Geçtiğimiz günlerde, CHP’de her şey olmuş ve kazandıklarının konforuyla sürdürdüğü emeklilik hayatında sadece ama sadece mevcut yönetimi eleştirdiği için davet edildiği bir kanalda “öz CHP’cilik” yapan Mehmet Sevigen, ağlamaklı ve çok teatral bir ses tonuyla parti içinde muhaliflere seslendi ve “… Şimdi bu Genel Başkan ve bu arkadaşlar partinin başında ve biz susuyoruz. Adnan Keskin susuyor. Eşref abi ne zaman hareket edeceksin abiciğim? Mahmut Yıldız ne zaman hareket edeceksiniz? Ali Özcan, Mesut Değer, Orhan abi Kemal abi, Bülent Baratalı! Ya lütfen ne zaman hareket edeceksiniz?” diye sordu.

Genel Başkan seçildiğinde Kemal Kılıçdaroğlu’na,  bugünkü yönetim için sarf ettiği sözlerin daha ağırlarını dile getirdiği için partiden ihraç edilmişti.  

Sevigen’in bu çağrısına, sayılan isimlerden destekleyici cevap gelmedi takip edebildiğim kadarıyla.

İsim vererek çağrı yaptıklarından gelmedi ama dün bu çağrıya en üst düzeyden, CHP’nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan dolaylı bir cevap geldi.

Kılıçdaroğlu yayınladığı video ile bir seçim yaptı ve mevcut yönetime olan mesafesini keskinleştirdi.

Kılıçdaroğlu yayınladığı video ile siyasetteki genel çürümüşlükten ve CHP’nin de bu çürümüşlüğün parçası olduğundan hareketle daha önce 39. Olağan Kurultay günü Sabah Gazetesi’ne verdiği söyleşide ifade ettiği “arınma” çağrısını bir kez daha yeniledi.

KILIÇDAROĞLU’NUN MESAJI KİME?

Kılıçdaroğlu konuşmasının analiz ettiğimizde karşımıza çıkan tabloyu şöyle özetleyebiliriz.

Kılıçdaroğlu konuşmasına temiz siyasetin önemine vurgu yapıp, bunun milletin geleceği için zorunlu olduğunu söyleyerek başlıyor. Kirlenen siyasetin önce vicdanı, sonra ahlakı çürüteceğini ve sonunda milletin ekmeğine göz dikeceğini ileri sürerek, buna karşı çıkmanın siyaset yapan herkesin “namus borcu” olarak vurguluyor.

Ve bu konuda en hassas olması gerekenler CHP’lilerdir diyor. Atatürk’ün kurduğu partiyi bir “ruh” ve “kutsal emanet” kabul ederek onun kirletilemeyeceğini belirtiyor.

Devam ederek mevcut CHP yönetimini hedef alıp CHP gölgesinin, “haramın ve kirlenmişliğin sığınağı” olamayacağını, gerektiğinde partinin “arınmayı” ve “iç muhasebe yapmayı” bildiğini ve yolundan dönmeyeceğini söylüyor. Bunu yapmanın bir yürüyüş olduğunu onu da, “iktidar yürüyüşü” ve “halkın umudunu ayağa kaldırma yürüyüşü” olarak tarif ediyor.

Kılıçdaroğlu bu sözlerle, yeni bir yola çıktığı ilan ediyor gibi.

Bu noktada kendisine açık ya da örtülü yapılan çağrılara değinerek susmasını ya da farklı şeyler söylemesini bekleyenlere milletin ve partinin çıkarlarını kendi ikbali için müzakere etmeyeceğini, iftiraların ve tehditlerin kendisini etkilemediğini söylüyor. Eğilip bükülmeden doğruyu söyleyeceğini duyuruyor

Bunu da “Benden susmamı veya başka şeyler söylememi bekleyenler var. Beni iyi dinleyin: Kemal Kılıçdaroğlu milletin ve partisinin çıkarlarını kendi ikbali için müzakere etmez! Bin kere toprak olur da bin kere çiçek açar namuslu, dürüst evlatlarının elinde ama eğilip bükülmez! İftiralarınız da tehditleriniz de vız gelir! Ben doğruyu söylerim, ben hakikatin yanında dururum.

Bakınız; yetmiş yılı aşkın ömrünü bu halkın adalet kavgasına adamış, boğazından tek bir haram lokma geçmemiş ve evlatlarına bırakacağı tek mirası verdiği ahlak kavgası olan Bay Kemal'den hiç kimse başka bir şey söylemesini asla beklemesin!” şeklinde ifade ediyor. Kılıçdaroğlu konuşmasını, “Aklımız nefsimize uymasın, yolumuz dürüstlükten ayrılmasın, rehberimiz vicdanımız olsun” diyerek bitiriyor.

Kılıçdaroğlu bu açıklama ile bir yandan temiz siyaset diğer yandan mevcut CHP yönetimine ve Özgür Özel'e sert eleştiriler getiriyor.

Nitekim Özel’in önceki hafta parti içinde mutlak butlan bekleyenlere yönelik sarf ettiği, “Bırak saraylara mermer olmayı, toprak ol bağrında güller yetişsin” sözüne, Kılıçdaroğlu konuşmasında doğrudan, “Bin kere toprak olur da bin kere çiçek açar… ama eğilip bükülmez” diyerek yanıt verdi.

Kılıçdaroğlu bu yayınla CHP yönetimini eleştirirken, parti içinden çok CHP’nin başında mutlak butlan kılıcını sallandıran Erdoğan ve yargıya “ben buradayım ve hazırım” mesajı veriyor, isteyerek ya da istemeyerek.

