Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir tür metamorfoz geçirerek muhalefetten iktidar cephesine eklenmesi, Türkiye siyaseti için şaşırtıcı olmasa da, objektif bir bakışla eşine az rastlanır bir tablo ortaya koydu.
Siyasetin her zaman bir çembere dâhil olma anlamı taşıdığı doğru; ancak Kılıçdaroğlu’nun ve dar çevresinin kendilerini dışarıdan değerlendiremeyişleri, işi basit bir siyasetçi refleksinin ötesine taşıyor.
Kılıçdaroğlu safına çekinmeden dâhil olan ve insan olarak çok sevdiğim bir dostum, konuyu pragmatik bir şekilde izah ederken “bazen kaybedenin yanında olmak da getirisi olan bir seçimdir” demişti. Siyasetin ya da batılı dillerdeki karşılığıyla politikanın, sözlük anlamı itibarıyla bu tür fırsatçılıklara her zaman açık olduğunu biliyoruz. Machiavelli, Prens adlı eserini bu gerçekliğin açıklanmasına adamıştı.
Siyasetçiliğin özünde, Prens’te anlatılan hedefler yer alır. Bu hedeflerin kriterleri arasında toplumsal faydanın maksimizasyonu her zaman öncelik taşımaz. Siyaset, siyasetçi ve yakın çevresi için öncelikle bir “survival” (hayatta kalma) sanatıdır.
Toplumun siyasetle ilişkisi, sivil toplumun gücüyle orantılı olarak bu toksik yapıyı düzeltebilir. Siyasetin içinde bolca hamaset, “halka hizmet” gibi kavramlar yer alır. Türkiye siyaseti, Soğuk Savaş döneminde demokratlaşmış olmakla maluldür.
O dönemde dünya iki kutup arasında kalmıştı: ABD-SSCB, Kapitalizm-Reel Sosyalizm cepheleri. Reagan’a kadar güç dengesi olarak devam eden bu rekabet, Reagan’ın “yeşil piyonları” sahaya sürmesiyle SSCB ve Sosyalizm’in yenilgisiyle sonuçlandı.
Türkiye ise Soğuk Savaş’ın ideolojik bagajlarını sırtından hiç indirmedi. Muhaliflerin hepsi “komünist”, komünistlerin hepsi “Allah’sız ateist” olarak kodlandı. 12 Eylül faşizmiyle bu tespitler kamusal gerçeklere dönüştürüldü. Solcu olmanın önce kriminal bir suça, sonra acınacak bir azınlığa dönüşmesi temin edildi.
1946’dan 2026’ya uzanan 80 yılın hemen tamamında sağ kanadın sol kanata galip gelmesi, aslında solun dip köküne kadar budanmasıyla mümkün olmuştu. Sağ, amorf yapısıyla geçmişte kendine ait olan Amerikancılık dâhil pek çok Soğuk Savaş paketini, bir güzel karşı tarafa postalayacak kadar da mahirdi.
Bu kısa yakın tarih özeti, Kılıçdaroğlu’nun siyasetçi refleksiyle ortaya koyduğu oportünizmin ve yakın çevresinin tavrının neden mazur görülmeyeceğini izah ediyor.
Eğer Türkiye, 20. yüzyılı sosyal demokrasi ile geçirmiş bir Kuzey Avrupa ülkesi olsaydı, siyasetçinin kendine göre haklı gerekçeler üretmesine anlayış gösterir ve “biraz bekleyelim” diyebilirdik. Ancak Türk tipi demokrasinin sol kanadı iktidara 80 yıl içinde gerçek anlamda bu denli yakınlaşmışken yaşananları göz ardı etmek saflık olur.
Kılıçdaroğlu önceki hayatında iktidar medyasında Urfa’da yağan kardan daha az yer bulurken, şimdi oralarda assolist olması şaşırtıcı değil; fakat biz şaşırıyoruz.
CHP’liler kolay. CHP’liler “ne yapacak, tabii ki CHP’ye oy verecek” diyerek eski usul öğrenilmiş çaresizlik siyasetinin kodlarını tekrar etmesi ise, Marksist terminolojiyle “kendinde bilinç eksikliği”ne karşılık geliyor.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun özelde Türk soluna, genelde Türk siyasetine sağladığı büyük faydayı tam burada not etmek gerekiyor. Bundan sonra onun için tek bir seçmeni bile ikna etmek o kadar kolay olmayacak.
Kılıçdaroğlu’nun siyaset sahnesindeki bu keskin dönüşü, aslında Türk muhalefetinin yıllardır gizlediği bir hakikati gün yüzüne çıkardı: İktidarın cazibesi karşısında ideolojik duruşlar, kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Bir zamanlar “umudun adı” olarak sunulan figürün, medyanın en parlak spotlarında boy göstermesi, seçmende derin bir uyanışa yol açtı. Artık kimse “karşı tarafta durmak yeter” yanılgısına düşmeyecek; çünkü siyasetin bedeli sadece sandıkta değil, vicdanda da ödeniyor. Bu metamorfoz, Türk solunu belki de en ağır yenilgisinden daha değerli bir mirasa kavuşturdu: Gerçek muhalefetin, kişilere değil, ilkelere bağlı olması gerektiğini acı bir dersle öğretti.
Kılıçdaroğlu farkında olmasa da Türkiye siyasetine müthiş bir iyilik yaptı. Türkiye’de siyasi partilerin bugüne dek nasıl şekillendiğini Tarık Zafer Tunaya hoca ciltler dolusu yazdı, ama bu kadar iyi anlatamadı. Kılıçdaroğlu’nun “metamorfoz”u en bilinçsizi bile politik olarak geliştirdi. Artık Kemal Kılıçdaroğlu ya da bir benzerinin, öğrenilmiş çaresizlik içinde “karşıt olmaktan gelen oy avansı” olmayacak. Kaybettirir, asla kazanamaz.
Türk solu, 80 yıllık hegemonyayı aşmanın zorluğunu çok bedeller ödeyerek öğrendi. Kılıçdaroğlu’na yapılan siyasi yatırım da bu bedele dâhildir. Bu karşılıksız çekin daha fazla tedavül etmesi, kim ne yaparsa yapsın mümkün olmayacak.
Odak Noktası 108 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar

