CHP’nin son seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, 21 Mayıs’ta verilen mutlak butlan kararı sonrası parti içinde verdiği hukuk mücadelesinde sona geldi ve zorunlu olarak yeni bir parti ile yol devam edecekler. 

Bunu Salı yapılan grup toplantısında ilan etti. 

Önümüzdeki günlerde 90’nın üzerinde milletvekili ile yeni parti kurulacak. 

Ancak geçen birkaç günde görülen yavaşlık, gönlü yeni kurulacak parti ile olmasına rağmen farklı nedenlerle CHP’de kalan milletvekili ve belediye başkanlarını gördük. Bunlar siyasi pozisyonlarını açık biçimde ifade ettiler. 

Ve onların açıklamasına baktığımızda gördüğümüz ortak kesen “CHP’nin terk edilmezliği”. 

Bir önceki yazıda ifade ettim, siyasete CHP’de başlamış, aileden CHP’li olan siyasetçilerin CHP’yi kolayca terk etmeleri kolay değil. Yaşanan bunca şeye rağmen kolay olmayabiliyor. Bu açıklamalar, bunu teyit eder nitelikte. 

 Sonuçta ömrünü CHP'de geçirmiş insanlar için bu partiden ayrılmak yalnızca siyasi değil, zihinsel ve duygusal olarak da zor. Çünkü CHP, sıradan bir parti değildir. Bir tarih, bir aidiyet, çoğu için bir "baba ocağı"dır. 

CHP, Atatürk’tür. 

CHP, Cumhuriyet’tir.

CHP, Altı Ok’tur. 

Bunları çoğaltmak mümkündür. 

Ama çoğaltacağımız tüm bu tespitler aynı zamanda günümüz siyasetinde “semboller”den başka bir şey değildir. 

İçselleştirilmiş, hakkı verilen, sahiplenilmesinin anlamı olan siyasallaşmalar değildir. 

İtiraf edelim ki, bunların çoğunluğu “ezber”dir. 

Tek başına değil ama çoğunluğun bir araya gelip söylediğinde aidiyet hissettiren, insanı yalnızlıktan kurtaran ama siyaseten yeterince karşılığı verilmeden sahiplenilen söylemlerdir. 

Bu tespiti bir kenarda tutalım. 

Ama bu tespitten hareketle şunu söyleyebiliriz ki, bugün yeni parti kurmak için CHP’den ayrılanların şunu düşünmeleri gerekiyor; yaşanan CHP’nin, CHP’nin temsil ettiği düşünülen sembolleri reddetmek, CHP'nin yüz yıllık birikimini, Cumhuriyet'le kurduğu bağı, soldaki her arayışın adresi olma özelliğini yok saymak değildir. Çıkılan yeni yolun, kurulan partinin bir hedefi de; bütün bu kavram ve sembollere gerçek anlamda içerik kazandırmak, siyaseten içini doldurmak ve daha geniş toplumsal kesim tarafından sahiplenilmesini sağlamak için yeni bir yol açma sürecidir.

Bir anlamda onları, hapsedildikleri kalıptan kurtarmak, sivilleşmesinin ve sahiplenilmesinin yolunu da açmaktır. 

KÜÇÜK DEĞİL BÜYÜK İKTİDAR HEDEFİ ŞART

Sadece bu köşede değil 2010’lardan bu yana CHP üzerine yazdığım yazılarda iki şeyi özellikle ayırıyorum: "küçük iktidar" ve "büyük iktidar".

Küçük iktidar, parti içi iktidardır. Yani önceliğin mahalle delegeliğinden Genel Başkanlığa elde edilmiş koltuğun üst kademesine çıkmaya değil kazanılanın korunmasıdır. 

Buna karşı büyük iktidar ise; ülkeyi yönetme, iktidara talip olma hedefidir.

CHP’yi takip ettiğin bunca yılda gördüğüm temel sorun, önceliğin sürekli olarak “küçük iktidarı” korumaya vermiş olmasıdır. 

Nitekim mutlak butlan ve devamında yaşanan tüm gelişmeler, tartışmaları bunun açık bir göstergesidir. Şu an mutlak butlan yönetiminin önceliği büyük değil küçük iktidar yani parti içi iktidar inşasıdır. 

Bu süreçte sembollerin kullanılma amacı da küçük iktidarı konsolide etmektir.

Yeni parti esas olarak gözünü büyük iktidara dikenlerin hareketidir.

Ve bu hedef, CHP’ye içkin kabul edilen sembol ve değerlerin reddedilmesi değil, onlara gerçek anlamlarını kazandırma hareketidir. Bu aynı zamanda onları siyasi istismar aracı olmaktan kurtarılmasıdır. 

Bu yüzden yeni partiyi kuranların, kurucu olacakların, partiye katılacakların bu sembolleri siyasetin dışına çıkarmaları, siyasi istismar aracı olmaktan çıkarmaları bir zorunluluktur. 

Bunu gerçekleştirmek zor olabilir ama bir zorunluluktur. 

Çünkü, gerçek siyaset, sembollerle değil fikirle, ideolojiyle, topluma dokunan bir programla yapılır.

Özel’in konuşmasının ardından alelacele Genel Merkeze asılan afişte yer alan "vazgeçmeyeceğiz" siyaseti, tam da bu siyasetsizliğin ikrarıdır.

TARİHSEL İSTİSMARA SON VERMEK

CHP yüz yıllık bir parti. Bu ona büyük bir birikim kazandırdı. Bu yüzyıllık süreç içinde siyaseten farklı dört-beş CHP’den bahsedebilsek bile bu tarihsellik, aynı zamanda parti üstüne ağır bir tarihsel yük de yükledi.

Tek parti döneminin kimi uygulamaları ve o dönemde toplumun kimi kesimlerinin —özellikle dindar-muhafazakâr kesimlerin ve Kürtlerin— yaşadığı kırgınlıklar, CHP ile bu kesimler arasında bugün bile hissedilen bir mesafe bıraktı.

Ne yazık ki, bu mesafe çoğu zaman güncel bir gerçekliğe değil, tarihsel bir belleğe ve dahası sürekli üretilen bir algıya dayanıyor. 

Erdoğan/iktidar bloku bu tarihsel yükü, CHP’ye karşı bir silaha çevirdi ve her seçim döneminde kullanıyor. 

Erdoğan ve AK Parti elitlerinin yıllardır kullandıkları, "CeHaPe zihniyeti" söylemiyle bu tarihselliği sürekli canlı tuttu. Kimlik temelli her güncel tartışmayı o eski belleğe bağlayarak CHP'yi "milletin değerlerine yabancı, tepeden bakan, vesayetçi bir zihniyet" olarak kodladı, kodlamaya devam ediyor. 

Bu söylemin amacı çok açık: Kendi tabanını sürekli bir "öteki" karşısında konsolide etmek. 

İtiraf edelim ki, Kemal Kılıçdaroğlu 2023 seçimlerine kadarki liderliğinde bu algıyı aşmak için çok çaba harcadı. CHP’yi farklı toplumsal kesimlere açtı. Ama Erdoğan/İktidar blokunun kapalı devre yayın sistemini, kendi ifadesi ile Anadolu’daki TRT’yi aşamadı. 

Ve mutlak butlan ile de geçmişini bir anlamda inkar ederek küçük iktidar uğruna ideolojik olarak iktidara eklemlendi. 

Bu açıdan yeni parti, bu tarihsel yükü ve onun üzerinden yürütülen ötekileştirmeyi de aşma imkânıdır.

Tarihsel bagaja sıkıştırılamayacak yeni siyaset, iktidarın "CeHaPe zihniyeti" silahını elinden alabilir; çünkü o eski belleğe seslenen bir hedef tahtası sunmaz. Böylece CHP'ye tarihsel mesafeyle bakan dindar, muhafazakâr, Kürt ya da milliyetçi kesimlere de kapı aralayabilir.

Bu açıdan yeni parti, yalnızca küçük iktidarı, sembolü ve salonu aşmak değil, iktidarın en eski kutuplaştırma aracını da işlevsiz bırakmaktır.

ÖZEL SOKAKLA SİYASET YAPIYOR

Son olarak Özel sadece 21 Mayıs mutlak butlan kararı sonrası değil 20 Mart 2025 akşamından itibaren sokakta değil ama “sokakla birlikte” siyaset yapıyor.

Ve bunun somut sonucunu özellikle mutlak butlan kararı sonrası gittiği illerde gördüğü teveccühten görmek mümkün. 

Gittiği her yerde CHP'liden çok CHP'li olmayanın desteğini aldı Özel. Nitekim araştırmalar da aynı şeyi söylüyor: Yeni bir siyasetin potansiyeli CHP tabanını çok aşıyor; İYİ Partili'den DEM'liye, MHP seçmeninden AK Parti yorgununa kadar geniş bir kesime uzanıyor, onlardan oy alma potansiyelini ortaya çıkarıyor.

Araştırmalar seçmenin, "CHP'den ayrılmış CHP'lilerin partisini" değil; CHP'yi içeren ama onu aşan bir partiyi istediğini söylüyor.

Bu açıdan yeni parti, CHP ve onun tabanını reddetmek değil, o tabanı genişletmek çok daha geniş bir toplumsal zeminle buluşturma çabasıdır. 

CHP’Yİ AŞMAK, YENİ SİYASETİN ALAMET-İ FARİKASIDIR

Sonuç olarak CHP'yi aşmak; onun tarihini, Cumhuriyet'le bağını, geleneğini çöpe atmak değildir. Tam tersine, bu birikimi küçük iktidarın, sembol siyasetinin, salon siyasetinin, dar taban mantığının ve iktidarın "cehape zihniyeti" üzerinden yürüttüğü ötekileştirmenin kafesinden kurtarmaktır.

Aşmak; "daha çok demokrasi”, “daha çok özgürlük”, “daha çok adalet" diyen farklı kesimleri, taşıyıcı koalisyonlarla bir araya getiren bir Türkiye İttifakı kurabilmektir.

Ateşten gömleği giymek de zaten budur.

CHP'den ayrılmak zordur; ama asıl mesele ayrılmak değil, aşabilmektir. Ve aşmak, yeni bir siyasetin inşa edilip edilemeyeceğinin de en açık göstergesi olacaktır. 

Ama şu gerçeği hatırlatalım; yeni parti CHP’yi aşan siyasetin inşasında ilk adımıdır. 

Odak Noktası 32 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar