Genel beklenti Hamaney’in cenaze töreninden sonra teknik ekiplerinin bir sonraki tur görüşmelerine geçmeleri yönündeydi. Ancak bu mümkün olmadı. Çünkü ABD, NATO zirvesi devam ederken büyük bir hava saldırısı kararı aldı. Trump’ın Ankara’daki ilk sözlerinin İran’la ilgili olması manidar. Hem kurulan söylem hem de çatışmaya dönme kararının verilme anı diplomatik teamüller açısından kabul edilemez nitelikte. Trump İran’la komşu olan bir ülkede, Türkiye’de, misafir olarak ağırlandığı koşullarda saldırı kararını açıkladı. “Benim için ateşkes bitti” ifadesi NATO zirvesinin de ötesine geçti. İsrail istihbaratına dayandırılan kamuoyuna servis edilen İran Trump’a suikast düzenleyecek iddiası ise ABD yönetiminin manipülasyonlarından biri. Trump yalanla gerçeği sıklıkla birbirinin yerine kullanılabilen bir showmen. Ankara ziyaretinde İran’la ilgili olanlar dahil olmak üzere verdiği her demeçte post-truthun sınırlarını biraz daha zorluyor.

ABD’nin İran’a tekrar saldırma kararında motive edici unsur Hürmüz. Ateşkes başladığından beri, hatta mutabakat metni ortaya çıktıktan sonra krizlerin odak noktası aslında Lübnan’dı. İran tüm cephelerde savaşın bitmesini istiyordu. Hizbullah’ı ve Hizbullah üzerinden tüm vekil güçlerini korumak dişleri dökülen İran aslanının öncelikli amaçları arasındaydı. İsrail ise İran savaşından istediğini alamadı. Netanyahu hükümeti zor durumda. İktidarda kalması için savaşı sürdürmesi gerek. Ayrıca İsrail’in bir benzerini son 70 yılda Filistin’de yaptığı üzere toprak kazanmayı amaçlayan Siyonist bir dış politikası var.

İsrail hükümeti görünüşte Hizbullah’ı dize getirmeye çalışıyor. Gerçekte ise güney Lübnan’ı insansızlaştırarak işgal ve ilhak etmek başlıca amaç. İsrail yeni bir Filistin yaratmaya yönelik bu plandan vazgeçmiş değil. Ama şu aralar ABD’nin baskısıyla işleri yavaştan alıyor. Kriz İsrail’in Lübnan’dan çekilmediği, arada bir her iki tarafın karşılıklı olarak birbirine saldırdığı ve Hizbullah’ın ise silahsızlanmaya yanaşmadığı bir ortamda askıya bir savaş olarak devam etmekte.

Trump’ın son saldırganlığının nedeni ise Hürmüz çıkmazı. Mutabakat metninin maddeleri arasında İran’ın Hürmüz boğazını açması, ABD’nin ise İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırması vardı. Savaştan önce açık olan Hürmüz’ün açılması dünya ekonomileri üzerindeki enflasyonist baskıyı azaltarak genel bir rahatlanmaya yol açacaktı. Ancak ABD mutabakatın diğer maddelerinde güçlü bir ilerleme sağlanmamışken tek taraflı bir şekilde, İran’ı dışlayarak Hürmüz’ü açmayı deniyor.

Umman’a yakın bir rota belirleyerek boğazdan geçişi garanti altına almak ve İran’ı devre dışı bırakmak Amerikan stratejisinin nirengi noktası. Bu hileye İran’ın verdiği yanıt ise ABD-Umman’ın belirlediği rotadan geçen gemileri vurmak şeklinde. İran kendisine rağmen boğazın açılmasını istemiyor. Çünkü bu adım onu elindeki en büyük silahtan mahrum bırakacak.   

Bu arada ABD’nin İran’a karşı saldırıları tırmandırma kararı 7-8 Temmuz NATO zirvesine denk geldi. Hatta Trump’ın Ankara’daki ilk açıklaması NATO’dan çok İran’a yönelikti. Çatışmaların herhangi başka bir zamanda değil de, ittifak toplantısında yoğunlaşması ABD’nin zamanında kendisine yardım etmeyen Avrupalı ülkeleri daha yüksek perdeden oyuna çağırmasıyla ilgili. NATO sonuç bildirgesinde İran’a daha fazla yer ayrılması ve sert ifadeler kullanılması bu nedenle çok da tuhaf kaçmadı.

Peki ne olur bu işin sonu diye sorulabilir? İsrail’e kalsa savaş İran yok olana kadar devam edecek. Ancak hem ABD hem de İran’da savaş motivasyonu o kadar da güçlü değil. Trump Kasım seçimlerini düşünüyor. İran yönetimi ise yaralarını sarıp rejim istikrarı için adım atmak zorunda. Saha gerçekleri bu durumla çelişiyor. Çünkü ABD’yi Trump, İran’ı ise mollalar ile Devrim Muhafızları yönetmekte. İki devletin başındaki aşırılık yanlısı aktörler rasyonelliği çok kolay bir şekilde aşındırmakta.