Bu videonun bir tek bu şekilde okunabilir.

KILIÇDAROĞLU’NUN İKTİDARA SÖYLEYECEK SÖZÜ YOK MU?

CHP’nin 13 yıl Genel Başkanlığı’nı yapmış, bugün konuşmasında örtülü biçimde eleştirdiği milletvekillerini, belediye başkanlarını aday göstermiş Kılıçdaroğlu’nun iktidara, Erdoğan’a hatta yargıya söyleyecek hiçbir sözü yok mu?

Varsa neden söylemiyor? Yoksa neden yok?

Mesela konuşmada CHP yönetimini eleştirirken, CHP’ye yönelik yargı baskısına, kayyum uygulamalarına, belediye başkanı transferlerine ve partiye yönelik bitip tükenmeyen operasyonlara hiçbir sözü olmamasını nasıl açıklayacağız?

CHP’yi arınma ve iç muhasebe yapmaya davet eden Kılıçdaroğlu’nun belli ki, başta yargı olmak üzere Erdoğan ve iktidarla hiç sorunu yok.

Dahası, Kılıçdaroğlu konuşmasında Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na yönelik alaycı bir tonda kullandığı “Bay Kemal”i, üçüncü tekil şahıs olarak sahiplenip, onu kendince olumlayarak kullanıyor. Sahiplendiği “Bay Kemal” söylemi üzerinden Erdoğan’a karşı çıkmayı umuyor olabilir mi?  

Kılıçdaroğlu konuşmasında sadece Erdoğan ve iktidara karşı sessizliği değil; Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu politik deklarasyona, ideolojik açılım konusunda hiçbir şey söylememesinin de bizatihi ideolojik bir tutum olduğunu da belirtmek gerekir. Ki bu, bizatihi siyasetsizliğin ve yerli ve milli muhalefet olmaya adaylığın resmidir.  

ÖZEL VE YÖNETİMİN TEMEL SORUNU

Kılıçdaroğlu bu konuşmayı, CHP içine ve örgütüne yapıyor ama parti içindeki esas muhatapları kuşkusuz mevcut yönetime muhalif olanlar.

Kılıçdaroğlu’nun son konuşması geçmişteki sessizliğine son veren bir çıkış. Partide ve toplumda karşılığının ne olacağını göreceğiz.

Mecliste bulunan 17 milletvekili videosunu paylaşarak Kılıçdaroğlu’na destek vermiş.

Partiyi ve liderlerini epeyce tanıyan birsi olarak, CHP’de halef-selef genel başkanların bir araya gelmesinin önemini her fırsatta dile getirdim. CHP’nin dışardan gelen siyasi ve yargı baskısına etkili biçimde karşı koymasının temel şartının partinin iç cephesini konsolide etmesinden geçtiğini yazdım.

Dahası, mevcut yönetimin, 38. Kurultay’da Kılıçdaroğlu’na destek vermiş milletvekili, delege hatta o dönemdeki belediye başkanlarının takip eden süreçte siyaseten kazanılması gerektiğini yazdım. Bu konuda Özel yönetiminin sorumluluğuna dikkat çekmiş ve adım atmalarının gerekliliğini vurgulamıştım.

Görünen o ki, bu konuda parti yönetimi zorunlu adımları atmamış ya da atma gereği duymamış. Kuşkusuz bu parti içi dengelere bağlı iradi bir tercih. Ama bunun yanlış olduğunu tekrar yazma gereği duyuyorum.

PARTİ İÇİ MÜCADELE ANCAK YENİ BİR SİYASET ve  SÖYLEM İLE OLUR

Tam bu noktada en başta andığım Sevigen’in çağrısına 10 maddelik bir çıkışla cevap geldiğini atlamayalım.

Eski PM Üyesi Ali Haydar Fırat’ın “Ayağa kalkma ve partiye sahip çıkma” başlığı ile yayınladığı 10 maddelik çıkışı, parti içine yönelik bir politik söylemden çok, siyasetsiz bir geçmiş güzellemesi, “altın çağ” -başka bir yazıda ele alınmak üzere- hayaline dayanan bir metin.

Açıkçası sadece Kılıçdaroğlu değil, parti içinde kalarak partiye sahip çıkma çağrısı yapanlar, videolarla, sosyal medya mesajlarıyla ne parti içi iktidara ne de büyük iktidara aday olabilirler.

Mevcut koşullarda parti içindeki konumları sadece bölücülük olur. O yüzden parti yönetimini zor bir sınav bekliyor.

Ama parti içi “küçük iktidar” hedefleri için Erdoğan ve iktidara hiçbir eleştiri sunmayanların, alternatif siyaset önermeyenlerin parti bir yana topluma da bir şey sunabilmesi mümkün değildir.

Bu aşamada en önemli şey herkesin birbirine karşı dürüst ve açık olması gerekliliğidir.

Karnından konuşma devri herkes için bitmelidir.

Not: Bu arada Kemal Kılıçdaroğlu’nu bu video üzerinden eleştirmek mümkün. Ama eleştirinin sınırı, kişilik haklarına saygıdır. Yakın zamanda CHP’nin CAO görev alan bir bir uzmanın, Kılıçdaroğlu’na yönelik nezaket sınırını aşa, kişilik haklarına saldırı anlamına gelecek paylaşımları da kabul edilemez. Bu konuda parti yönetimin gerekli uyarıları yapmasını umuyorum.