Butlan kararından tam iki ay sonra, CHP meclis grubundaki konuşmasında Özgür Özel süreci nihayet başlattı. Yola yeni parti çatısı altında devam edeceklerini ve kendileriyle hareket eden milletvekilleriyle birlikte mecliste ana muhalefet olacaklarını söyleyerek ilk somut adımı atmış oldu. Belediye başkanlarının bu partiye katılımı konusunda bir belirsizlik var. Perde arkasında haftalardır yürütülen görüşme ve müzakerelerin ardından Özel, kurulacak partiye geçiş konusunda belediye başkanlarına dönük bir talepleri olmadığını duyurdu. Ardından pek çok önemli belediye başkanı da birer ikişer CHP’de kalacakları ya da Özel’in partisine geçme konusunda acele etmeyecekleri sinyalini verdiler. Ancak milletvekilleri konusunda tablo farklı. Mevcut CHP vekillerinin çoğunluğunun katılımına kesin gözüyle bakılıyor.
Yeni partinin siyasal portresinde dikkat çeken birkaç önemli detay var. Her şeyden önce genel başkanın konumu bu defa çok farklı. CHP’nin başına “İmamoğlu’nun adayı” sıfatıyla geçen Özel, bu defa hareketin gerçek lideri olarak dümene geçecek. Cumhurbaşkanı adayı olamayacağı az çok belli olan İmamoğlu ise hareketin lideri olmaktan çok sembolü olmaya başladı. Halbuki CHP çekirdeğinden gelen Özel çevresi parti içerisinde kalabilmek için çabalarken, yeni bir hareketin tesis edilmesi için ısrar eden İmamoğlu ve arkadaşları olmuştu. İmamoğlu ekibinin bu anlamda yeni hareketten belirli beklentileri olacağı açık. Genel başkanın bunu ne ölçüde karşılayabileceğini dikkatle izlemek gerek. Özellikle parti içerisinde yeni kadroların şekillendirilmesi ve görevlendirmelerin yapılması süreci bu bağlamda bir ilk eşik olacaktır.
Yine bu noktada olası bir ayrışma konusu da yeni partinin ideolojik çizgisi olacak. İmamoğlu’na yakın çevreler yeni hareket için en uygun yolun mümkün olduğunca geniş bir söylem yelpazesi ve kapsayıcı siyaset olduğu fikrinde. Bu yolla mevcut seçmen tabanını daha da genişletmenin, bir yandan CHP’nin tüm tabanını kendine katarken diğer yandan sağ partilerden de önemli oranda oy almanın mümkün olduğuna inanıyorlar. Seçmen nezdinde de bir merkez partisi talebinin söz konusu olduğunun altını çiziyorlar. Farklı siyasal hatların tamamını bünyede taşıyan bir hareket iddiası elbette akıllara Turgut Özal’ın ANAP’ını getiriyor.
Öte yandan Özel çevresi için ideolojik anlamda çok fazla tartışılacak bir şey yok. Bu ekip zaten CHP içerisinde yetiştiği için, mevcut ayrışmayı ideolojik değil taktik bir hamle olarak değerlendiriyorlar. Onlara göre yeni hareket Altı Ok’ta, Kemalizm’de ısrar etmeli ve seçmenin karşısına “hakiki CHP biziz” iddiası ile çıkmalı. Kaldı ki Özel’in genel başkanlığında girilen son yerel seçimlerde parti, mevcut siyasal kimliği ile de sağ oyların bir bölümünü alabileceğini göstermişti. Dolayısıyla onlar, butlan-öncesi CHP çizgisini aynen devam ettirmemesi için bir neden olmadığı düşüncesindeler.
Özgür Özel şimdiye kadar bu iki stratejik hattan herhangi birisi lehine tercihte bulunmadı. Her iki yolu da ima eden cümleler kurarak orta yolcu bir çizgide gitti. “Gömlek değiştirmiyoruz, Altı Ok’a sonuna kadar bağlıyız” dediği meclis grubu konuşmasında, aynı zamanda “CHP'lilerle sınırlı olmayan, Türkiye'yi kucaklayan bir Türkiye İttifakı” iddiasını da ortaya attı. Bu ideolojik sorunu belki bir süre daha erteleyebilir Özel. Ancak eninde sonunda bir tercihe bulunmak zorunda kalacaktır.
Erteleme demişken, yeni hareketin en büyük sorununun kuruluş sürecinin fazla uzaması olduğunun altını çizelim. İki aydır konuşulan parti için, ancak bu hafta başında düğmeye basılabildi. Üstelik önceki gün Özel, teknik kuruluşu başlattıklarını fakat siyasi kuruluş için Ağustos ya da Eylül ayının beklenmesi gerektiğini işaret etti. Bu, yeni hareketin butlan kararından dört ay sonra siyasi hayatına başlaması demek. Oysa Özel’in başını çektiği hareket bir momentum hareketi. Bu harekete enerjisini veren şey elitlerden istek ve iradelerinden çok, tepkisi çığ gibi büyüyen muhalefet seçmeni. Özel ve arkadaşları bu büyük desteğe bakarak yönlerini belirliyor, muhalif medya bu tepkilerden hareketle yeni hareket lehine bir tutum takınıyor.
Öte yandan tam da bu momentumun kaynağı olan seçmenler, hareketin kendisi için bir risk unsuru. Zira sözünü ettiğimiz insanların siyasi kimliklenmesi büyük ölçüde negatif duygularla, Erdoğan ve AKP karşıtlığı ile oluşmakta. Bu insanlar özünde apolitizasyona son derece meyilli. İmamoğlu’nun tutuklanması ya da CHP’ye butlan kararının çıkması gibi durumlarda hızla mobilize oluyorlar. Ancak bu güçlü duygularını uzun süre dirayetle sürdürecek kurumsal politik sosyalizasyondan mahrumlar. Bir an önce olsun istedikleri şeyler, radikal adımlar ve büyük çıkışlar yapılmadığında, derhal karamsarlığa kapılıp kendi kabuklarına çekilmeleri olası. İşte bu hassas seçmen kitlesinden kaynaklı momentumu korumak ve sürdürmek, yeni hareketin önündeki en büyük sınav.
Özgür Özel, butlan kararının çıktığı 21 Mayıs gününde siyasi risk alarak, seçmenlerden ve anket sonuçlarından gelecek sinyalleri beklemeden yeni hareketi ilan edebilirdi. Halkın arkasından gitmek yerine toplumun önüne geçip yepyeni bir yol açabilirdi. CHP genel merkezine yapılan 24 Mayıs’taki polis baskını da bu anlamda ikinci bir fırsat penceresiydi. Ancak Özel ve arkadaşları her iki tarihi anda da bu tercihi yapmadı. Süreci biraz daha demlendirmeyi uygun buldu. Bu düşünceleri pekâlâ daha rasyonel bulunabilir. Yeni bir hareketin startını alelacele vermenin siyaseten büyük belirsizliklerle gebe olacağı söylenebilir. Ancak Machiavelli’nin Roma siyaset geleneğinden alıntılayarak dediği gibi “şansın ve kaderin, soğukkanlı ve çekingen davrananlardan çok, cesur ve atılgan olanlara boyun eğdiği görülür. Bu yüzden talih, tıpkı bir kadın gibi, gençlere meyleder. Zira onlar daha az çekingen, daha gözü kara ve daha cesur davranırlar.” Özel bugüne değin bu atılganlığı göstermedi. Oysa önümüzdeki günlerde şansa en çok ihtiyaç duyacak lider kendisi.
Yeni partiye ilişkin hassas en hassas konu ise partinin kadrolarının tasarımı olacak. Zira parti yeni olmasına karşın mevcut kadroları hayli eski. Yıllarca Kılıçdaroğlu ekibi ile çalışmış, hatta onun tarafından seçilmiş isimlerin, yeni bir parti tabelası altına geçtiklerinde tam olarak hangi yeniliği ortaya koyacakları soru işareti. İktidar ile en sert şekilde mücadele edebilme anlamında bu ekibin Kılıçdaroğlu CHP’sinden önde oldukları kesin. Ancak uzun vadede bu yeterli olacak mı? Bugün yapılan araştırmalarda yeni parti, CHP’nin butlan sonucu göreve gelmiş yönetimi ile karşılaştırılıyor. Oysa önümüzdeki aylarda siyaset kendi mecrasında ilerlediğinde bu dinamiklerde ciddi değişiklikler olabilir. Özellikle CHP’deki kurultay sürecinin hızlanması ve Kılıçdaroğlu yönetiminin parti içerisinde görevi bir başka ekibe devretme olasılığı gündeme gelirse, eski yüzlerle dolu yeni partinin bir kimlik krizi yaşaması ve kimi isimlerin baba ocağına geri dönmesi muhtemel.
Bu anlamda, yeni bir siyasal hat açarak yola devam edilmesi gerektiğine dair İmamoğlu çevresinden yükselen seslerin bir rasyonalitesi var. Dolayısıyla Özgür Özel, yalnız siyasi çizgisi konusunda değil, kadrolarıyla ilgili de bir yenilenmeye gidip gitmeme ikilemi ile karşı karşıya. Yine tercihini güvenli görünen seçenekten yana kullanır ve “hem kadroları yenileyeceğim hem de eski arkadaşlarımla devam edeceğim” derse, uzun vadede karşımızda şişmiş kadroları ile siyasal kakofoniye saplanıp kalmış bir siyasi parti görebiliriz.
Böyle bir karmaşaya son verecek tek şey seçim başarısı olacaktır. Zira başarı, hayatın pek çok alanında olduğu gibi siyasette de sorunların üzerini örten, hemen her şeyi meşrulaştıran sihirli bir örtü. Ancak olası sorunları henüz derinleşmeden çözmek yerine anketlerde görülen potansiyel destek oranlarına güvenilerek girilen yolun sonunun mutlaka arzulanan seçim başarısına çıkacağının bir garantisi yok.

