CHP’nin Yeni (Eski) lideri Kemal Kılıçdaroğlu 20 Mayıs’ta arınma çağrısında bulundu. Yargı erki ise bir gün sonra o arınmanın nasıl olacağına dair bir perspektif koydu önümüze. Meseleyi çok eğip bükmeden açıkça söyleyelim. Bu karar aslında fiili bir parti kapatma eylemi. Sadece eski yönetimi iş başına getirmedi üst derece mahkemesi. Aynı zamanda partiyi dolaylı olarak ama yine de kesin bir şekilde kapattı. CHP eski CHP olamaz artık. Mutlak butlan kararının ise üç boyutu var: Önce hukuk politik duruma, ardından bu kararın nasıl uygulanacağına, yani geçişin yumuşak mı, yoksa sert mi olacağına, son olarak ise iktidar-muhalefet ilişkilerine dair bir şey söylemek lazım.

Kararın hukuk politiği ciddi ölçüde eleştiri alıyor. Çünkü hukuk mahkemesi ceza yargılaması bitmeden kararını verdi. Ceza davasının sonucu beklenmek zorunda mı? Şüphesiz ki hayır. Ama kurultayda gerçekten de konusu suç teşkil eden bir irade fesadı olup olmadığı meselesi için daha somut kanıtlara, dolayısıyla ceza davasının muhtemel sonuçlarına ihtiyaç vardı.

Ancak o beklenmeden karar verildi. İkinci mesele seçim yargısının tasfiyesi hususu. Aslında bu tartışma CHP’yi aşan, tüm Türk siyasi hayatını felç eden bir içeriğe sahip. Biz de ilçe seçim kurullarından başlayıp YSK ile biten bir seçim yargısı düzeni var. Siyasi Partiler ve Seçim Kanunları öncelikle seçim yargısını kendilerine muhatap almakta. Hukuk mahkemesi o alana müdahale etti. Seçim yargısı gibi bir mekanizma kurulmasının amacı seçim ve parti uyuşmazlıklarını kısa sürede çözmek ve hayatın normal akışına dönmektir. Siyasi uyuşmazlıkları CHP davasında olduğu üzere adli mahkemelere taşırsak partileri kimin yöneteceği veya seçimlerin sonucu uzun yıllar askıda kalır. Bu da siyasi istikrara zarar verir.

Bölge Adliye Mahkemesinin kararıyla seçim yargısı kurarak kaçındığımız olumsuz olasılığa kapı araladık. Bundan sonra tüm partiler ve tüm seçimler hukuk mahkemelerinde iptal edilebilir. Şu an yaşadığımız şey hukuk yoluyla toplumsal ve siyasal düzenin bozulması hali aslında. Oysa ki hukuk toplumsal bir normdur. Amacı uyuşmazlıkları çözerken sosyal ve siyasal ilişkileri istikrar içinde tutmak. Şu an yaşadığımız şey ise istikrarın tam tersi. Önümüzde iki yol var: Ya seçim yargısı tümüyle tasfiye edilecek veya anlamsızlaşacak ya da Siyasi Partiler Kanununda yer alan ve Dernekler ile Medeni Kanunlara atfedilen referansları temizleyerek adli yargının siyasi hayata bu biçimde müdahale yapması engellenecek. Bu arada bölge mahkemesi uyuşmazlığa konu olan kurultayı, sonra yapılan tüm kurultayları ve o kurultaylarda alınan tüm kararları iptal etti. Peki bu ne anlamaya geliyor? Kurultayların seçtiği Parti Meclislerinden çıkan ihraç kararları, belediye başkan ve belediye meclis listelerine ne olacak? Her şey sonsuza doğru belirsizleşiyor.

Kararın uygulanması ve Kılıçdaroğlu’nun yönetimi devralması karşısında Özel-İmamoğlu ikilisinin tavrı ise ayrı bir başlık konusu. Gürsel Tekin ve İstanbul İl Başkanlığındaki değişim manzarası yaşanmayacak. Çünkü Mansur Yavaş, Oğuz Kaan Salıcı ve Engin Altay başta olmak üzere her geçen saat çok sayıda kıdemli siyasetçi bölünme ve çatışmaya karşı uyarı açıklaması yapıyor. Kılıçdaroğlu’nun ilk açıklama ve eylemleri tansiyonu düşürmeye yönelik. Partinin bölünmesi seçeneği konuşulabilir. Ama bu meselede çok nüanslı. Öncelikle ne İmamoğlu ne de Özel bu koşullarda bile Kemal beyi açıkça hedef almıyor. Oysa Gürsel Tekin’e dünyanın lafı söylenmişti zamanında. CHP’nin medyası ve sosyal medyası çok daha radikal. Ama birkaç istisna hariç CHP elitlerinin Kılıçdaroğlu cephesine bakışı oldukça yumuşak. Bu nedenle süreci daha az hasarla atlatmak hala mümkün. Yedek partiye geçme seçeneğinden önce Kılıçdaroğlu’nu kurultay toplamaya ikna etmek,

Parti Meclisi ve Meclis Grubundaki Özel-İmamoğlu yanlılarının öncelikli hedefi olacak. Bu arada parti liderliğini kaybeden kesim içinde ayrışma da yaşanabilir. Çünkü Kılıçdaroğlu ve çevresi parti kimliği ve iddiasının yolsuzluğa kurban gittiğini düşünüyor. Kemal beyin arınması kolaylıkla büyük bir tasfiyeye dönüşebilir. Öyle bir an geldiğinde kimler feda edilecek sorusu şimdiden önemli. Ayrıca çok sayıda değişim yanlısı siyasetçi Kılıçdaroğlu’na karşı daha sert bir politik stratejide ısrar edebilir. Bu soruları açtığı farklı ve çoklu tarihsel sosyolojik patikalardan hangisinin ön plana çıkacağını ise yaz bitmeden deneyimlemiş olacağız.

Son olarak AKP-CHP ilişkisi ve muhalefetin geleceğine dair de bir hatırlatma yapmak yerinde olacaktır. Görünüşte kazanan Erdoğan ve onun liderliğindeki iktidar koalisyonu. Çünkü İmamoğlu yolsuzluktan hapiste, Kürt hareketi çözüm süreci umuduyla bekleme odasında ve CHP’de fiili bir bölünme yaşandı. CHP’lilerin daha çok CHP’yi konuştukları bir konjonktür AKP’nin hareket alanını genişletecektir. Ancak siyasi istikrarın daha da kırılgan hale gelmesi hükümet için hala büyük bir risk. Bahsi geçen bu riskin reel politik karşılığı baskın seçim olasılığını da yakından etkileyecek. CHP’de bölünme ve dağılma derinleşirse Erdoğan ülkenin seçime gitmesi noktasında daha ısrarcı olabilir.