CHP’de mutlak butlan kararı ile göreve yeniden dönen Kemal Kılıçdaroğlu ekibinin izlediği siyaset, seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel ve ekibine yeni parti kurmaya zorluyor. Dahası bu artık siyasi bir alternatif olmaktan çıkmış zorunlu bir tercihe dönüşmüştür.
Ve bu konuda bu haftadan itibaren somut adımları görebileceğiz.
Yeni partinin gündeme gelmesinden sonra, yapılan pek çok araştırmada yeni partinin oy oranı, başarılı olup olmayacağı, potansiyel oy oranı, nasıl bir parti olması gerektiği gibi sorular soruldu ve bu araştırma sonuçları da kamuoyuna yansıdı.
Bu araştırmalar bize eğer yeni kurulacak parti; CHP 2.0 değil kurumsal parti olarak CHP’yi reddetmeyen ama onu aşan, toplumun farklı kesimleri ile taşıyıcı koalisyonlar kuran, çoğulcu temsile dayanan bir kurucu kadroyla ve buna uygun bir söylem, program ve kadroyla yola çıkıldığında yeni partinin potansiyel oy havuzunun yüzde 49-50’ye kadar ulaşacağını söylüyor. Yanılma payını yüzde 5 kabul etsek bile bu rakamlar önemlidir.
Peki bu nasıl mümkün olabiliyor, olmayan bir parti potansiyel olarak bu kadar yüksek oy alma şansına sahip olabiliyor?
BUTLAN YA DA 19 MART İLE AÇIKLAMAK KOLAYCILIK OLUR
Bu potansiyeli doğal olarak 21 Mayıs mutlak butlan kararı ve sonrasına bağlamak mümkün.
Hatta buna ek olarak 19 Mart 2025 ve sonrasında CHP’li belediyelere yapılan operasyonlara bağlamak da mümkün.
Ancak ben tek başına bu iki karara bağlamanın kolaycılık olduğunu düşünüyorum.
Neden mi?
Sonuç olarak parti yeni olsa da; sadece CHP ve tabanının değil tüm Türkiye’de yaşananların izini taşıyor. Yani yaşadığımız bir Türkiye’de kuruluyor. Ülkede yaşanan sorunlara sadece CHP’lileri değil iktidar partileri dahil olmak üzere tüm parti seçmenlerini etkiliyor. O yüzden yeni parti bu koşullarda herkesin izlediği bir parti.
Ama daha önemlisi içinde yaşadığımız toplumsal değişimin de bir sonucu.
ERDOĞAN/AK PARTİ YORGUNLUĞU
Yeni partinin oy havuzunun genişliğinde kuşkusuz en önemli nedenlerinden birisi toplumun Erdoğan/AK Parti ve muhafazakâr siyaset yorgunluğudur.
Sonuç olarak 24 yıllık uzun bir iktidar döneminden bahsediyoruz. Ve ilk ya da ikinci oylarını kullanacak geniş bir seçmen kitlesi bu parti ve iktidar ile büyüdü.
Daha önemlisi içinde oldukları Türkiye’den memnun değiller.
Bu açıdan Erdoğan/AK Parti yorgunlarının büyük bir kısmı sadece karşıtlıktan değil alternatif güçlü bir seçenek durumunda yeni partiye yönelmeleri mümkün.
Nitekim 21 Mayıs sonrasında yaklaşık 24 ile giden Özgür Özel’i karşılayan, mitinglerine katılan, ona ulaşmaya çalışanlar, destek olanlar sadece CHP’li değil hatta çoğunluğunun CHP’li olmadıklarını bile söylemek mümkün.
OTORİTERLEŞMEYE TOPLUMSAL İTİRAZ
Bununla bağlantılı ikinci neden ülkenin giderek sistem üzerinden otoriterleşmesi ve keyfiliğin kurumsallaşması olarak tanımladığım siyasi, hukuki, idari işleyişlerin ortaya çıkması.
Toplumun en az yüzde 50 ve belki de daha fazlası bu durumdan rahatsız. İktidar kurumsallaşan keyfilik ve ek baskı araçları ile toplumsal rıza üretmeye çalışsa da, bunda başarılı olamadığı için toplum iktidara alternatif, kendini ikna eden, sahici bir kadronun peşinden gitmeye hazır.
Şu önemli ki, yukarıda ifade ettiğim her iki neden yeni ortaya çıkmış değil; ülkede tarihi olan, toplumun yaşadığı, seçmen davranışının kısmen konsolide olduğu ve kendince çözüm aradığı bir durumdur.
Bu nedenleri çoğaltmak mümkündür.
Bu açıdan kurulacak yeni parti kurucularının, toplumda var olan toplumsal değişim arzusunun, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok adalet talep eden farklı toplumsal kesimler için bir umut olduğunu düşünmelerinden ve ona uygun hareket etmelerinde yarar var. Yeni parti toplumda var olan siyasal itirazı, değişim talebini ne kadar güçlü ve ikna edici biçimde sahiplenirse o kadar başarılı olur.
Bu açıdan da kuruluş süreci de dahil olmak üzere dar kadrocu anlayıştan uzak, tüm toplumda değişim isteyenlere yani topluma açılmalıdır.
Bu aşamada önemli bir nokta da, yeni kurulacak parti ile hedef başarı halinde “baba ocağına” dönmek vs. değil; elde edilecek başarılı siyasal alanı da, sistemi de yapısal dönüşümünü hedeflemek olmalıdır. Bu da bizi daha çoğulcu, katılımcı bir anlayışla yola çıkmaya zorlamaktadır. Kuşkusuz bir sürecin önemli bir parçası da parti kadar, partiyi entelektüel olarak besleyecek bir alanının açılması olacaktır.
ŞİMDİ SİYASET YAPMA ZAMANI
Yıllar önce Yeni Şafak’ta köşe yazarken Gezi sürecini, “laik kesimin siyasetle tanışması” olarak tanımlamıştım. Çünkü bizler o özgürlüğün, hakların içine doğmuş ve sahip olduklarımız için siyaset yapmak zorunda kalmamıştık. O ailelerin çocukları Gezi’de idi.
Belki artık sahip olduğumuz özgürlükler, haklar için siyaset yapma zamanı.
Ve Yeni Parti bu açıdan herkes gibi onlar için de bir fırsat.
Bu yola çıkarken şunu unutmayalım; siyaset, bizden farklı olan ile ortak bir gelecek kurma çabasıdır. O yüzden bize benzeyenlerle değil bizden farklı onlarla siyaset zor görünse de ortak geleceğin kurulmasında daha sahicidir.
Ve bunu ne kadar geniş toplumsal kesimle yaparsa, bu ülkenin gidişatı o kadar erken değişir.
Odak Noktası 23 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar

