Gittin işte!

Hem de şiir gibi bir hayatı geride bırakarak…

Hakkını vererek yaşadığın görkemli bir hayatı, küçücük bedenine sığdırıp gittin.

Hastaneden eve çıktığını söylediklerinde ziyaretine geldiğimizde, göz altıları, tutuklamaları, geçmişi, geleceği konuşmuştuk.

Son görüşmemiz olduğunu sen de biliyordun; o görüşmeye dair bir cansız hayalimiz var ama bana kalacak o.

Yüzlerce kez görüşmüş; konuşmuştuk doğal olarak. Çünkü biz aynı iklimde, hamurumuza eklenen aynı maya ile yoğrulup boy verdik.

Herkesin bir Ahmet Telli’si var ama ister inan ister inanma, benim Ahmet Telli’m, haberi alır almaz aklıma Mamak D Blok günlerini getirendi.

GÜLE GÜLE “ADINDAN GAYRISINI BİLMEYEN” ŞAİR

Hani sana “Su Çürüdü” şiirini yazdıran günlerin Ahmet Telli’si.

Adından gayrısını bilmediğin” o günlerde, yan yana koğuşlarda kaldık.

Öyle sessiz, öyle vakurdun ki incinmesin diye bütün nezaketinle bastığın yer, sanki aynı nezaketle sana karşılık vererek, attığın voltaları gök gürler gibi yansıtırdı evrene.

Çıktıktan sonra çok anlattım; hem de gururla. “Biz Ahmet Telli ile aynı avluya bakan koğuşlarda kaldık” diye…

Şiirlerini çok okudum; pek çok konuşmanın arasına tat katsın diye serpiştirdiğim de oldu. Ne de olsa sözlere yeni anlamlar yükleyen bir şairdin sen ve ben o anlamlar üzerinden nice güzel günlere davetiye çıkardım.

Ne çok hüzünlenmiştik o darbe günlerinde ama “hüznümüzü isyana çevirmek” konusunda kavlimiz kavildi.

“Güneşi kopar dalından ellerine al

ve durmadan canını yakan sözü

batır şiirin kalbine akıt

artık umudun billur ırmağını

kavruk çölüne yüzümün

ve bir sevda gibi yanaş

hayatın kıyılarına

Yoksa ey kalbim

tel bile olamazsın şiirin sazına”

GÜLE GÜLE KALBİNİ ŞİİRİN SAZINA TEL YAPAN İNSAN

Senin, “şiirin sazı” dediğine “hayatın hengamesi” dersek, çoğu zaman o hengamenin arasında kaybolup gittiğimiz ve “bir arpa boyu” bile yol alamadığımızı düşünmüşlüğüm çoktur.

Bununla birlikte sen o şiirleri yazdığında, ana rahmine dahi düşmemiş çocuklar büyüyüp, senin şiirlerinle hayata meydan okuduklarını gördüğümde, yürüdüğümüz “bir arpa boyu” yolun ne kadar da anlamlı olduğuna emin oluyorum.

Hayata meydan okuyanlardan biri de Çankaya’nın kendisine belediye başkanı olarak seçtiği Hüseyin Can Güner’di.

Senin sonsuzluğa yelken açtığını öğrendiğinde, şunları yazdı:

“Hoşçakal ey hayat, bütün ömürler gibi bitiyor işte bizim de ömrümüz… Bir vedâ divanının solgun sayfalarıdır dökülen bu yapraklar…”

O bu satırları yazarken, hakkında gözaltı kararı verildiğini bilemezdi.

Esasen olabildiğince şeffaftı; gözaltındayken bile kendisini seçenlere, “sizlere mahcup olacak bir şey yapmadım” diye mesaj gönderecek kadar naif davrandı. Ne de olsa senin şiirlerinle şekillenmiş bir gençti o.

Hiç kuşkumuz yok; hesabını verecek ve gene dönecek görevinin başına.

Bize gelince…

İkimizin de ortak geçmişine sahip Haydar Koçak, “Arkanda eğilmeyen bir baş, lekesiz bir geçmiş ve dizelerinle ısıttığın binlerce yürek bıraktın. Seninle aynı yolda yürümüş olmanın onuru, bu hayatta taşıyacağım en büyük madalyadır” yazmış senin için…

Ahmet Telli, budur işte!

GÜLE GÜLE GÖĞÜ GÜRLETEN, SAĞANAĞI PATLATAN ÖĞRETMEN

Hani efsane öğretmenlerimizden Cemil Çakır Hocamıza atfettiğin ve şöyle başlayan bir şiirin vardı ya, onu hatırladım.

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir/her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor…” diye başlayan…

O şiirdeki dileğini gerçekleştirmek boynumuzun borcu; sana söz, “o gök gürleyecek, o sağanak patlayacak, bitecek bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık”.

Emin ol, Ahmet Abim, o “yolu” sürdüreceğiz.

Kim bilir giderken, dostlara, yarenlere haber veremediğin için üzülmüşsündür; biz de üzgünüz. Madem gittin; oraları şiirleştirmeyi de ihmal etme…

Güle güle Ahmet Abi; rahat uyu.

“Sesine ses verenler”, hep olacak. Bu ülkenin içine sürüklenmek istendiği kara düzene karşı mücadele edenler hep olacak; senin şiirlerin, o mücadele sürecini renklendirmeye devam edecek. Ve emin ol, o güzel gün gelecek.