Son Yerel seçimlerde CHP il genel meclisi oyları toplamı yaklaşık 18 milyon.
Cumhurbaşkanı adayı olarak Ekrem İmamoğlu’nun seçildiği temayül yoklamasında kullanılan oy 15,5 milyon.
Partinin üye sayısı 1.900.000.
Mutlak butlan kararı sonrası genel merkezi “teslim etmemek” için toplanan kişi sayısı 2.000 (ikibin).
Partinin “vicdani hegemonya” alanı %65’lere dayanmışken nasıl oluyor da bu kadar az kişi toplanıyor?
Parti yıllar içerisinde aday belirleme süreçli bir delege sistemiyle kendine sınırlar çizmiştir. “Baba ocağı”, “Gerçek CHP’li” gibi apolitik kavramlarla canhıraş direnen bir avuç üyenin dışında anlamsız bir “konfor alanına” hapsolmuştur. Şimdi partiyi halka teslim etme/halka açma zamanıdır.
Bunun yöntemi, üyelerle sınırlı kalmayan temayüle izin verecek parti içi seçimlerdir.
Bunun yöntemi, geri çağırma hakkının tanınmasıdır.
Bunun yöntemi, partinin kanatlarının tüzük güvencesiyle resmiyet kazanmasıdır.
Halk Partisi yeni bir örgütlenme anlayışıyla halkın karşısına çıkmak zorundadır. Sahiplik/aidiyet ilişkisi çözüme kavuşturulmalıdır!
Türkiye’nin önemli problemleri vardır. Ekonomi, herkesin üzerinde ortaklaştığı en problemli alandır. Halk Partisi kısa bir süre sonra ekonomi başta olmak üzere oluşturacak bir program taslağıyla memleketin sorunlarının çözümüne talip olduğunu ve bunları nasıl çözeceğini halka ilan edecek, muhtemelen seçimlerden sonra da bunları “tek başına” uygulamaya koyacaktır.
Doğru bir örgütlenme modeli iktidara giden yolu da iktidar kalınmasını da sağlayacaktır. Halkı karar alma süreçlerine dâhil etmeden, iktidara geldiğiniz gün asgari ücreti öyle birkaç kat artıramayacağınızı, emekli maaşını Avrupa ölçeğine bir çırpıda çekemeyeceğinizi anlatamazsınız. Geniş halk kitlelerinin refah için bir süre daha sıkıntı çekeceği gerçektir ve siz bunu iktidara gelmeden anlatmak zorundasınız. Kaynak yaratmadan enflasyonun düşürülemeyeceği*, “servet vergisi” de dâhil her seçeneğin değerlendirilmesi gerektiği ancak tek kriterin “herkesten gücü” oranında katkı beklendiğini anlatmak zorunluluktur. Çözüm vardır; herkesten gücü oranında fedakârlık istemek, bu ise kararlara en geniş katılımla mümkün olur.
Diğer yöntem yıllarca denenen Demirel retoriğidir: Tencere kaynamazsa iktidar düşer! Ancak bu yöntemle 25 yıldır neden iktidar olunamadığı sorusunun yanıtını da vermek zorundasınız.**
Herkesi içine alacak bir örgüt yaratmadan; ekonomi, politika, gelecek tahayyülü konuşmadan iktidar olmak da iktidarda kalmak da mümkün değildir. Yeni bir örgütlenme modeliyle en geniş katılımla halkı karar alma süreçlerine dâhil etmeliyiz. Sonrası kolay…
*”Kanamalı bir kanser hastası acile geldiğinde kemoterapi ilaçları verilmez, önce kanaması durdurulur” bilgisi tababetin değil ekonominin konusudur. Enflasyonu indirmek için üretimi artırmalıyız diye konuşmaya başlarsanız ekonomiye giriş dersinden bütünlemeye kalırsınız: “Üretim artışı kısa vadede enflasyonu artırır”.
** Ekonomik büyümenin olduğu bir yerde ekonomik krizden söz edilemez. Bölüşüm sorunu başka bir şeydir, ekonomik kriz başka şey. Kalkınma olmadan da büyümek mümkündür.
Odak Noktası 17 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar

