Davası'nda etkin pişmanlık dilekçesi veren Adem Soytekin'in verdiği, "Ekrem Bey tarafından Beylikdüzü Belediye Başkanlığı süreciyle başlayan, öncelikle İBB Başkanlığı sonrasında Cumhurbaşkanlığı için gerekli sermayeyi toplamak amacıyla kurulan, Beylikdüzü'nde temelleri atılıp İstanbul'un tamamına yayılan çıkar amaçlı suç örgütünün tüm yapısı ve faaliyetleri hakkında bildiğim, gördüğüm ve dahil olduğum tüm olayları anlatarak etkin pişmanlıktan faydalanmak istiyorum" şeklindeki ifadesini kendisen sorun duruşma savcısına; "O beyan şöyle sayın savcım, nasıl, oradaki beyanı ben bir şablon olarak gördüm, o ifade bana ait değil. Ben onu şablon olarak gördüm, bana sorulan bir soru olduğunu…. Yani yoksa ben nereden bileyim 2014'te Beylikdüzü’nde Ekrem Bey'in aday olacağını veya aday gösterileceğini? Nereden bileyim? Gidecek aday gösterilecek, gidecek Ekrem Bey 2024'te seçilecek, sonra Cumhurbaşkanı olacak falan... Yani o biraz hayalperest bir şey olur. Dolayısıyla ben onu bana sorulan şablon soru gibi anladım.” diye cevap verdi. Oysa bu suçlam İBB İddinamesinin bir anlamda temeli niteliğinde...

Kübra Evliyaoğlu 1 Mayıs alanlarda toplanmaktır, evet. Ama aynı zamanda alanlarda toplanmanın neden artık eskisi kadar anlam taşımadığını da sormaktır. Törenleşen her şey, bir gün kendi anlamını kemirmeye başlar. Slogan da böyledir, bayrak da, hatıra da. Bir şey çok tekrarlandığında güçlenmez her zaman; bazen sadece kabuğa döner. İçi boşalmış bir kabuğa… Yine de kabuk, bütünüyle ölü değildir. Bazen içinden yeni bir şey çıkar. O yüzden mesele gitmemek değil; giderken neyi kaybettiğimizi, neyi yeniden kurmamız gerektiğini bilmektir. Mesele alana varmak değil yalnızca; o alana varan insanın içindeki ataletle de hesaplaşmasıdır.

Armağan Öztürk Siyasi hayat fazlasıyla lümpenleşti. Siyasetçi kalitesi de düştü. Yaşanan bu büyük erozyon siyaset bilimini de etkiliyor. Olguların kuramsal derinliğinin azaldığı bir dünyada bilim insanları da üzerinde çalıştıkları konuların mental, felsefi ve ideolojik sınırlarına hapsoldu. Siyasi hayat için daha uzun soluklu bir değerlendirmeye ihtiyaç var. Ancak siyaset bilimcilerinin eski parlak günlerine dönmesi siyasetçiler, siyasi partiler, medya ve sosyal medyayla aralarına mesafe koymasına sıkı sıkıya bağlı.

Bilal Sambur Otoriteryanizm, totaliteryanizm ve doğmatizm çözüldüğünde ve çöktüğünde doğan şey, boşluk ve hiçlik değildir. Doğan varlık, insandır. Devlet, siyaset, hukuk ve eğitim doğmatik olandan arındığı ve ayrıldığı zaman ortaya çıkan şey, yıkım değil, özgürlüktür. Hakikat tekleştirildiğinde ve tekelleştirildiğinde ortaya çıkan şey, medeniyet değil, bedeviliktir. Uygarlığı büyüten şey, hakikatin çoğullaşmasıdır. Uygarlık, insanı, hiçbir otoritenin kulu, kölesi, tebası ve nesnesi olarak kabul etmemektedir ve konumlandırmamaktadır. Uygarlık, insana kendi anlam dünyasını kuran, ahlakını oluşturan, yaşamını gerçekleştiren özgür birey olarak bakmaktadır. İnsanın uygarlaşması, gelişmesi ve büyümesi, yeryüzünde düşünmeyi, sorgulamayı, barışı, hukuku ve birlikte yaşamayı öğrenmesiyle başlamaktadır.

Çağatay Arslan Türkiye 2008 ABD krizinin sonrasında geliştirilen Makro İhtiyati Önlem kavramının içini önce boşaltıp sonra tamamen kumanda ekonomisi aygıtlarını dolduran Babacan-Şimşek yönetiminde emekçilerin kapitalist sistemde var olma imkanlarını kısıtladı. Araya sızan Nebati’nin pırıldayan gözlerinin hediye ettiği enflasyon ise bireysel kredi tabutunun son çivisi oldu. TOGG’a tanınan özel imtiyazlar dışında bireysel araç kredisi deryada damla kaldı. 2002 seviyesinin bile altına inen bu oran, otomotiv yan sanayiden iç talebe, istihdamdan vergi gelirlerine kadar geniş bir zinciri etkiliyor. Ekonomi bir bütündür. “Sağ çamurluk olmasın, kaput da gerek yok, stop lambasız da gideriz” mantığıyla taşıt kredisini sıfırlayabilirsiniz. Ama sonra “kamyonla tatile gitme fikrini niye beğenmiyoruz” diye sitem etmeyin.

Hakan Tahmaz Kürtlerin eşit ve demokratik yurttaşlar olarak cumhuriyete dahil edilmesini savunmak da demokrat olmanın ve çoğulcu toplumu savunmanın zorunlu bir gereğidir. PKK’nin feshi ve silahsızlandırılmasını savunmak, tutarlı bir barış savunuculuğu için tek başına yeterli değildir. Bunun yanında, Kürtlerin eşit yurttaşlık mücadelesinin ve hak ve özgürlükler mücadelesinin de savunulması gerekir. Bu noktada, demokratlık ve barış savunuculuğunun, Kürt siyasal hareketinin güncel taktiklerinin desteklenmesini gerektirip gerektirmediği sorusu ortaya çıkıyor.










































