Terörsüz Türkiye süreci kapsamında 27 Şubat 2025’te Öcalan’ın çağrısı üzerine PKK, Haziran 2025’te kendini fesih kararı almış ardından 11 Temmuz 2025’te bir grup örgüt üyesi silahları yakmıştı.

Aradan 1 yıldan fazla zaman geçti. Meclis’te kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu 18 Şubat 2026 tarihli 21’inci toplantısında oya sunularak nitelikli çoğunlukla (47 kabul, 2 ret, 1 çekimser) kabul edilmiştir. Ancak komisyon çalışmalarını tamamlamış olmasına rağmen Meclis’e gelmesi beklenen çerçeve yasa konusunda henüz bir gelişme olmadı.

Meclis’e çerçeve yasa gelmediği gibi aynı raporda yer alan ve hiçbir yasal düzenlemeye ihtiyaç olmayan hatta PKK’nın silah bırakmasından bağımsız olarak atılması gereken adımlar (Kayyumların geri çekilmesi, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması gibi…) atılmadı.

Peki sürecin başladığı 1 Ekim 2024’ten bu yana neler yaşandı?

Kim adım attı, kim adım atmadı, süreç neden tıkandı ve daha önemlisi hangi aşamadayız?

Tüm bu sorulara geçtiğimiz günlerde İnsan Hakları Derneği, Kürt sorunu konusunda uzman isimlerden Cuma Çiçek imzasıyla hazırlanan barış süreci izleme raporunda cevaplar var.

Rapor, 1 Ekim 2024'ten 1 Temmuz 2026'ya, yirmi bir ayın nesnel bir fotoğrafını çekiyor.

Kapsamlı biçimde hazırlanan rapor bize öncelikle, kırk yıldan fazladır süren çatışmaların sona ermesi konusunda en büyük barış fırsatını yakaladığımızı ama bu fırsatın henüz somut barışa dönme konusunda adım atılmadığını söylüyor.

HER ŞEY NEGATİF BARIŞ İÇİN MİYDİ?

Rapor, pek çok yorumcunun ifade ettiği gibi geri dönülmesi güç eşiklerin aşıldığı tespitini yapmakla birlikte bugüne kadar atılabilecek adımların atılmadığını da ifade ediyor.

Kuşkusuz gelinen nokta kırk yılı aşan, yaklaşık yüz bin insanın hayatına mal olmuş bir çatışmayı fiilen sonlandırmış olması açısından önemli. Ancak raporun da vurguladığı gibi, silahların susması tek başına barışı garanti etmez; ama barışın başlaması açısından önemlidir.

Bu açıdan geldiğimiz ve aylardır durduğumuz yer “negatif barış” durağıdır. Ve ne yazık ki, bu durakta “duraklama” dönemindeyiz.

Ne yazık ki hala o duraktayız ve sonraki durak olan “pozitif barış”a geçebilmiş değiliz.

Bu zor mu?

Geçilemediğine göre zor. Nitekim bu aşamada inisiyatif tamamen hükümette.

Sonuçta, sonraki durağa geçebilmenin koşulu çerçeve yasa kadar Meclis’te kabul edilen ve hukuki hiçbir düzenleme gerektirmeyen fiili adımları atmak.

Ve bu adımları ise ancak demokrasi, hukuk, eşit yurttaşlık, temel hak ve özgürlükler konusunda siyasi yaklaşımı değiştirmekle mümkün.

PARADOKS MU, TERCİH Mİ?

Raporun önemli bir tespiti de sürecin “ikili ve çelişkili” ilerlemesi.

Bir yanda Öcalan'ın çağrısı ile başlayan fesih, silahsızlanma, komisyon süreci yaşanırken. Diğer yanda hukuki alanda yaşanan gerilemeler söz konusu.

Mesela 2024 seçimlerinden 2025 sonuna kadar 27 belediye başkanı görevden uzaklaştırılırken, Esenyurt, Şişli ve Mardin’ın de aralarında olduğu 13 belediyeye kayyum atandı. Bütün bu uygulamalardan etkilenen nüfus, ülke nüfusunun yaklaşık dörtte biri. Yani her dört seçmenden biri, oyuyla seçtiği yönetimden edildi.

Yine 2025'te “yargısal taciz” kapsamında 2.220 kişi gözaltına alındı, bunlardan 615 kişi tutuklandı. 74'ü gazeteci olmak üzere 3.479 kişi hakkında dava açıldı.

Bu tür verileri çoğaltmak mümkün.

Peki raporun bize sunduğu biçimiyle bu tablo, bir paradoks mu yoksa tercih mi?

Bir eliyle silahı susturup öteki eliyle toplumu, medyayı, siyasileri kriminalize etmek süreci, “negatif barış”a hapsetmekten başka bir şey değil.

PKK’nın silah bırakması ile negatif barışı sağlama konusunda mesafe alan siyaset/devlet, Kürt sorununun çözmediği gibi, siyasal alanı daraltan, demokrasinin zemin kaybetmesini sağlayarak pozitif barışa geçemiyor.

Bulunduğumuz aşamada iktidar “önce tam silahsızlanma” diyor; Kürt siyasi hareketi “önce hukuki güvence ve reform” diyor. Kimse ilk hamleyi yapmıyor. Bu yüzden süreç, aylardır "bekleme odasında".

Bu aşamada inisiyatif ve adım atma sırası iktidarda. Reformu yapacak, hukuki güvenceyi getirecek, kayyumı geri çekecek, tutukluları serbest bırakacak olan taraf iktidar yani devlettir.

Özetle bekleme odasının anahtarı, iktidar blokunun cebindedir.

HEDEFTEKİ MUHALEFET

Görünen o ki, iktidar yeni süreçle PKK’nın silah bırakması ile sınır dışında bir tehdidi etkisizleştirmeyi yeterli görüyor.

Oysa silahların susmasıyla elde edilen kazanım yani negatif barışı kalıcı hale getirecek olan onu pozitif barış durağına taşımak.

Bunun için de demokrasi, özgürlük ve adalet konuları başta olmak üzere somut siyasi adımlar atmak gerekiyor.

Ne yazık ki, bu duraklama döneminde iktidar özellikle CHP başta olmak üzere muhalefeti hedef aldı.

Kayyum, siyasi operasyon ve davalar, tutuklamalar, uzun yargılama süreçleri sadece siyasal muhalefeti değil toplumsal muhalefeti de etkisizleştirmeyi hedefliyor.

Nitekim rapor da aynı konuya değiniyor. Raporda Avrupa Komisyonu'na atfen; yargı "muhalif figürleri ve seçilmiş yetkilileri hedef alırken iktidar koalisyonuna karşı benzer bir eylemden kaçınıyor." tespiti yer alıyor.

Barış görüşülürken siyaset kısıtlanıyorsa, “hedef barış değil; siyasetin kendisi midir?” sorusu haklı bir sorudur. Nitekim, süreci kalıcı kılacak olan, masadaki iki aktörün pazarlığı değil; toplumun sürece bir talep olarak sahip çıkması ve sürecin toplumsallaşmasıdır.

BARIŞ ANCAK DEMOKRATİKLEŞME İLE MÜMKÜN

Raporun önemli bir tespiti kuşkusuz, sürecin Kürt sorununun çözülmesi ötesinde, Türkiye'nin bütününü ilgilendiren bir demokratikleşme fırsatı sunma olasılığıdır.

Sadece Kürt sorunu değil bugün var olan toplumsal kutuplaşmanın sona ermesi yani barış; farklı kimliklerin tanınması kadar, tüm yurttaşların eşit haklara sahip olduğu bir siyasal düzenin inşasına bağlıdır.

Sonuç olarak; “pozitif barış” talebi, daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok adaletin hayata geçmesi ile mümkündür.

Özetle Çiçek’in hazırladığı raporun “duraklama” dediği yerde asıl soru şudur:

Bu süreç, iktidarın istediği gibi Öcalan üzerinden rıza üretip toplumu siyasetsizliğe iten bir "negatif barış"a mı sıkışacak; yoksa toplumun ve muhalefetin sahip çıkmasıyla, Türkiye'nin demokratikleşmesini de kapsayan bir "pozitif barış"a mı dönüşecek?

Evet silah sustu.

Şimdi soru, siyasetin konuşup, konuşamayacağıdır.

Odak Noktası 40 yazı Yeni Çözüm Süreci Kürt sorununun barışçıl yollarla çözülmesi ve PKK'nın silah bırakıp kendini feshetmesi amacıyla MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Ekim 2024'te DEM Partili vekillere uzattığı siyasi uzlaşı eliyle ve Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'teki silah bırakma çağrısıyla resmen fiili bir aşamaya geçilen diyalog ve barış süreci hakkında yazılar ve analizler. Tüm Yazılar