Ankara

Bu satırları Ankara’dan yazıyorum.  Akşamüstü geldiğim şehirde gördüğüm, konuştuğum pek çok kişi bugün yapılacak CHP “Grup Toplantıları”nı konuşuyor, onunla ilgili sorular soruyor.

Şu saate kadar Kılıçdaroğlu ekibi de, Özel ekibi de aynı saatte, aynı salonda toplantı yapacaklarını ve aynı kürsüde konuşacaklarını söylüyorlar.

Kuşkusuz bunun gerçekleşmesi eşyanın doğasına da, fizik kurallarına da aykırı.

Bunun gerçekleşebileceği tek durum Özel’in Grup Başkanı sıfatıyla, hukuki olarak Genel Başkan atanmış Kılıçdaroğlu’nu kürsüye davet etmesi, öncesinde de kısa bir konuşması olabilir. Ancak bu da gerçekleşmeyecek.

Diğer yandan Kılıçdaroğlu’na toplantı yaptırmamak da, siyasi nezakete uygun olmaz.

Özel’in yapabileceği en iyi şey; Kılıçdaroğlu’nun konuşacağı gruba katılmadan, sonrasında ayrı bir toplantı gerçekleştirmesidir."

TEDBİR KARARIYLA SEÇİLMİŞ GİBİ DAVRANMAK

Kılıçdaroğlu’nun mahkemenin tedbir kararıyla atanmasından sonra gerek kendisinin gerekse başta parti sözcüsü olmak üzere ona yakın isimlerin attığı adımlara, yaptıkları konuşmalara baktığımızda, mahkeme kararı ile tedbirli gelmiş gibi değil seçilmiş başkan ve yöneticiler gibi hareket ediyorlar.

Yüksek Disiplin Kurulu oluşturma, orada bazı kararlar alması ne kadar hukuki, tartışılır.

Ya da oluşturulan MYK’nın hukuk durumu, tartışmalı. Sonuçta parti tüzüğüne göre MYK’nın göreve başlaması için PM’den onay alması gerekiyor.   

Bu tür sorun alanlarını çoğaltmak mümkün.

Ancak tüm bu uygulamalar partide idari ve siyasi kararların alınmasına, uygulanmasına yol açıyor.

Yani 3 Kasım 2023’e dönen sadece genel başkan ve parti yönetimi değil, parti siyaset yapma iradesi de o güne dönüp, bugünkü parti içi koşulları veri alıp siyaset üretiyor.

Ve Partinin şimdilik ilk ve görünen tek siyasal önceliği, arınması.

Partide akçeli işlere bulaştığı düşünülen, o ilişkilerle yükselen, o ilişkiler sayasinde siyasette var olanları tasfiye etmek.

Bu siyasal etik açısından çok önemli ama eğer bu yapılacaksa biri parti içine ikincisi büyük siyasete ilişkin iki adım atılmalı.

Parti içinde atılacak adım; bu arınmanın hedefinin sadece Özel ve ona yakın isimlerle sınırlı kalmayıp mutlak butlan ile yeni görevler verilenleri de kapsamalıdır.

Dışa dönük adım ise; başta Siyasi Partiler ve Seçim Yasaların olmak üzere yasal düzenlemeler için adımlar atılarak siyasal sistemin bir bütün olarak temizlenmesi hedefi parti politikası olarak kamusallaştırılmalıdır.

Bu iki adım atılmadan arınma; muhaliflerin “arınma” söylemiyle tasfiyesinden öteye gitmez.

Dahası Kılıçdaroğlu ve yönetimi açık biçimde kurultayı, mahallelerden başlayarak ilçe, il ve kurultay delegeleri belirledikten sonra yapacağını dün akşam yaptığı açıklama ile duyurdu.

Böylece Özel’in “en kısa zaman”ına karşı Kılıçdaroğlu’nun ifade ettiği “en uygun zaman”ın ne olduğunu gördük.

KURULTAY YAPMAK YA DA YAPMAMAK

Bütün bu hukuki ve siyasi tartışmaları bir kenara bırakıp şu soruya cevap aramamız gerekiyor; taraflar her durumda CHP’yi iktidar alternatifi olma halinin sürmesini istiyorlar mı?

Eğer taraflar bu soruya olumlu cevap verebilecek durumda iseler ortada sorun yok demektir.

Sonuç olarak böyle bir irade her şeyden önce karşısında olan ile “diyalog” kurmaya, çözüm aramaya ve en azından ortak bir noktada buluşma iradesine sahiptir demektir.

Yok eğer bu konuda bir uzlaşma söz konusu değilse yapılan tüm tartışmalar, tarafların zaman kazanmasından başka bir şey değildir.

Ne yazık ki, şu anda karşı karşıya olduğumuz durum böyle bir diyalog zemininden uzak olduğumuzu gösteriyor.

YETER Kİ UMUT VERECEK BİR HİKAYENİZ OLSUN

Bugün itibariyle Özel ve ekibi, parti içinde kalarak direneceklerini ve olağanüstü kurultay için tüm olanakları zorlayacaklarını ifade ediyorlar.

Ama bu çabanın mevcut koşullarda zaman kaybı olduğu açıktır. Sonuçta Kılıçdaroğlu yaptığı son açıklama ile kurultay ile ilgili izleyeceği yol haritasını açıklamış oldu.

Kabul edelim ki, hukuk da şimdilik ondan yana.

Evet, CHP 103 yıllık tarihi, örgütlülüğü, sembolleri ve sahip olduğu maddi imkanlar düşünüldüğünde içinde siyaset yapanlar için vazgeçilmez olması anlaşılabilir bir şey.

Ve CHP’den vazgeçemeyeceklerin sayısı merkezden taşraya indikçe doğal olarak artacaktır da.

Dahası Türkiye’de tüm toplumsal kesimler gibi siyasetçilerin de “siyaseten” muhafazakâr olduğunu düşündüğümüzde, çoğunluğun olduğu yerde kalma olasılığının yüksek olduğunu da söyleyebiliriz.

Ancak her şeye rağmen; topluma umut verecek bir hikayeniz, toplumu ikna edecek bir kadronuz ve siyasi cesaretiniz varsa ilk adımı atmak zor olmayabilir.

Dahası sahip olduğunuz hikaye ve umut ne kadar güçlü olursa bu, siyasal ve toplumsal muhalefeti büyütür, onları siyasal ortaklar, müttefikler haline getirme potansiyeliyle yolunuzu daha çok açar.

Açıkçası şu an iktidara eleştirel, muhalif olan herkesin yani siyasal ve toplumsal muhalefetin üç ortak keseni vardır;

Herkes için:

“Daha çok Demokrasi”,

“Daha çok Özgürlük” ve

“Daha çok Adalet”.

Bütün mesele bu ortak kesende geniş bir muhalefeti bir araya getirmektir.

Yani mesele sadece yeni bir parti kurmak değil, yeni bir toplumsal muhalefet bloku oluşturabilmektir.

Odak Noktası 79 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar