Otoriter Demokrasi
“Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi”ne geçildikten sonra yönetim şekli uzun süre tartışıldı, sonunda “Seçimli Otoriter Demokrasi” üzerinde geniş ölçüde görüş birliği oluştu. Rejimin bu şekilde adlandırılmasında kuşkusuz en önemli etken, “devlet aklı” gibi kavramlarla gündeme getirilen Cumhurbaşkanlığı ofisinin bürokratik yapısı idi. Bu oluşum meclisi fiilen devreden çıkararak yasamayı, siyasal karar alma tekeliyle de yürütmeyi etkisizleştirdi. Yasama ve yürütme işlerinde seçilmişlerden çok atanmışların etkili olması, toplumsal rıza yerine güvenlikçi bir yönetim anlayışını güçlendirdi.
15 Temmuz darbe girişimi sonrası başlayan FETÖ operasyonları, başta siyasi ve ekonomik yapı olmak üzere yaşamın tüm alanlarına yayıldı. Toplumsal rıza bu kez adalet sisteminde aranır oldu. Günlük siyasetin işleyişindeki sorunların çözümü mahkemelerde arandıkça, yargı fiili olarak yasama ve yürütme erkinin rolünü üstlenmeye başladı.
İmamoğlu ile başlayan seri tutuklamaların ardından mahkemeden mutlak butlan kararı çıktı ve CHP’ye kayyum atandı. Esasen konuya kafa yoranların çoğu böyle bir kararın çıkmasını bekliyordu; sürpriz olan zamanlamaydı. Yargıda alınan bu kararın zamanlama itibariyle yasama ve yürütme katında çok da beklenen bir gelişme olmadığı, en azından NATO toplantısı beklenmeden kararın verilmesi, konunun iktidar çevrelerinde derinlemesine tartışılmadığı yorumlarına yol açtı.
CHP’ye bu operasyonlar çekilirken, Bilgi Üniversitesi yargı kararıyla kapatılıp üç̧ gün sonra yine yargı kararıyla açıldı. Tavukçulara sabah kayyum atandı, aksam bu karar iptal edildi. Bu gelişmeler gösterdi ki, yürütme kurulunun yürütme faaliyetiyle pek alakası yok. Bu kadar sert kararlar beklenilmediğinin iktidar çevrelerinde dile getirilmesi de, bunun bir göstergesi. Bu durum, yürütmenin siyasete yön verme yetisini yitirdiğini gösteriyor. Yargıda alınan bu tür tartışmalı kararların hızla düzeltilmesi, çoğu kararın kamuoyunda ve hatta iktidar çevresinde tartışılması, özellikle CHP kongresiyle ilgili mutlak butlan kararı gösterdi ki yargı erki yürütmenin yerine geçmiş durumda.
Otoriter Denetimli Jüristokrasi
Yargının ekonomiden siyasete toplumsal tüm olaylarda etkisini iyice artırması Türkiye’nin yönetim şeklini bir kez daha sorgulanır hale getirdi. Artık rejim “Seçimli Otoriter Demokrasi” olmaktan çıktı. Yeni rejim daha çok siyaset bilimindeki yargı vesayeti (jüristokrasi) tanımını çağrıştırmakla ama burada otoritenin gücü yadsınmamak gerekir.
Jüristokrasi, kabaca yargının yürütme ve yasamanın yerini alması olarak tanımlanır. Ancak henüz manzara çok netleşmiş değil. Belki biraz daha olgunlaşması beklenmeli. Belki bu yapı hep bu minvalde gidecek ve dünya siyaset literatürüne Türk tipi jüristokrasi olarak geçecek gibi. O halde rejimin yeni adını ve tanımını Otoriter Denetimli Jüristokrasi veya Otoriter denetimli Yargı vesayeti olarak koyabiliriz.
Beklemeli, keza yürütmenin yerini yargının alması jüristokrasi tanımına uymakta; ancak, yargının kararları yine kendi marifetiyle hızla düzeltilmekte. Bu gelgitler rejim formasyonunun henüz tamamlanmadığını, yürütmenin etkisinin hâlâ kırılamadığını işaret etmekte.
Demokrasi, ana hatlarıyla halk tarafından seçilenlerin yönetimde olduğu, toplumsal rızaya dayanan bir yönetim şeklidir. Jüristokrasi ise meşruiyetini yasalardan ve hâkimlerin verdiği kararlardan alan, bu itibarla toplumsal rıza sorunu olan bir rejimdir. Demokrasi; yasama, yürütme ve yargı olarak adlandırılan sacayağının üzerine kurulan bir rejimdir. Birinin diğerlerine üstünlük sağlaması, hele diğerlerinin yerini alması, demokrasilerde kabul edilemez. Böyle bir gelişmenin öncelikle yetkileri elinden alınan yürütmede ve yasamada ciddi rahatsızlık yaratması kaçınılmazdır.
Bu itibarla henüz doğum sancıları çeken yeni rejimin tanımı üzerinde tartışmalar gelişecektir. Rejimin adını netleştirmek neden önemli? Çünkü tanımlanamayan bir şeye karşı ne karşı politika ne de çözüm üretilebilir. Bu bakımdan tanımlama, siyasetin yeni mecralara sürüklendiği bir dönemde neye karşı ve nasıl mücadele edilmesi gerektiğinin bilinmesi açısından önemli olacaktır. Siyaset geliştirmenin, yeni siyasal yapı kurmanın önemli argümanlarından biri, belki en önemlisi, rejimin niteliği ve tanımı olacaktır.

