Genel olarak Türkiye’nin öncelikli sorunu nedir?

Bugünkü Türkiye’de ana muhalefet partisi olan CHP’nin siyasal önceliği ne olmalıdır?

İlk soruya herkes bulunduğu yerden farklı cevaplar verebilir.

Kimi buna otoriterleşme, kimi ekonomi, kimi hayat pahalılığı, kimi de temel hak ve özgürlüklerin azalması cevabını verebilir.

Peki ikinci sorunun cevabı ne olmalıdır?

Bu ülkede ana muhalefet partisinin, onun liderinin, yönetiminin önceliği ne olmalıdır?

Sanırım bu soruya çoğunluk ilk seçimde iktidar olmak cevabını verecektir.

CHP yönetimi istinaf mahkemesinin kararı ile değişti ve Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP Genel Başkanı oldu.

Karar uzunca bir süredir bekleniyordu.

Bu kararın hukuki değil siyasi olduğu da yine herkesin bildiği bir gerçekti.

Bu karar öncesinde halef selef iki liderin görüşmesinin önemi ve gerekliliği konusunda ben dahil olmak üzere pek çok yorumcu yazdılar. Ancak bu gerçekleşmedi.

Gerçekleşmeyen bu buluşmaya bugünlerde her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.

Mutlak butlan kararından sonra ortaya çıkan tablo ne yazık ki, CHP’nin ana muhalefet partisi olmaktan çıkarıp; kendi içinde parçalı, kavgalı bir partiye dönüşme ihtimali çok yüksek.

Ki bu tam da iktidarın istediği bir tablo olacaktır.

Peki halef-selef iki lider bunun farkında değil mi?

Bence ikisi de bunun farkında. Ve bir araya gelme konusunda adım atmadıkları her gün biraz daha vebal altına giriyorlar.

O yüzden iki liderin kişisel hedeflerinden, hırslarından, kızgınlıklarından ya da hangi duyguysa bundan kurtulup; bir araya gelmesinde ve içine düşülen krizin aşılması konusunda sorumluluk almalarından yarar olacaktır.

YARGININ BAŞKANI KILIÇDAROĞLU; SEÇMENİN BAŞKANI ÖZEL

Yargı kararı sonrası Kılıçdaroğlu hukuki olarak yeniden Genel Başkan atanmıştır. Bu gerçek.

Ama Kılıçdaroğlu’nun kabul etmesi gereken başka gerçek ise, siyaseten toplumsal ve seçmen desteği açısından Özel’in Genel Başkan olduğudur.

Bu durumda kriz, gerilim zamana yayılarak toplumsal, seçmen desteğinin gücün, güçlünün yayına geleceği varsayılabilir. Böylece hukuki genel başkanlığın fiili genel başkanlığa dönüşmesi umulabilir. Ancak dikkate alınması gereken seçenek bunun olması beklenirken CHP’nin, ana muhalefet partisi olma özelliğini yitirme olasılığıdır.

O yüzden bir kez daha ifade etmek isterim ki, iki liderin bir araya gelerek bu gerilimi bitirmesi muhalefetin de, siyasetin de kazanması olacaktır.

Burada bir parantez açarak iki lidere düşen başka bir sorumluluğa da dikkat çekmek isterim. İki liderin, birbirlerinin hukukunu, kişisel saygınlığını koruma sorumluluğu da vardır. Liderler buna da dikkat etmek ve çevrelerini, destekçilerini diğer lider aleyhine konuşmama konusunda uyarmalıdır. Bu mitinglerde yapılıyorsa, buna da engel olunmalıdır.

KILIÇDAROĞLU’NUN SORUNLU ÖNCELİĞİ

Yukarıda ifade ettim; geride kalan bir yıl içinde iki liderin bir araya gelmesinin gerekliliğini ifade eden çok yazı yazdım son bir yıl içinde.

Ve bu konuda ilk adımın Özel tarafından atılmasının gerekliliğini de yazdım. 4-5 Kasım Kurultayı’ndan sonra daha kucaklayıcı bir politika izleme imkanı olsaydı parti için çok daha iyi olacağını da. Ama yapmadı, yapılamadı.

Peki Özel’in atmadığı adımlara karşılık Kılıçdaroğlu adım attı mı?

Ya da bugün şikayetçi olduğu konularda Özel’i uyardı mı?

Dün sabah gazetecilere bazı açıklamalar yaptı. O açıklamadan bir bölümü paylaşmak isterim;

Bir şeyin çok iyi bilinmesi lazım; CHP köklü bir partidir, devlet kuran bir partidir, devlete yön veren bir partidir. CHP, ahlaki değerlerini ve ahlaki üstünlüğünü korumak zorundadır. Ben hepinizin huzurunda bütün vatandaşlarıma özellikle de partililere söz veriyorum; CHP'yi kuruluşundaki kodlarına yeniden kavuşturacağız, ahlaki değerleri olacak.

Bizim partiye çok eleştiriler gelmiştir, muhalefetten, sivil toplumdan eleştiri gelmiştir. Ama partinin ahlaki değerleriyle ilgili olarak bugüne kadar hiçbir eleştiri gelmemiştir, şimdi geliyor. Bu ahlaki değerleri düzeltmemiz lazım.”

Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamasından, bu konuda yani “ahlaki değerler” konusunda uzun süredir şikayetçi olduğunu anlıyoruz.

Kılıçdaroğlu bu açıklaması ile açıkça ifade etmezse 38. Olağan Kurultay dahil olmak üzere takip eden süreçte adını vermediği partililerin gayri ahlaki ilişkiler içine girmiş olduğunu iddia etmiş oluyor.

Bu süreçte yapılan operasyonları, süren davaları buna gerekçe görüyor da olabilir.

Ancak buna inanan Kılıçdaroğlu’nun bu konulardaki hassasiyetini mutlak butlan kararından bir gün önce yayınladığı videoya kadar kamusal alanda açık açık ifade etmemişti. Ama etmeliydi.

Hatta daha öncesine konuyu Özel’le paylaşıp gereken adımların atılmasını da talep edebilirdi.

Eğer bu yapılmış ve Özel bu uyarılar konusunda gerekli hassasiyeti göstermemiş ise bu durumu kamuoyu ile paylaşılmalıydı.

Bilmiyoruz belki de Kılıçdaroğlu bunları Özel’le paylaşmış olabilir. Bu konular paylaşılmış ve Özel bu uyarılar konusunda adım atmamışsa hata yapmıştır.

Eğer durum bu ise Kılıçdaroğlu’nun bu hassasiyetini farklı yollarla kamuoyunda dile getirmeli ve partiyi uyarmalı idi.

Ancak görüyoruz ki, bu da yapılmadı.

Görünen o ki bu süreçte taraflar atılması gereken doğru adımları atmama konusunda tutarlı davranmışlar.  

TEMİZ AMA SİYASETSİZ CHP Mİ?

Bu noktada şöyle bir varsayımda bulunalım. Kılıçdaroğlu Genel Başkan olarak bazı isimleri disipline sevk etti, bazılarının üyeliklerini askıya aldı ve partiyi ahlaki kodlarına döndürdü.

CHP bu adımlarla temizlenmiş mi olacak?

Bu onu daha güçlü bir iktidar adayı mı yapacak?

Siyasetin finansmanı konusunda yasal değişiklik talep etmeden, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nda değişiklik yapmadan herhangi bir kitle partisini temiz tutmak mümkün mü?

Dahası sadece “temiz CHP” söylemi, bir Türkiye hikayesi sunmadan iktidar yolunu açabilir mi?

Dahası onun çizdiği siyasal çizgi içinde hareket etmeyi kabul etmişken.

“YA BİR YOL BULACAĞIZ YA DA BİR YOL YAPACAĞIZ”

Bir kez daha ifade etmek isterim ki, zor olsa da Kılıçdaroğlu ve Özel ile bir araya gelmeli ve partinin iktidara yürüyüşünün devamı için ortak akıl üretmelidir.

Bu sağlandığında CHP, tüm muhalefete siyaseten liderlik edebilir ve bu iktidarın değişmesinin yolu açılabilir.

Aksi halde iktidar olanlar da dahil hepimiz kaybederiz.

Bu bir araya geliş sağlanmıyorsa yapılması gereken Kartacalı Hannibal'ın Alp Dağları'nı geçerken ordusuna söylediği “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız”ın gereğini yapmaktır.

Bu yazıyı dünkü yazımın devamı olarak bitireyim. Bir anlamda devlet projesi olarak CHP'nin denetime alınma hedefini düşünürsek, Özel ve yönetimi için çıkış kapısı tektir. 

Odak Noktası 109 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar