Giriş
Temmuz ayı ortalarına geldiğimizde yine 15 Temmuz 2016 menfur darbe girişimi yıldönümü dolayısıyla çeşitli açıklamalar yapıldı. Bunların arasında yine demokrasiye ve özellikle başkanlık demokrasisine atıfla 15 Temmuz 2016 olaylarının bir demokrasi savunusunu tetiklediği de iktidar sözcüleri tarafından vurgulandı. Belki de iyiniyetle bir başkanlık demokrasisi ürettiklerini zannederek neo-patrimonyal sultanizm rejimi ihdas edildi. Ancak, 16 Nisan 2017 halk oylamasıyla kabul edilen anayasa değişikliği sonrası ortaya çıkan rejim demokratik bir başkanlık uygulamasıyla uzaktan yakından ilişkili olmamıştır. Aşağıdaki satırlarda demokratik başkanlık rejimi ki - bundan böyle kısaca başkanlık olarak bu yazıda zikredilecektir – içerik itibarıyla nedir ve ne değildir anlatılacaktır. Buna karşılık 2017’de hukuken, 2018’de de fiilen gerçekleştirilen siyasal rejim uygulamamızın ne içerikte ve uslüpta uygulandığına da işaret etmek suretiyle başkanlık rejimi ile bağlantısının olup olmadığı gösterilecektir.
Demokratik Başkanlık karşısında Sultanizm Siyasal Rejimi
a. Başkanlık Rejimi
Çağdaş dünyadaki ilk Cumhuriyet (halk egemenliği sistemi) olan ABD’nde halkoyuyla belirlenecek olan yürütme organının başkanının, kralların sahip olduğu mutlak güç ve istibdat (tyranny) potansiyeline sahip olmaması için bir demokrasi rejimi tasarlanmış, adına da Başkanlık (Presidentialism) denilmiştir.
Bağımsızlık savaşı vermiş olan Amerikan yurtseverlerinin yeni kuracakları devlette yine kendi elleriyle seçecekleri bir Başkan’ın zulmüne maruz kalmaksızın, bireysel hak ve özgürlüklerini garanti altına almak için kurdukları bu rejimin temel iki varsayım üzerine oturduğu görülmektedir. Birinci varsayım içeriği adil olmayan bir uygulama seçmenin oylarıyla adil hale gelmez. Onun için seçimle de iş başına gelse bir Başkan’ın da her zaman bir kral gibi istibdada yönelmesi mümkündür. İkincisiyse, iktidar yozlaşır ve mutlaklaştıkça yozlaşma artar varsayımıdır. Dolayısıyla ABD Anayasası’nı yazanlar Başkan’ın adil ve hakça seçimlerle göreve gelse dahi iktidarının adalet dışına çıkarak yozlaşabileceğini kabul etmişlerdir. O zaman, iktidarın devlet kurumları arasında pay edilmesi, hiçbir kuvvetin diğerinin boyunduruğu altında olmaması ve her kurumun diğerini denetlemesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Böylece, yasama – yürütme - yargının ayrı ayrı seçilmesi, eşit güçte olması ve birbirini denetlemesi için karşılıklı denge durumunda olmaları kabul edilmiştir. Bu durumda, iktidar temerküzü engellenecek ve ancak her üç kuvvet de tam olarak anlaşabilirlerse, yasalar ve kamu politikaları üretilebilecekti. Her yasa veya yasal düzenleme bireysel özgürlükleri bir ölçüde kısıtlayacaktır; ancak uygulama sonuçları kamu çıkarını geliştirdiği ölçüde bu kısıtlama hoş görülebilkecek bir ödün olarak kabul edilebilir. Siyasal seçkinler anlaşıp da yasal düzenleme yapamazlarsa o takdirde yine bireyler kendi özgür yaşantılarını sürdürmeye devam edeceklerinden, özgürlük ve haklar tehlikeye düşmeyeceklerdir. Bu anlayış kanun ve diğer düzenlemeleri özgürlükleri kısıtlayan araçlar olarak kabul etmiş, ne kadar az yasa çıkarılırsa, vatandaşların o derecede özgür olarak yaşayabileceği varsayılmıştır. Yasa ve politika yapmak istisna, yurttaşın kendi hayatını istediği gibi özgürce yaşamasıysa kural olarak kabul edilmiştir.
