“Demokrasi paketi önerisi” başlıklı yazımdan bu yana yayımlanan toplam beş yazımda, Anayasa’nın 2. maddesinde yer aldığı gibi, Türkiye’nin bu maddenin belkemiğini oluşturan laik, demokratik bir sosyal hukuk devleti olması için gereksindiği anayasal ve yasal değişiklik önerilerim yer alıyor. Günlerdir dedikodusu medyada ısıtıldıktan sonra hayretle gerçekleştiğine tanık olduğum CHP’nin 38. Kurultayı’nın iptaliyle ilgili olarak bu yazımda şunları dile getirmiştim: “bu dönemde yaşanan ve mutlaka giderilmesi gereken bir başka sorun, örneğin 39. kurultayını tamamladığı halde, CHP’nin geçmiş 38. kurultayı ile ilgili devam eden ve kamuoyunda butlan davası olarak bilinen davada olduğu gibi, ilk ve üst derece mahkemelerinin ihtiyati tedbir, yürütmeyi durdurma veya iptal davaları açabilmeleri. Her ne kadar Anayasa’nın YSK (Yüksek Seçim Kurulu) ile ilgili 79. maddesinin 2. fıkrası “YSK’nın kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz” diyorsa da diğer mahkemeler örnekte görüldüğü üzere konuya müdahil olabiliyor. Siyasi rakibini tasfiye amacıyla yürütmenin yargıya müdahalesi olarak algılanan bu sorunu kökünden çözmek için 79. maddesinin ilk cümlesinde YSK’ya “münhasır yetki” tanımak gerekir. “

Yazılarımda hukuksuzlukları uzun uzun eleştirmektense, bu konularda olması gerekeni dile getirmeyi öncelediğim için YSK’nın münhasır yetkisi konusunda 79. maddeye ilave edilmesini önerdiğim fıkrayı da kaleme almıştım. Yoksa pekâlâ Asliye Hukuk ve İstinaf mahkemelerinin, sandıktaki oyları ve YSK'nın seçim sonucunu değil ama “kurultay iradesini sakatlayan ceza hukuku boyutunu, sahte delege iddialarını veya tüzüğe aykırı genel merkez kararlarının işleyişindeki hukuka aykırılığı denetleme” bahanesiyle alabileceği olası butlan kararlarının açık bir yetki gaspı olacağının altını kalın çizgilerle çizebilirdim.

Kabul etmek gerekir ki hiçbir hukukçunun, hatta Anayasa hukuku okumuş kimsenin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin CHP’nin 38. kurultayının iptali kararını “demokratik iradenin korunmasına yönelik önemli bir karar” olarak görmesi mümkün değil. Adliye mahkemeleri YSK kararlarının geçerliliğini şu veya bu gerekçeyle ortadan kaldıramaz. Darbelerle dolu siyasi tarihimize yeni bir yargı darbesi eklendi ne yazık ki.  

Tam kanunsuzluk başvurusu

Bir mahkeme kararı üzerine yazmak senaryo ve olasılıkları değerlendirmek kadar kolay değil elbette. Bir kere karardan mağdur olan parti ve yönetiminin çizdiği yol haritasını göz önüne almak gerekir. Sonra da bu yol haritası çerçevesindeki gelişmeleri ele almak ve yargı darbesinin olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmak için en iyi formülü bulmak. Özgür Özel’in açıkladığı yol haritasının ilk ayağını CHP yönetiminin Yargıtay’a tedbir kararının kaldırılmasına yönelik temyiz başvurusu oluşturuyordu. Ama asıl önemli olan, Özel’in sözünü ettiği anayasal yetkisi gasp edilmiş olan YSK’ya tam kanunsuzluk (Anayasa 79. maddesi ve 298 sayılı kanuna aykırılık) gerekçesiyle yapılan başvuruydu. Bu başvuruyla YSK’dan kendi yetkisini koruyacak bir "seçim sürecini aynen yürütme” kararı alması talep edilmişti. Olması gereken, YSK’nın kendi içtihatlarına uygun şekilde anayasal egemenlik alanını ihlal eden Adliye mahkemesinin kararını hukuken doğmamış (nul et non avenu) ilan etmesiydi.

Ama ne var ki YSK, CHP’nin başvurusunu reddederek, siyasi tarihimizde ilk kez kendi anayasal yetki alanının aşınmasını ve Adliye mahkemesinin yetki gaspını (usurpation de pouvoir) kabullenmiş oldu. Bundan böyle “seçim kurullarının kararlarının kesinliği ilkesi” artık herhangi bir hukuki güvence oluşturmuyor. Böylece ihlal edilen ya da uygulanmayan anayasa maddelerine bir yenisi eklenmiş oluyor. CHP Grup Başkanvekili Murat Emir YSK’nın bu kararını, “kendini fesih kararı” olarak değerlendiriyor ki çok da yanlış bir ifade değil. Şurası muhakkak ki YSK’nın bu kararıyla demokratik hukuk devleti ağır bir darbe almış bulunuyor.  

Aslında atıfta bulunduğum yazımda 79. madde değişikliğini Asliye Hukuk ve İstinaf mahkemelerinin YSK’nın yetki alanına girmesini engelleme amacıyla önermiştim. Bu önerim, aklıma hiç gelmeyen YSK’nın kendi yetkisinden feragat etmesini de engelliyor elbette.

Siyasi partilerden tam uzlaşı

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin seçim düzenini kökten sakatlayan ve YSK içtihadına göre "tam kanunsuzluk" oluşturan butlan kararına muhalefet partilerinin izleyebildiğim kadarıyla tümünün gösterdiği ortak tepki çok önemli. Öyle sanıyorum ki bu muhalefet partileri Özel yönetimiyle dayanışma içinde YSK’nın söz konusu akıl dışı kararına da karşı çıkıyorlardır. Toplumda gerek hukuk gerek ekonomi alanında siyasi tarihimizin en kötü yönetimlerinden birini gösteren Cumhur İttifakı’nın, iktidarını sürdürebilmek için başta CHP’yi içinden olmak üzere tüm muhalefeti bölme stratejisi izlediği kanaati yaygın. Hatta İttifak ortağı MHP’nin Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin başlattığı ama yasal adımlar atılmadığı için tıkanmış gibi görünen “Terörsüz Türkiye” sürecinin de aynı amaca yönelik olduğunu düşünenler de az değil. Nitekim bu konunun DEM Parti ile bu sürece karşı çıkan İyi Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti’yi karşı karşıya getirdiği ortada. CHP’nin de bölünmesi halinde muhalefetin birleşemeyeceği ve bu durumda oyları düşüyor olsa da Cumhur İttifakı’nın iktidarını sürdürme şansı olduğuna inananlar da var. Ama butlan kararının tüm muhalefet partilerini farklılıkları içinde birleştirmesi, belki bu hukuksuzluğun mimarlarınca hiç arzu edilmeyen ama demokrasi açısından tek olumlu tarafı.

Toplumda tepkiler sadece iktidar partisine yönelik değil. Butlan planının işleyebilmesi için kaybettiği kurultaya karşın yönetimi devralmaya baştan beri hevesli görünen partinin eski Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da tepkilerden payını alıyor. 13 yıl Genel Başkanlık koltuğunda oturan ve ardı ardına seçimler kaybettiği halde kendini hala vazgeçilmez gören Kılıçdaroğlu gibi siyasetçilerin önünü kesmek için Siyasi Partiler Kanunu’nda (SPK) parti genel başkanlarının görev sürelerini ardı ardına 3 dönemle sınırlayan bir değişiklik yapmakta da yarar var. Koltuk sevdası, kusurlu demokrasimize çok zarar veriyor çünkü.

Konuya siyasi açıdan bakarsak, CHP’nin kemik oylarına Özgür Özel ile eklemlenen en az yüzde 50 seçmenin Sayın Kılıçdaroğlu’na hiç oy vermemiş olduğu dikkate alındığında kendisinin görevi ileri yaşına karşın kabul etmesine hayret etmemek elde değil. Butlan kararının yanlış olduğunun farkında olan MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli konuyla ilgili olarak, “Kılıçdaroğlu, 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihi bir sorumluluk üstlenmeli (…) CHP'nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir” açıklamasını yapmış bulunuyor. Bahçeli’nin önerisi belki partisinin de oluşmasına bir ölçüde katkı verdiği bu rejim krizini gidermek bakımından olumlu ama Kılıçdaroğlu dava ilk açıldığında feragat edebilir ve tüm bu hukuksuzlukların yaşanmasını engelleyebilirdi.   

Yedek parti gündemde mi?

Mahkeme kararlarıyla CHP Genel Başkanlığını kaybetmiş olan Özgür Özel, kendisine bu konuda yöneltilen sorulara cevaben yedek partinin mevcut olduğunu ancak partiye kapatma davası açılması durumunda gündeme geleceğini söyleyegeliyordu. Ama parti yönetimine yargı kararıyla Sayın Kılıçdaroğlu getirildiğine göre, Özel ve ekibinin parti içinde hangi sıfatlarla kalacağı ve hangi mali kaynakla “millet iradesine sahip çıkıyor” mitinglerini düzenleyebileceği büyük bir soru işareti.

Başarılı politikalarıyla halkın desteğini arkasını almış ve CHP’nin oylarını yüzde 50 oranında arttırmış olan Özgür Özel’in Kılıçdaroğlu ile anlaşamaması halinde yedek partiyle yola devam etmesinde yarar varmış gibi görünüyor. CHP bölünmüş olur ama bu ilk kez oluyor değil. Daha önce CHP’nin içinden SHP çıkmıştı. Yıllar sonra SHP küçülerek yok olmuştu. Aslında yeni parti, CHP’ye alerji duyan, koşulsuz olarak oy vermeyen bir seçmen kitlesini cezbedebilir bile.  

Yedek parti konusunda belki şu hususlara açıklık kazandırmakta yarar var. Parti aktif olduğuna göre, bir başkanı, kurulları ve asgari sayıda ilde de örgütü bulunduğunu var saymak gerekir. Özgür Özel’in kendini destekleyen milletvekilleriyle birlikte geçmesi halinde bu partinin TBMM’de grubu olması ve devlet yardımlarından yararlanması mümkün. Başkanının ilk MYK’da istifa etmesi, yerine Özel’in başkan vekili seçilmesi uzun bir süreç gerektirmiyor.

Ne var ki Özgür Özel, Cuma akşamı Genel Merkez binası önünde halka hitaben yaptığı konuşmada Kılıçdaroğlu ile yaptığı görüşmeye değinerek en kısa zamanda kurultay yapılması hususunda bir uzlaşı sağlandığı izlenimi verdi. İzlenim dememin nedeni bu konuda ayrıntılara hiç girmemesi ve Kılıçdaroğlu’nun değil kendi söyledikleri üzerinde durmuş olması. Genel merkez önündeki topluluğun “hain Kemal” diye bağırmasına her zaman yapmış olduğunun aksine müdahale etmemesi de dikkatlerden kaçmadı. Özetle, bugün itibariyle Özgür Özel için yedek parti değil, en kısa zamanda kurultay gündemde görünüyor. Ama önümüzdeki günlerde neler olabileceğini bekleyip görmek gerekir.     

Odak Noktası 108 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar