Geçen yazımda, ABD’nin her alanda dünya hakimiyetini simgeleyen Amerikan Barışı’nın (Pax Americana) en önemli askeri ayağı olan NATO’nun Ankara Zirvesi vesilesiyle dünyada ve Türkiye’de Amerikancılığı ele almıştım. Göreve başladığından bu yana olduğu gibi, Ankara Zirvesi’nde de NATO’nun ABD’nin emrinde olduğunu ima eden 47. Başkan Donald Trump, Netanyahu’nun arzusuyla hala sürdürdüğü haksız İran savaşında üslerini Amerikan uçaklarına kullandırmayı reddettiği için İspanya’yı ve sosyalist Başbakan’ı Sánchez’i hedef alıyor. Dilinin kemiği olmayan, bilgi edinmeden hırsla konuşan ABD’nin patavatsız Başkanı, AB üyeleriyle ikili ticareti kesmek mümkün olmadığı halde, Ankara’da “NATO’nun berbat (horrible) müttefiki İspanya” ile ikili ticari ilişkilerin kesilmesi için hemen Hazine Sekreteri (Bakan) Scott Bessent’e talimat vereceğini söylemişti. Ardından “İspanyolların o zaman ticaret yapmak için peşlerinden nasıl koşacaklarını” göreceğini sözlerine ekleyerek bu konudaki engin cehaletini ortaya koymuştu. Nitekim gerek İspanyol hükümeti gerek AB Komisyonu yetkilileri, AB’nin öncelikle “ticari bir birlik” olduğunu, Madrid ve Brüksel’den yaptıkları açıklamalarla kendisine anımsatmışlardı.

1898’de Küba’da ABD yenilgisiyle tüm sömürgelerini, dolayısıyla Avrupa’nın Büyük İmparatorluğu sıfatını yitirerek bunalıma giren İspanya, geçen yazımda da belirttiğim gibi, Franco diktatörlüğü döneminde, rejimi nedeniyle NATO’ya üye yapılmamakla birlikte, 1953’te imzalanan Madrid paktlarıyla ABD’ye topraklarında beş üs vermişti. Franco’nun vefatından sonra, “Demokrasiye Geçiş” (transición democrática) dönemi başında (1977) partiler koalisyonu olarak kurulan Alianza Popular (AP/Halkçı İttifak) ılımlı Frankistleri bir araya getiriyordu. 3. Kongresi’nden itibaren Manuel Fraga’nın başkanlığını üstlendiği AP, 1986’da yapılan NATO üyeliğiyle ilgili referandumda beyaz (çekimser) oy işareti vermişti. Aynı yıl başlayan ve uzun süren kriz döneminden sonra AP 1989’da Fraga başkanlığında Partido Popular (PP/Halkçı Parti) adıyla yeniden örgütlendi. Ertesi yıl partiyi merkeze çeken José Maria Aznar PP’nin Genel Başkanı seçildi.

Bu gelişmeleri özetlememin nedeni kökeni ılımlı Frankistlere dayanan bugünkü ana muhalefet partisinin José Maria Aznar’la 1996 ve 2000 seçimlerini kazanarak iktidara gelmiş olması. Çok daha önemlisi Aznar’ın ikinci döneminde patlak veren Irak savaşı öncesinde almış olduğu Amerikancı tutum. Aznar Irak işgali öncesinde 15 Mart 2003’te yapılan Azor Adaları Zirvesi’nde Başkan Bush ve Tony Blair’le bir araya gelmişti. Halk desteğine sahip olmayan ama Trump’ın alkışlayacağı bu Amerikancı tutumu. bugün PP Genel Başkanı Alberto Núñez Feijóo “savaşa da size de hayır” sözleriyle desteklemiyor görünse de Sánchez’i “Ayetullah rejiminin ve Hamas ve Hizbullah gibi terörist örgütlerin desteğini almakla” suçluyor. Bu suçlamalardan Filistin sorununda Netanyahu yanlısı Amerikancı bir tutum benimsediği anlaşılıyor.

Buraya kadar anlattıklarımdan Başbakan Sánchez’e can simidini kimin attığı belli olmuyor. Sorunun yanıtı, “Üçüncü erk siyasallaşırsa” başlıklı yazımda bahsettiğim PP’nin siyasallaşmış yargı üzerinden sıkıştırdığı sosyalist iktidara nefes aldıran ABAD (AB Adalet Divanı) kararında.

ABAD’dan can simidi

Atıfta bulunduğum yazımda, ana muhalefetin, Manos Limpias, Hazte Oír gibi aşırı sağcı paravan derneklerin suç duyurularıyla, fikriyatına yakın hâkim ve savcılar üzerinden Başbakan Sánchez’i sıkıştırdığına değinmiştim. Bu isimlerden biri olan yargıç J. Carlos Peinado’nun Sánchez’in eşi Begoña Gómez’e dava açtığını ve pasaportuna el koyduğunu belirtmiştim. Bu konuda Madrid Bölge Mahkemesi (Audiencia Provincial) Peinado izin vermediği için NATO Zirvesi’ne katılamayan Bayan Gómez’e uygulanan tüm adli kontrol önlemlerini “orantılılık ilkesi” (principio de proporcionalidad) gereğince kaldırdı ve pasaportunun iadesini kararlaştırdı. Peinado’nun açtığı dört davadan ikisini bozdu. Ancak ikisiyle ilgili soruşturmaya izin verdi. İstinaf mahkemesinin aldığı bu karar yargı bağımsızlığı bakımından önemli.

Sánchez için asıl önemli olan karar yukarıda işaret ettiğim gibi ABAD’dan geldi. Atıf yaptığım yazımda da değindiğim gibi, Sánchez hükümeti, güvenoyu alması karşılığında, Katalan bağımsızlıkçı partilerin (JxCat ve ERC) 2017’de anayasaya aykırı referandum düzenledikleri gerekçesiyle yargılanan eski liderleri için 2024’te bir Af Yasası (Ley de Amnistía) çıkarmıştı. Ama Yüksek Mahkeme (YM/ Yargıtay) yurtdışına kaçmış olan eski Generalitat (Özerk hükümet) Başkanı Carles Puigdemont ve arkadaşlarının yasadan yararlanmasını engellemişti. Manuel Marchena ve Pablo Llarena gibi PP’ye yakın isimlerin çoğunlukta olduğu YM’nin iki gerekçesi vardı. İlki Puigdemont ve diğer Katalan bağımsızlıkçı liderlerin yasadışı referandumu kamu kaynaklarıyla finanse ederek kişisel kazanç sağladıklarıydı. Af yasası, kamu fonlarının kötüye kullanılması (malversación) ve terör suçlarını yok saydığı için AB hukukuna aykırıydı. İkinci gerekçe ABAD kararlarını uygulayıp uygulamama yetkisinin ulusal mahkemelerde olduğuydu.

ABAD’ı ilgilendiren gerekçe ilkiydi doğal olarak. Bu konuda Divan 15 Temmuz günü açıkladığı kararda, Af Yasası’nın AB hukukuna uygun olduğunun altını çizdi. ABAD’a göre yasa eşitlik, ayrımcılık yasağı ve hukuki güvenlik ilkelerini çiğnemiyordu. Ayrıca “genel kavramlarla çizilen af sınırları AB müktesebatıyla doğrudan çelişmiyordu”. İşte yazımın başlığını oluşturan “can simidi” ABAD’ın bu kararı. Çünkü bu kararla Af yasası yürürlüğe girecek, Sánchez de sözünü tutmuş, Katalan milliyetçilere, onlardan aldığı güvenoyunun karşılığını vermiş olacak. Ne var ki YM’nin yasanın aleyhindeki tutumunu sürdürmesi nedeniyle kararın ivedilikle uygulanması beklenmiyor.

Olası senaryo

El País’te 16 Temmuz’da José Maria Brunet imzasıyla yayımlanan “Affın uygulanması o kadar hızlı olmayacak” (La aplicación del perdón no va a ser tan rápida) başlıklı analizde, YM’nin hala yasanın kamu fonlarının kötüye kullanımı hususunu dışladığı, ABAD kararında da bu konunun yer almadığı görüşünde olduğu, bu nedenle yurt dışında bulunan Puigdemont hakkındaki tutuklama emrinin kısa zamanda kalkmasının beklenemeyeceği vurgulanıyor. Buna karşılık AYM’nin önünde Katalan liderlerin bireysel başvurularının (Recursos de Amparo) bulunduğuna, bu nedenle mahkemeye başta Generalitat Başkanı Salvador Illa tarafından olmak üzere Katalan cephesinden siyasi baskı yapıldığına dikkat çekiliyor. Aftan yararlanacak Katalan liderler de avukatları aracılığıyla AYM’ye tatile çıkmadan karar vermesi çağrısında bulundular.  Ama Anayasa mahkemesinin Eylül ayından önce başvuruları ele alması beklenmiyor.

Brunet, AYM’nin YM tarafından israrla dile getirilen kişisel kazanç sağlama amacıyla kamu fonlarının kötüye kullanıldığı görüşüne katılmadığı, bunu hak ihlali göreceği ve ABAD kararına uygun karar alacağı görüşünde. Aslında iki üst mahkeme arasındaki bu görüş farklılığı Türkiye’de Yargıtay’la AYM arasında yaşanan Can Atalay kararını anımsatıyor. Ama İspanya’da Türkiye’dekinin aksine AYM’nin süper temyiz yetkisi var. Ayrı bir tartışma konusu ama AYM’ye bireysel başvuru hakkı tanındığına göre bu tür yetki çatışmalarını önlemek için Türkiye’de de AYM’ye süper temyiz yetkisi tanınması gerektiğini düşünenlerdenim.

Brunet ’in analizinde görmediğim bir olasılık daha geliyor aklıma. O da AYM kararıyla iç hukuk yolları tükeneceğinden, PP ve Vox’a yakın aşırı sağcı derneklerin AİHM’e olası başvurusu. Davacı taraf bu davanın giderilmesi olanaksız zararlar doğuracağı iddiasıyla AİHM’den ayrıca geçici tedbir (medidas cautelares) talebinde de bulunabilir. AİHM’in esasa ilişkin karar alması da yıllar sürebileceği için Puigdemont ve arkadaşlarının İspanya’ya dönüşleri daha da gecikebilir.

Siyasi kazanç

Buraya kadar aktardığım analiz konunun hukuki yönüyle ilgili. Bu konunun siyasi yönü de var elbette. Birkaç hafta öncesine kadar siyasallaşmış yargıyı kullanarak yolsuzluk iddiaları üzerinden PSOE ile hükümete dışarıdan destek veren bölgesel milliyetçi partilerin arasını açarak erken seçimi zorlayan PP, ABAD kararıyla bu kozu kaybetmiş durumda. Kararın uygulanması YM’nin direnciyle geciktirilir, bir de PP ve Vox’a yakın davacı dernekler AİHM’e başvurursa, Junts ve ERC, Sánchez hükümetini düşürmeye olasılıkla yanaşmayacaktır. Bu nedenle ABAD kararıyla Sánchez üzerindeki erken seçim baskısının hafiflediğini hatta kalktığını söylemek mümkün.

Aslında güncel anketlere (Key Data, Sociométrica, 40dB) bakıldığında, PP’nin yüzde 30-33 aralığında oyla ancak 139-147 milletvekili çıkarabileceği, 350 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nde tek başına salt çoğunluğa ulaşmasının mümkün olmadığı görülüyor. PP’nin iktidar olmak için yüzde 17-19 arasında oyla 60-63 sandalyeye ulaşacak aşırı sağcı Vox’la birlikte olması şart. Ama PP, Vox ile birlikte olduğunda, Katalan Junts ve Bask PNV gibi sağ milliyetçi partiler dahil tüm milliyetçilerin karşı cephede yer almaları da kaçınılmaz. Hatta böyle bir birlikteliğin merkez sağ ile sol arasında salınan ılımlı seçmeni bile ürküteceğini hesaba katmak gerekir. Önceki dönemlerde bazı özerk yönetimlerde kurulan PP-Vox koalisyonlarının ideolojik sürtüşmeleri ve Vox'un kürtaj, göçmenlik, iklim politikalarının merkez seçmeni kaygılandırması doğal. Özetle Vox, PP Genel Başkanı Feijóo için iktidar kapısını açacak tek anahtar ama aynı zamanda büyük bir sorun da.

Yukarıdaki anketler bugün için yüzde 25-27 oy desteğine sahip bir PSOE’nin iktidarda kalma şansının çok az olduğunu gösteriyor. İspanya’da gerektiğinde küçük partilerin desteği ile süregelen iki partililik (bipartidismo) PSOE ve PP oylarında gözlenen erime nedeniyle 2011 yılından sonra yerini çok partili sisteme bıraktı. Sağ blokta yer alan Vox esasen daha sağ politikalar izleme yanlısı Santiago Abascal’ ın liderliğinde PP’den kopanların partisi. Sol bölgeci blokta ise Sumar ve Podemos gibi sol uçtaki partilerin yanı sıra PNV, Junts, ERC, EE, EH Bildu gibi çeşitli tonlarda ayrılıkçı milliyetçi partiler de var. İspanya’da erken seçimlerle siyasi istikrarın sık, sık kesintiye uğradığı son 15 yıllık dönemde Sánchez uzlaşmacı karakteriyle sol-bölgeci bloğu yönetmekte oldukça başarılı. Nitekim 2018’den bu yana üçüncü kez başbakanlık koltuğunda. Sıkıştığı bu dönemde ABAD kararı kendisini erken seçimden kurtaran bir can simidi. Ama bu can simidi gelecek yılki genel seçimleri kazanması için yeterli görünmüyor.