Philadelphia, Pennsylavania’da Bağımsızlık Savaşı ile Britanya İmparatorluğu’ndan ayrılan Kuzey Amerika’daki devletlerin temsilcileri, 1787 yaz aylarında, bu devletleri 13 eyalet (state) halinde tek bir Birleşik Devletler çatısı altında toplamak üzere çalışan bir kongre (convention) toplamışlardır. Buradaki temsilcilerden birisi olan ve daha sonra da ABD başkanı olan James Madison’ın ABD için geliştirdiği siyasal rejim önerisi en fazla ilgi görmüş, tartışılmış ve kabul edilmiştir (James Madison, Federalist Papers no. 41– 60). Bu önerinin ana fikri hükümetin üç kuvveti olan Yasama, Yürütme ve Yargı’nın birbirlerinden adeta bağımsız olacak biçimde farklı yetki ve iktidara sahip olarak oluşturulurken, aynı zamanda eşit yetki ve güçte olacakları, hiçbirinin bir diğeri veya diğer ikisi üzerinde bir imtiyazı, gücü veya yetki kullanımı söz konusu olamayacağıdır. Böylece kuvvetler birbirlerini dengeleyecek ve gerektiğinde de denetleyeceklerdir.
ABD anayasasına göre hükümetin üç kuvveti olan Yasama, Yürütme, Yargı’nın görevleri tamamen birbirinden ayrıdır. Bu kurumlardan birinin varlığı diğerlerine bağlı değildir. Her üç hükümet erkine de halkın temsilcileri doğrudan veya dolaylı olarak seçilir.
Yasama mali konuları halk adına kararlaştırır. İlke olarak kabul edilen temsile dayanmayan vergilendirmenin istibdat olduğudur! (Taxation without representation is tyranny!) Yasa yapımı yasamanın iç sürecidir, yürütme sadece bütçe yasalarını önerebilir veya veto edebilir; ama veto nihai değildir. Başkan yasama organını feshedemez. Başkan’ın seçimi ve görevi ile ilgili olan, azli dahil tüm kararları yasama alır.
Yürütme Başkan’ın liderliğinde çalışır. Başkan iki dereceli bir seçimle halk tarafından seçilir. Başkan’ın kabine üyeleri (secretaries) onun tarafından önerilir, yasama onayıyla atanır. Başkan yasaları veto etme hakkına sahiptir, ancak yasama bu vetoyu aşabilir.
Yürütme – yasama uyuşmazlığı her ikisinden de bağımsız olan Yüce Mahkeme (Supreme Court) tarafından çözümlenir. Yüce Mahkeme üyelerini Başkan önerir, yasama inceler ve onaylar. Yasama onayı alamayan aday atanamaz.
Yüce Mahkeme en üst temyiz mahkemesidir ve bu görevine yasaların anayasaya uygunluğunu denetlemenin de dahil olduğu, 1803’de Yüce Mahkeme’nin verdiği bir kararla belirlenmiştir.
Hükümet kuvvetlerinin çatışması ve karar üretememesi felç / kenetlenme (gridlock) yaratabilir. Kuvvetler arasındaki bu tür uyuşmazlık, çatışma ve kenetlenmenin çözümü seçmen davranışındadır. Seçmen kenetlenmeyi nihai olarak iki yılda bir yapılan Temsilciler Meclisi ve Senato üçte bir yenileme seçimlerinde ve dört yılda bir yapılan Başkanlık seçimlerinde vereceği oylarla çözebilir.
