Bu sıcaklarda Atina’da ne işimiz var, deyip bir haftadan fazla kalmış olsak da şehre hiç inmedik, Lagonissi’de, Grand Resort’ta geçirdiğimiz günlerin ardından soluğu Voula’da aldık, daha doğrusu orada kaldık, ama günlerimizi Vouliagmeni ile Glyfada’da geçirdik.

Voula ile Vouliagmeni plajlarıyla meşhur iki komşu mahalle, sayfiye.

Şimdi ben Nihan’ın aksine bu kumlu plajları severim, su genellikle ılık olur, ayrıca hemen suya atlamak yerine biraz kumda yürümek de bana iyi gelir.

Voula öyleydi, dolayısıyla, benim sevebileceğim bir yer.

Vouliagmeni de farklı değil, ama oradaki plajlar daha havalı, özellikle de Zen ile Astir Beach -çok kalabalık olduğu için biz bu ikisine de gidemedik.

Gene Vouliagmeni’de Mikro Kavouri plajı var, bizim oraya gidiş sebebimiz ise denize girmek değil yemek yemek oldu.

Panorama adlı bir lokantada sardalya, kalamar ve karides gibi deniz mahsullerinden oluşan pek güzel bir yemek yedik.

Glyfada ise bu semtlerin en büyüğü.

Ama Glyfada’yı dolaşmaya başlamadan evvel methini daha önce buralı arkadaşım Athanasios Katsikidis’ten çok işittiğim ve hiç tanışmadığım Belediye Başkanı Giorgos Papanikolaou’dan biraz söz edeyim istiyorum.

Papanikolaou, 2023’te üst üste üçüncü kez belediye başkanlığına seçilmiş.

Ama oy oranları dikkat çekici; 2014’te, ilk seçildiğinde ikinci turda yüzde 63 oy almış, 2019’da ilk turda yüzde 79’la seçilmiş, son seçimlerde ise oy oranını 84’e yükseltmiş.

Athanasios’a göre, şimdi seçim olsa 90 civarında bir oy alırmış.

Bir belediye başkanının böylesine teveccüh gördüğüne ben uzun zamandır hiç şahit olmamıştım ama adını kime söylediysem herkes ondan adeta büyük bir adanmışlık hikâyesi olarak bahsetti, Glyfada’ya yaptıklarını anlattı.

Anlayabildiğim kadarıyla, Glyfada tarihinde, Papanikolaou bir milat kabul ediliyor, ondan öncesi ve sonrası diye ikiye ayırmak mümkün.

Evvela, Glyfada’da pek çok şeyi ücretsiz yapmış, halka açık hale getirmiş.

Havuzdu, tenis kortuydu, spor salonuydu, araba park yerleriydi… hepsi ücretsiz ama bunlarla yetinmemiş, sahile inşa ettirdiği portatif tribünlü sahnede her akşam bir etkinlik düzenleniyormuş, biz geldiğimizde tiyatro vardı, bir gün önceyse aynı yerde konser verilmiş.

Sahnenin yanında bir grup adamın mermer yonttuğunu görünce Athanasios’a onların ne yaptığını sordum, meğer, Belediye Başkanı’nın yeni kararlarından biri Glyfada’nın mermer heykellerle süslenmesiymiş, o yüzden de sanatçılar gelip burada insanlarla iç içe Glyfada’nın heykellerini yapıyorlarmış.

Biraz daha yürüyoruz, bu kez karşımıza denizdeki yaralı kaplumbağalar için kurulmuş tam teşekküllü bir hayvan hastanesi çıkıyor.

Ben bu kaplumbağa hastanesini ilk kez Sri Lanka’da görüp çok etkilenmiştim, buradaki hacmen çok daha büyük ve gelişmiş.

Sonra, tam günbatımında, yani sekiz buçuk sularında, Papanikolaou’nun “Glyfada mucizesi” dediği görüntüye şahit oldum.

Denize yürümüş bir kara parçası, ucunda çeşitli ağaçlar, dekoratif palmiyeler, arasında iyice kızarmış güneş, arkada siluet şeklinde dağlar ve mavisi şeftali kabuğunun bütün renklerine boyanmakta bir gökyüzü…

Glyfada’da dolaşıyoruz, alışveriş caddesi Metaxa’da, bir pasajın içinde olağanüstü güzellikte bir açıkhava sineması çıkıyor karşımıza.

Çok alakasız gibi gözükse de bir Meksika lokantasında harika bir yemek yedik.

Ark adında, deniz kenarında püfür püfür esen çok güzel bir bistroda oturduk.

Ve, Giyfada’yı bu ilk gelişimizde çok sevdik.