Gazetelerin köşe yazılarını takip etmeyi alışkanlık haline getirmiş okurlar bilir. Bazı başlıklar vardır ki tek başına haber vermez; okurları düşünmeye sevk eder. Bunlardan birisi de “filanca bizim neyimiz olur?” kalıbıdır.

Buradaki filanca gündeme göre sürekli değişir. Mesela İsrail ve Filistin geriliminin tırmandığı dönemlerde gazetelerde “Kudüs bizim neyimiz olur?” başlıklı çok sayıda yazı çıkmıştı. Benzer şekilde Maduro’nun kaçırılmasıyla “Venezuela bizim neyimiz olur?” ya da papalık mevzubahis olduğunda “Papa bizim neyimiz olur?” başlıklı köşe yazıları vardı.

Artık gazetecilik alışkanlığı olmuş sizin anlayacağınız. Şimdilerde malum NATO’nun bizim neyimiz olduğu sorusu revaçta. Ancak bu sadece gazetecilerin kalıplaşmış bir ifade tekniğinden ibaret değil elbet. İlk bakışta gündelik konuşma dilinden ödünç alınmış sıradan bir soru cümlesi gibi dursa da daha farklı bir işlevinden söz edilebilir.

Gazeteci, sadece “nedir?” diye sormaz. Bizimle ilişkisi nedir diyerek sosyal yaşamımızdaki yerini, tarihsel anlamını ve siyasal hafızamızdaki karşılığını sorgular. Okurlarıyla birlikte düşünerek ve aynı zamanda tartışarak bir perspektif inşa eder.

Bu bağlamda Türkiye’nin NATO ile ilişkilerine dair güncel siyaset ve konjonktürel gelişmeler ekseninde derinlemesine incelemeler yapıldığını gözlemliyorum. Dolayısıyla geleneksel soru kalıbını hafiften değiştirmenin vaktinin geldiğini düşünüyorum.

NATO bizim neyimiz olur değil de acaba biz NATO’nun neyi oluyoruz sorusu bir parça daha anlamlı duruyor. Biraz açmak gerekirse NATO, kendisini ortaya çıkaran dinamikler ve tarihsel seyri itibariyle liberal demokrasi ve özgür dünyanın savunucusu konumundadır. Oysa NATO toplantısının yapıldığı ve meşruiyet verilen ülkede, bugün otoriterizm tavan yapmış durumdadır.

Türkiye, NATO paydaşları arasında hukuk, demokrasi, insan hakları, basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, kişi hak ve hürriyetleri gibi alanlarda en hızlı gerilemeyi yaşayan ülke konumundadır. Pek çok uluslararası saygın kuruluş, Türkiye’deki gelişmeleri raporluyor.

Hadi hepsini geçin, kamuoyu yoklamalarına göre Cumhurbaşkanlığı için adı geçen en güçlü aday olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu bir yılı aşkın süredir cezaevinde tutuklu bulunuyor. Görgü tanıklarının ifadeleriyle somut delillere ulaşılmaksızın içeride tutuluyor hem de. NATO toplantısına paralel devam eden yargılaması sırasında kendisini savunma hakkı alenen engellendi.

Türkiye’nin hâl-i pürmelâlini uzun uzun anlatmaya gerek yok sanırım. NATO üyeleri, meşruiyet verdiklerini ülkede meydana gelen gelişmelerin farkındalar kuşkusuz. Ama buna rağmen liberal demokrasileri önceleyen NATO, Türkiye’yi niye görmezden geliyor?

Bu sorunun cevabını bulabilmemiz için NATO’nun neyi olduğumuzu masaya yatırmamız gerekiyor.

NATO, 1949 yılında kurulduğunda batı tipi liberal demokrasilerden meydana gelen bir birlik olduğunu deklare etmişti. Zira demokrasiyle yönetilen rejimlerin, daha katı sistemlere nazaran uzlaşmacı, orta yolcu ve çözüm odaklı olduğu değerlendiriliyordu.

Başka bir deyişle demokratik sistemlerin kurumsallaştığı ülkelerde, Hitler benzeri aşırılık yanlılarının güçlenemeyeceği öngörülüyordu. Çağdaş dünyanın sürekli kaosa sürüklenmesindense istikrarlı bir yapıda kapitalist ticaret yürütülmesinin daha evla olduğuna kanaat getirilmişti.

Türkiye, dünyadaki demokrasi yönlü gelişmeleri müşahede ederek hızlı bir şekilde harekete geçti. Modern dünyanın demokrasi ittifakı içerisinde yer almak ve hemen yanı başındaki potansiyel Sovyet tehdidinden yakasını kurtarmak isteyen Türkiye, kendi iç dinamiklerinin de ittirmesiyle keskin bir makas değişimi yaptı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında batılı bir demokrasi görünümü sunmak amacıyla tek partili rejim terk edildi.

CHP, kendisiyle türdeş özelliklere sahip bir muhalefet partisi doğurdu. Bir dönem muhalefette kalan parti, düzenlenen ilk serbest seçimde iktidara geldi. Uzun yıllara yayılarak kökleşen tek partili idarelerden çıkış, genellikle epey sancılı olurken, Türkiye yumuşak bir geçişe sahne oldu.

Türkiye’nin demokrasi hamleleri, batı dünyasında karşılık buldu. NATO’nun kuruluşunda yer alamasa da üç yıl sonra katılma imkânı buldu.

Gelgelelim Türkiye’nin demokrasi birliği olarak katıldığı ittifakın diktayla yönetilen üyeleri vardı. Mesela NATO’nun kurucu üyesi olan Portekiz, çok partili liberal demokrasiyle idare edilmiyordu. 1932’de iktidara gelen Salazar, kendi dikta rejimini kurmuştu. 1968’de ölene kadar iktidarda kalmıştı. Portekiz’in diktatörlükten çıkışı ancak 1970’lerde mümkün olmuştu.

Buna rağmen NATO, Portekiz’in demokrasi ittifakı içerisindeki yerini tartışmadı.

Yunanistan, NATO’ya Türkiye ile aynı yıl katılmıştı. Ama Türkiye kadar istikrarlı bir ülke değildi. İkinci Dünya Savaşı’nda ağır bir işgal yaşamıştı. Arkasından üç yıllık bir iç savaş dönemi geçirdi. Ekonomik açıdan kötü, istikrarsız ve bölünmüş bir Yunanistan vardı. Bu tablo 1967’ye kadar sürdü ve Albaylar Cuntası’nı darbeyle iktidara taşıdı.

Albaylar Cuntası, yaklaşık yedi yıl Yunanistan’ı yönetti. Fakat NATO, Yunan demokrasisini masaya yatırmadı. Kaldı ki Türkiye de ittifaka katıldığında tam anlamıyla yerleşik ve kurumsallaşmış bir liberal demokrasi olduğu söylenemez.

Yoksa Demokrat Parti’nin muhalefeti sindirme, aydınları baskılama, kitleleri yıldırma politikaları zemin bulamazdı. Yargıyı kendi kontrolüne alamazdı. Aynı NATO, Demokrat Parti’nin demokrasiden otoriterizme geçişine de ses çıkarmadı.

Hatta 1960 yılında, Türkiye’de bir NATO toplantısı planlanmıştı. Bu toplantı için yetkililerin Türkiye’ye geldiği sırada 1960 yılının Nisan ve Mayıs aylarındaki büyük kitlesel gösteriler patlak vermişti. Demokratların otoriter yönetimine başkaldıran kesimler, İstanbul ve Ankara’da protesto gösterileri düzenliyordu. Kolluk kuvvetleri göstericilerin üzerine çok sert gidiyor, yargı ağır cezalar veriyordu.

Hükümet, Tahkikat Komisyonu diye bir demokrasi ayıbına imza atmıştı. Sadece iktidar partisinin milletvekillerinden oluşan bir meclis komisyonu, muhalefeti soruşturacaktı. Çok geniş yetkilerle donatılmıştı. Hiçbir mahkeme kararına gerek duymaksızın yargılama, tutuklama, kararlarını infaz etme, malvarlıklarına el koyma ve yayın durdurma gibi olağanüstü yetkileri vardı. Bir nevi İstiklal Mahkemeleri’nin güncellenmiş hali gibiydi. Ancak bu kez hedef casuslar, isyancılar ya da vatan hainleri değil CHP idi.

Demokrat Parti’nin her türlü muhalefeti tasfiye etmek maksadıyla attığı adımları, ABD’li yetkililer ve NATO paydaşları kendi gözleriyle yerinde gözlemliyordu. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı, İstanbul’da olayların orta yerine bile kalmıştı.

NATO kalkıp da “nedir bu Türk demokrasisinin hali?” demedi.

27 Mayıs oldu, başka darbe ve darbe girişimleri görüldü. İleri demokrasi vaatleriyle gelip otoriterleşen iktidarlara tanıklık edildi. Ancak NATO’dan gene ses çıkmadı.

Türkiye’nin ve keza bazı başka ülkelerin demokrasi karnesine rağmen herhangi bir müdahalede bulunulmaması salt NATO’ya bağlılık mesajlarıyla da açıklanamaz herhalde.

Konumu itibariyle Türkiye, Sovyetlerin güney kanadında NATO ve ABD için önemli bir dayanak oluşturmuştur. Soğuk Savaş döneminde, Sovyet tehdidine karşılık bazı stratejik silahlar Türkiye’ye yerleştirilmiştir. Bu nedenle Türkiye’nin, NATO’nun ileri karakolu olduğu değerlendirilmiştir.

Haliyle Türkiye, kolay vazgeçilebilecek bir ülke değildi.

NATO’nun öncelikli amacı Sovyet Rusya’yı çevrelemekti. Türkiye’nin stratejik konumu, askerî kapasitesi, batıya bağlılığı ve biraz da bağımlılığı demokratik standartlara nazaran daha etkiliydi.

Soğuk Savaş dönemi geride bırakılalı çok oldu. Ancak Avrupa’nın güvenlik ihtiyacı, NATO’nun jeostratejik kaygılarını öne alarak demokrasiyi geri plana atmasına sebebiyet verdi.

Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaş hali, ABD’nin İran’a müdahalesi, İsrail’in yarattığı bölgesel gerilimler ve Trump’ın ittifakın hilafına açıklamaları gibi birtakım gelişmeler Türkiye’nin önemini artırdı. Türkiye, NATO’nun en büyük ordularından birisine sahip ve sahada operasyonel pratiği oldukça yüksek. Üstelik NATO’nun Türkiye’den kolay kolay vazgeçemeyeceği bilindiği için bu durum bonkörce kullanılıyor.

Uzun sözün kısası NATO’nun Türkiye’den beklentileri arasında demokratik standartların tam tekmil yerine getirilmesi yoktur. Türkiye, demokratikmiş gibi göründüğü müddetçe konumu sorgulanmamaktadır. Çünkü NATO bizim neyimiz olur bilmem ama biz NATO’nun ileri karakolu oluyoruz.

Odak Noktası 20 yazı NATO Ankara Zirvesi Türkiye önemli bir zirveye hazırlanıyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak Nato Zirvesi için Ankara’da adeta olağanüstü hal ilan edildi. Peki zirvede ne konuşulacak? Zirve Türkiye için ne ifade ediyor? Yazar ve yorumcularımız değerlendiriyor. Tüm Yazılar