Demokratik Başkanlık rejiminin amacı bireysel hak ve özgürlüklerin ne pahasına olursa olsun korunmasıdır. Hükümetin hızlı işlemesi, kuvvetlerin kolay uzlaşması, istikrarlı çalışması önemsenmemiştir. Madison’un önerisinde siyasal seçkinlerin kolayca birleşerek halkın özgürlük ve haklarını kısıtlamaları sağlanacağına, siyasal seçkinler, partiler ve temsilcilerin uzlaşamayarak hiçbir siyasal karar alamamaları evladır; çünkü bireysel özgürlükler ve hakların aşınması ve zedelenmesi bu yolla engellenmiş olacağı kabul olunur.
Başkanlık rejimi kuvvetlerarası uzlaşmazlığın bir erdem olarak görüldüğü, Başkanlık kararlarının sadece yürütme kararları olarak kabul edildiği, en büyük gücün Yüce Mahkeme’de olduğu ve kuvvetler arasındaki uzlaşmazlıklarda en son sözü onun söylediği; Başkanların şahsi yetenekleri, ahlakları, halka verdikleri güven ve önderlik becerileri dolayısıyla temayüz edebilmelerine karşın, anayasal yetki ve iktidar olarak sınırlı yetki ve iktidara sahip oldukları bir hükümet kuvvetleri arası denge ve denetim uygulamasıdır.
Bu demokrasi uygulaması ABD’nde 1789’dan beri sürmektedir. Fiiliyatta bu uygulama çoğunlukçu bir seçim sistemi ile iki partili bir yapıda, iki kamaralı (Temsilciler Meclisi ve Senato) bir meclis (Kongre) ve 1803’ten beri anayasaya uygunluk denetimi yapan bir Yüce Mahkeme ile varlığını sürdürmüştür. Eğer aynı parti hem Kongre’deki iki kamarada çoğunluğu hem Başkanlığı ele geçirirse, o zaman “kazananın her şeyi kazandığı” (sıfır toplamlı oyun) ortaya çıkmaktadır. Bu durumda muhalefetin kaybı büyümekte, direnci ve eleştirisi tırmanmakta ülkede güçlü bir başkanın otoriterleşmesi (bazen Çar benzetmesi yapılmıştır) olgusu ve derinleşen bir siyasal çatışma ortamı doğmaktadır. Tersine eğer başkan ve Kongre çoğunluğu ayrı partiler elinde olursa, o zaman da yasa çıkartmak ve yeni politika yapmayı olanaksızlaştıran bir kenetlenme (gridlock) yaşanabilmektedir. Böyle ortamlarda, 1980’lerde Carter ve Reagan, 1990’larda Clinton ve George H. W. Bush, 2000’lerde Obama ve Trump yönetimlerinde görüldüğü üzere bütçe yasaları dahi Kongre’den çıkamamakta, 800.000 civarı federal memura bazen aylarca maaş ödenememekte, kamu bürokrasisi işlevleri akamete uğramaktadır.
b. Sultanizm
Türkiye’deki 2017 halk oylaması sonrasında uygulanmakta olan siyasal rejimin temel özellikleri şu beş noktada özetlenebilir:
“1.Hükümet ve devlet arasındaki farkların bulanıklaşması (kuvvetler ayrılığının tersi), yasamanın hiçbir etkinliğinin olmaması, iktidar partisinin hem hükümete hem de devlete hâkim olmasıyla bir tür parti devletinin oluşması.
2. Kişiselliğin yönetim üslubuna egemen olması (personalism): Siyasal kararların tek kişinin takdirine bırakılması (personal discretion of the leader); kurumların yokluğu veya kıymet-i harbiyesinin olmaması, siyasal kurumların olmadığı bir yönetim biçiminin oluşması.
3. Anayasal takiyye (constitutional hypocrisy), (mevcut anayasa, yasa ve genel olarak her kuralın seçici olarak uygulanması veya yönetimde hiç kaale alınmaması),
4. Rejimin toplumsal kökenlerinin zayıflayarak iktidarın merkezileştirilmesi, çoğulculuğun ortadan kaldırılarak devlet ve liderin sınırsız iktidarının kurulması. Siyasal vatandaşlığın sadece liderin başarılarını desteklemek ve etkinliklerine destek vermek ve ona sahip çıkılmasına indirgenmesi.
5. Ekonominin kurallarının çarpıtılarak (distortion) ahbap çavuş ekonomisi halinde işlemesi, kapitalist bir ekonomi mevcutsa bile onun ahbap çavuş kapitalizmine dönüştürülmesi, kısa dönemli kararlara dayanan bir iktisat yönetimine dayalı belirsizlik içinde çalışan bir iktisadi yapının ortaya çıkması.
Özetle merkezi, kişiselleşmiş bir yönetimde sivil ve askeri kamu yönetiminin liderin kişisel aracı (instrument) haline dönüşmesi sultanizmi tanımlamayan temel özelliktir.” (Zikreden Kalaycıoğlu, E. (2021 ): 127).
Bu beş özellik de HouchangE. Chehabi ve Juan J. Linz’in Sultanistic Regimes (1998) derlemesinde geliştirdikleri siyaset sosyolojisi kuramına göre Dominik Cumhuriyeti (Trujillo yönetimi), Küba (Batista yönetimi), Nikaragua (Somoza’lar yönetimi), Haiti (Duvalier’ler yönetimi), Iran (Pehlevi yönetimi), Filipinler (Marcos yönetimi), Zaire (Mobutu yönetimi), Orta Afrika Cumhuriyeti / İmparatorluğu (Bokassa yönetimi), Romanya (Çavuşesku yönetimi) örneklerinde gözlemlenmiş ve yazarlar tarafından ünlü Alman siyaset sosyologu Max Weber’in önderdiği Sultanizm rejimleri kavramının çağdaş uygulamaları olarak tanımlanmıştır (Kalaycıoğlu, E., (2021): 127).
Sonuç: Bir Karşılaştırma
Başkanlık rejimi ile sultanizm rejimi karşılaştırıldığında ilk görülen başkanlık rejiminin katı bir kuvvetler ayrılığına sahip olduğudur. Sultanizm rejimi ise kuvvetler ayrılığını reddeden bir kuvvetler birliği uygulamasıdır; bu haliyle çoğulcu da, demokratik bir rejim de değildir. Başkanlık rejiminde anayasa rejimin odağında olan bir toplumsal sözleşme mahiyetindeyken, sultanizm rejiminde anayasa takiyyesi (constitutional hypocrisy) yoluyla anayasasız bir siyaset üslubu söz konusudur. Üçüncü olarak, başkanlık rejiminde yasama ve yargı, yürütmeden ayrı ve etkili birer yapı ve hatta kurum olarak yönetimde yer alırken, sultanizmde kişisellik yönetim üslubuna egemendir (personalism). Siyasal kararlar sultanizm rejimlerinde anayasa, yasa, kural veya kurumsal etkinlikler aracılığıyla değil, tek bir liderin şahsi takdirine göre verilmektedir. Dördüncü olarak, özellikle ABD uygulamasındaki başkanlık rejimi ademi merkeziyetçi bir niteliktedir. Eyaletlerdeki siyasal süreçler merkezin etkilerine zaman zaman direnmekte ve ondan bağımsız olarak yürütülmektedir. Oysa sultanizm rejiminde iktidarın merkezileştirilmesi, çoğulculuğun (pluralism) ortadan kaldırılarak devlet ve liderin sınırsız iktidarının kurulması esastır.
Bu karşılaştırmadan da görülebileceği gibi demokratik başkanlık rejimi tasarımı ile sultanizm rejimi tasarımı ve uygulamaları taban taban zıttır. Sultanizm, gerek geleneksel içerikteki merkezi bir kişisel yönetim olarak patrimonyal türünde, gerek modern görünümlü, uygulanmasa da mevcut olan bir yazılı anayasa, yasama, yargı organlarına ve kamu bürokrasisinin mevcudiyetine sahip bir merkeziyetçi kişisel yönetim olarak neo-patrimonyal sultanizm rejiminde kişiselliği, şahsi takdir ve keyfi karar almayı mümkün kılan, kural, yasa ve kurum dışlanarak, onları adeta birer ayak bağı olarak kabul eden bir yönetim üslubuna dayanamaktadır. Doğal olarak bireysel özgürlükler ve haklar, başkanlık rejiminde olduğunun aksine, sultanizm rejiminde herhangi bir saygınlık ve öneme sahip değildir. Kolaylıkla yok sayılabilmekte veya ortadan kaldırılabilmektedir. Oysa başkanlık rejimi, özellikle ABD uygulamasının amacı bireysel özgürlükler ve hakların siyasal karar alıcıların tasallutundan korunması esasına dayanmaktadır.
Başkanlık rejiminin demokrasi olarak işlev görebilmesi için halkın alınan siyasal kararlarda kendi düşünce, tercih ve değerlerinin yansımasını, zaman zaman da olsa, görebilmesidir. Bunun için alınan siyasal kararlara katılmak; o kararları etkilemek için girişimde bulunmak, oy vermek, dilekçe yazmak, düşüncelerini ifade etmek, protesto toplantısı, gösterisi, miting veya nümayişte bulunmak, grev yapmak v.b. eylemlerde bulunmak konusunda hiçbir çekince, tehdit, korku hissetmeden yer almak mümkün hatta zorunludur. Bunların olmadığı bir ortamda siyasal katılmadan da demokrasiden de söz etmek mümkün değildir. Bu yolla sadece alınan siyasal kararlara katkıda bulunmak değil, aynı zamanda alınan kararlara itiraz etmek, onları değiştirmek için girişimde bulunmak, muhalefet etmek de siyasal katılma yoluyla olabilmektedir. Bu süreç aynı zamanda bir sorgulama ve hesap sorma sürecidir. Nitekim, Borowiak’ın hesap vermek (accountability) ve demokrasi ilişkisi üzerine yazdığı kitabın ilk satırında “hesap sorulmanın olmadığı yönetim istibdattır”[1] (Borowiak, C. T., (2011): 3) denilmektedir. Bu açıdan bakıldığında sultanizm rejiminde kişisel takdirle alınan bir siyasal kararın nasıl alındığı, saydam bir süreç söz konusu olmadığından izlenemez, bilinemez ve böylece herhangi bir sorgulanma sürecine açık değildir. Dolayısıyla, sultanizmin siyasal karar alma ve yönetim uslubu demokrasiyle taban tabana zıttır. Oysa demokratik başkanlık uygulamalarında kararlar ve yasalar yürütmeden adeta bağımsız olan yasama meclisinde, halkın izleyebildiği şeffaflıkla yapılan etkinliklerle, halkın seçilmiş temsilcilerince oluşturulur ve bu kararların hesabı yine seçmenlere verilir.
Sultanizm rejimleri onun için demokratik olmayan (non-democratic) melez (hybrid) rejimler olarak tanımlanmış (Chehabi, H. E. ve Linz, J. J. (1998): 3) , ne tam demokrasi ne de tam otoriter olmayan bir içeriktedir. Başkanlık görüntüsü yanıltıcı olan sultanizm rejiminde, olsa olsa başkancı bir siyasal uygulamadan bahsedilebilirse de, bu rejimin hiçbir zaman demokratik bir başkanlık rejimi olarak çalışması mümkün değildir.
Kaynakça
Borowiak, Criag T. (2011) Accountability and Democracy: Pitfalls and Promise of Popular Control, (New York, NY: Oxford University Press).
Kalaycıoğlu, Ersin (2021), Halk Yönetimi: Demokrasi ve Popülizm Çatışmasında Dünya, (Ankara: Efil Yayınları).
Madison, James, “Federalist Nos. 41 – 60” https://guides.loc.gov/federalist-papers/text-41-50 ve https://guides.loc.gov/federalist-papers/text-51-60. (Bu risalelerin 51 – 60 numaralı olanlarının bir kısmının Madison, bir kısmının ise Alexander Hamilton tarafından yazıldığı sanılmaktadır.)
Chehabi, Hecham E. ve Linz, Juan J. (der.) (1998) Sultanistic Regimes, (Baltimore, Maryland: Johns Hopkins University Press).
[1] Alıntının İngilizce orijinali “Governance without accountability is tyranny” olarak ifade edilmiştir.

