Artık parti kurmak, kongre yapmak aday olmak, seçilmek tüm bu siyasi faaliyetlerin hiçbir güvencesinin kalmadığının bir diğer ifadesi CHP kongresi için verilen mutlak butlan kararıdır.

Dahası bu kararla iktidar ve çevresi bütün bir siyaset kurumunu ve onlara destek veren vatandaşların tamamını tehdit etmektedir.

Diğer bir ifadeyle tüm partilere ve onların yönetimlerine denilen şey “arkana dolanırım görevden alırım” yerine ya kayyım veya yandaşım olan bir kuklayı getirir seni ekarte ederim; anlamına gelen bir tehdit ve şantaj ile siyaset kurumu karşı karşıya bırakılmıştır.

Bunun adı siyaset kurumunu iktidarın istediği gibi dizayn etmesi ve yönlendirmesi demektir.

CHP kurultayı için verilen mutlak butlan kararı ile bir anlamda ahlaki, siyasi ve hukuki bakımdan ülkenin seviye atlayarak faşizan bir yönetim sürecine girdiği bir kez daha pekişmiştir.

Ne olmuştu?

Bu karar verilmesine neden olan süreç Lütfü Savaş ve bazı kurultay delegelerinin açtığı davalarla başladı. Bu davalar daha sonra Ankara 42.Asliye Hukuk Mahkemesinde birleştirilerek dava görüşülmeye başlandı.

Ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kurultayda usulsüzlük yapıldığı iddiaları için soruşturma başlattı ve hazırlanan iddianamede “oylamaya hile karıştırmak” suçlamasıyla Ekrem İmamoğlu ve 12 şüpheli hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası talebinde bulundu.

Oysa ki kurultaya itiraza ilişkin davalara bakmak ne asliye hukuk ne de ceza hukuku mahkemelerinin yetki alanına giren davalar değildi.

Bu itirazların hepsi seçim hukuku alanına giren davalardı.

İtirazlar olması nedeniyle bu kararlar ilçe seçim kurullar, il seçim kurulları ve nihayet Yüksek Seçim Kurulu yetki alanına giren itirazlardı herhalde süreç kasıtlı olarak asliye hukuk ve ceza hukuku mahkemelerine taşınarak bugünkü mutlak butlan kararının temelleri atılmış oldu.

Bunları şunun için yazıyorum. Parti, sendika ve dernek olsun bu kuruluşların genel kurullarının hangi usul ve esaslara göre yapılacağı ilgili yasalar ve seçim prosedürünü ise seçim kurulları belirler. Genel kurul yapılır ve maddi bir itiraz varsa genel kurul sonrası yasal itiraz süresi içinde itirazlar ilgili seçim kurullarına yapılır ve yapılan inceleme sonucunda bir karar verilir ve bu karar kesindir ve itiraza kapalıdır.

CHP içinde geçerli olan bu süreç böyle işletilmedi yani itiraz sahibi delegeler seçim kurullarına itiraz etmesi gerekirken konu hakkında dava açmayı neden tercih etmişlerdi işte bu nokta bugün gelinen noktanın başlangıcını oluşturuyor.

İstanbul il başkanlığının zorbaca işgali ve arkasında CHP merkezine çökme hesapları ve bu hesaba dahil olarak iktidarın elindeki Truva atları ve Kemal Kılıçdaroğlu…

Kılıçdaroğlu insani ve siyasi yaşamının en zor ve en rezil günlerini yaşamak zorunda kendini bıraktı ve bu durum kendisine hiç yakışmadı.

Oysa kendisinden beklenen; iktidar tarafından özellikle son yerel seçimler sonrası hukuksuz ve zorbaca saldırıya uğrayan belediye başkanları ve yöneticileri uyduruk iddianamelerle hapislere atılan kimi vekil ve belediye başkanları tehdit ve şantaj sonucu partiden ayrılmak zorunda bırakılan ve bunlarla mücadele ederek ayakta kalmaya çalışan bir partiye bu yapılmamalıydı, bunlar reva görülmemeliydi.

Kılıçdaroğlu’na yakışan 13 yıl genel başkanlığını yapmış olduğun partiye iktidarın kayyımı olarak geri dönmek değil partinin iktidar yürüyüşüne destek olmaktı.

Şimdi ne olacak?

Zaten Kılıçdaroğlu ilk icraatını yaptı ve CHP davalarında parti adına avukatlık yapanları azletti. Bu demek oluyor ki Gürsel Tekin’in İstanbul il başkanlığı binasına polis zoruyla girmesinin bir benzeri CHP genel merkezi içinde yaşanacak.

CHP lideri Özgür Özel “arayanlar var bunlardan birisi de sayın Kemal Kılıçdaroğlu idi açmadım. Açsam ne konuşacağım ki” dedi. İşin özeti kısaca buydu zaten gerçekten ne konuşacaktı ki… HİÇ…

CHP lideri Yargıtay ve YSK’ya başvuruda bulunduklarını açıkladı. Umarım bu başvurular ortaya çıkan hukuksuzluğu ortadan kaldıran kararlar alır.

Yoksa ülke sadece siyaset alanı değil toplumsal ve ekonomik alanda peş peşe bu kadar gerginlikleri kaldıracak mecali kalmadı.