21 Mayıs akşamından yani mutlak butlan kararından bu yana CHP’yi ve geleceğini konuşuyor, tartışıyoruz.

Konuşma ve tartışmanın esası, 38. Kurultay’da Genel Başkan seçilen Özgür Özel ve ekibinin alacağı kararda idi.

Önlerinde iki seçenek vardı.

İlki parti içinde kalarak uzun bir hukuki ve siyasi mücadeleye girişmek ya da tercihen parti içinde hukuki yolları tükettikten sonra ikinci ve son seçenek olarak CHP’den ayrılarak yeni bir parti kurmak.

İlk yol yani parti içinde kalarak hukuki ve siyasi mücadele, ilk bakışta en rasyonel görünen olsa da; mutlak butlan ile partiye gelen Kemal Kılıçdaroğlu ve yönetiminin siyasal pratikleri bunun imkansızlığını ilk günden ortaya koydu. Görevden alınan avukatlardan başlayıp görevden alınan il başkanları ve disipline sevkler bunun işareti oldu.

Ama gerçek şu ki, Kılıçdaroğlu ve ekibinin esas güvencesi arkalarında hissettikleri yargı oldu.

İtiraf edelim ki, Özel ve ekibi ya bu durumu çok ciddiye almadı ya da gerçekten kamuoyuna “biz partimizi hukuki yollarla geri almak için her şeyi yaptık ama olmadı” demek için partide mücadeleye devam ediyorlar.

Ancak gelinen noktada, parti içinde kalmanın artık rasyonel bir seçenek olmadığı ortaya çıkmış ve bu gerçek kabullenilmiş görünüyor.

CHP TARİHSEL AMA MESELE TARİHSELLİK DEĞİL TÜRKİYE’Yİ KURTARMAK

Geçtiğimiz günlerde katıldığı TV Programında Kılıçdaroğlu, Özel ve ekibinin partiden ayrılmasının Erdoğan’a yarayacağını ifade etti.

Olası sonuçları bağlamında niyetten bağımsız olarak bu bir gerçeği ifade etse de; esas Erdoğan’a yarıyanın Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararı ile Genel Başkanlı’ğa dönmesi olmuştur.

Bu açıdan, bir siyasetçinin hele hele Kılıçdaroğlu gibi bir siyasetçinin bunu söyleyebilmesi gerçekten bulunduğumu şartlarda sadece hayret verici değil aynı zamanda üzücü de.

Bu noktada şunu ifade etmek gerekiyor; evet CHP tarihselliği, örgütlülüğü ile önemli bir partidir. Ama vazgeçilmez değildir. Çünkü mesele CHP değil Türkiye’nin geleceğidir.

ÖZEL’İN ALMADIĞI SORUMLULUĞU KILIÇDAROĞLU HİÇ ALMADI

Daha önce yazdım.

Mutlak butlan kararı çıkana kadar, partiyi gelmekte olan mutlak butlan tehlikesine karşı ortaya çıkabilecek siyasi krizden kurtarma sorumluluğunun Özel’de idi.

Ama mutlak butlan kararından sonra ortaya çıkan bu siyasal krizi aşmada sorumluluk artık Kılıçdaroğlu’na geçti ve o sorumluluğu, diyalog kurarak, partiyi birlikte geleceğe taşımak yerine; “arınma” söylemi ile partiyi bölmeyi seçti.

Ve bugüne kadar aldığı tüm kararlar bunu teyit etti.

Şimdi geç olsa da yeni parti kuruluyor.

YENİ PARTİYİ İSTEYENLER SADECE CHPLİLER DEĞİL

Bugüne kadar Özel, parti içinde kalarak tüm hukuki süreçleri sonuna kadar zorlamayı tercih ederken; ilginç biçimde toplum Özel’e yeni partiyi kurması konusunda sürekli baskı yaptı.

Bu açıdan, Yeni Parti’yi Özel, kendisine rağmen toplum baskısıyla kurma durumunda kalıyor.

Nitekim Özel’in gittiği illerde katıldığı toplantılarda, sokak gezilerinde, hakla birlikte olduğu her yerde önünü kesenler, ona merhaba diyenler ikinci söyledikleri şey; “yeni parti kurması” oldu.

Bu açıdan bir kez daha kabul edelim ki, toplum Türkiye’de siyasetin önünde gidiyor.

SADECE PARTİNİN YENİ OLMASI YETMEZ

Ama bu noktada en önemli tespit, Özel’i parti kurmaya davet edenlerin sadece CHP’li olmayıp farklı partilerden olması. Yani yeni partiyi tüm toplum istiyor.

Bu önemli.

Çünkü bu, kurulacak yeni partinin siyasi yelpazede kendini konumlayacağı yer açısından önemlidir.

Hemen ifade edelim ki, kurulacak parti “CHP 2.0” değil, onu aşan, Türkiye’nin içinde bulunduğu ve her gün biraz daha derinleşen otoriterliğe dur diyen ve temel mottosu; “bu düzen değişmeli” diyenlerin ortaklaştığı bir parti olmalıdır.

Bu açıdan yeni partinin ilk hedefi; bu düzenin değişmesi olmalıdır.

Peki bunu kimle yapacak?

Bunu ancak bu düzenden rahatsız olan toplumsal kesimler ve onları temsil eden örgütlü sivil toplum ve siyasi aktörlerle yapabilir.

Bu kaçınılmaz olarak yeni partinin, aynı hedeflerde ortaklaştığı farklı toplumsal kesimlerle taşıyıcı koalisyonlar kurması ve onları bu değişim sürecinin parçası yapması ile mümkündür.

Bu bir anlamda Özel’in merkezinde olduğu ekibin, topluma açılması ve çoğulculaşması zorunludur.

Bu açıdan son günlerde Özel’in yanında olana ama çeşitli vesilelerle tartışılan isimlerin yeni partide önde olmamasından daha önemli olan; aynı hedeflerde ortaklaşmış siyasetin kenarında duran farklı toplumsal kesimlerden insanların yeni partinin vitrininde olması önem kazanmaktadır.

Toplum hazır ve talep ediyor.

Ama bu yetmez.

İktidar/devlet blokunun yeni partinin başarılı olmasını istemeyeceği açıktır. Ama önemli olan iktidar/devletin değil, toplumun yani yeni parti kurulması taleplerini yüksek sesle ifade edenlerin ne istediği ve daha önemlisi bu isteğini siyasete katılmakla aktif biçimde kamusal alanda sahiplenmesi ve onun bedelini ödemeye hazır olmasıyla ilgilidir.

Odak Noktası 18 yazı Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi? CHP'nin kurumsal kimliğini ikiye bölen anketler ve hukuki krizlerin ötesinde; yargı kıskacına alınan muhalefetin, eski usul iç hesaplaşmaları bir kenara bırakıp demokratik iradeyi ve seçmen meşruiyetini koruyacak yepyeni, dirençli bir siyaset dilini inşa edip edemeyeceği tartışma konusu. "Yeni Parti mi, Yeni Siyaset mi?" odak noktasında bu gelişmeleri ele alan yazı ve söyleşilere yer vereceğiz. Tüm Yazılar