Lizzie Porter, Ortadoğu, İran ve Türkiye ile yakından ilgilenen bir gazeteci; serbest muhabirlik yapıyor.

Merak etmiş; dünyanın en pahalı kenti Londra ile İstanbul’daki gıda fiyatlarını karşılaştırmış. Çıkan sonuçlara göre Birleşik Krallık'ta 19 temel ürünün fiyatı toplam £44.53; İstanbul'da 19 temel ürünün fiyatı toplam 4.425,18 TL / bugünkü kura göre £71.99 ediyor.

Porter, yetinmemiş; TÜRK-İŞ’in geçim endeksine ilişkin yaptığı araştırmaları da incelemiş. TÜRK-İŞ, bir kişi için aylık yaşam maliyetini 44.802 TL; dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırını da 112.661 TL olarak saptamış.

Hayat pahalı, ücretler düşük yani!

Bütün bunlar yetmezmiş gibi iktidar, enflasyon hedefini yukarı doğru revize ettiği gibi sahibinin sesi bültenine dönüştürdüğü medyası aracılığıyla ekonomi yönetimine dönük eleştirilerini su yüzüne çıktığını görüyoruz.

İktidar olmanın gereklerini yerine getirmek yerine yapılanları sahiplenmeyen bir algıyı piyasaya sürüyor. Öyle ki iktidarın oluşturmak istediği algıya karşı hakikati dile getiren tek odak ise CHP’dir. CHP dışında, yaşadığımız yıkımın nedeninin bu iktidar olduğunu dile getiren yok. İktidar da, işte bu nedenle 2024 seçimlerinden sonra başlamak üzere CHP’yi hedef alan bir yıpratma kampanyası başlatmış bulunuyor.

BEL ALTI VURUŞLARI ETKİSİZLEŞTİRMEK…

İmamoğlu’nun diploması ile başlamıştı bu süreç. Başka bir diplomanın var olup olmadığı tartışılırken, var olan bir diplomanın iptal edilmesi elbette ironiktir. Buradaki asıl mesele, 35 yıl önce alınmış bir diplomanın iptal edilmesi, ardından gelecek kötü gelişmelerin ilk habercisi olmasıdır. Hemen ertesi günü, İstanbul’da, üç kez üst üste seçim kazanmış ve her seferinde, bir öncekinden çok daha büyük destek görmüş olan İmamoğlu gözaltına alınıp tutuklanmıştı.

“Silkeleme” talimatı, SGK borçları için verilmişti ama ilk somut göstergesi, İstanbul’un seçilmiş belediye başkanına yönelik yapılan bu operasyondur. Sonrasında pek çok belediye başkanı, birlikte çalıştıkları bürokrat, gözaltına alınıp tutuklandı.

Tutuklamaların ardı arkası kesilmediği halde halkta yarattığı etki, iktidarın aleyhinedir. İktidar yanlısı saha araştırmalarında bile CHP’li belediyelere yönelik operasyonların asıl nedeninin “siyasi rakibini etkisiz bırakmak” olduğu gerçeğinin öne çıktığı anlaşılınca bu kez de operasyonlara magazinsel içerikler eklendi. CHP’nin kurumsal kimliğine yönelik vicdan sınırlarını aşan bu içerikler ile iktidar kendini tahkim etmek istiyor.

Mevzuat gereği, bir genel seçim, en geç, Mayıs 2028’de yapılacak. Erdoğan, yeniden aday olmak istiyorsa bu süreyi daha da öne çekmeleri gerekecek. Konuşulan tarih ise Ekim-Kasım 2027. İktidar çevresi, bu tarihe kadar, birçok şeyi aynı anda yapmayı planlıyor.

İktidar, uzun süredir, ekonomiyi yönetemiyor. Girişte de belirtildiği üzere Türkiye, dünyanın en pahalı kenti Londra’dan da pahalı bir hale gelmiş durumda. Alım gücü düşük, hayat pahalı. Buna dair atılacak adımların ilkini atıp, varlık barışı konusunda yeni bir yasal düzenleme yapılıyor. Tek şartları var; getirilecek paranın bir süreliğine sistemde tutulması…

Paranın sistemde tutulması, bir süreliğine de olsa piyasayı canlandıracağı hesaplanıyor. Bunun en önemli açmazı, vatandaşın alım gücünün düşük olması. Söylentilere göre yetiştirebilirlerse bu Temmuz’da; yetiştiremezlerse önümüzdeki Temmuz’da başta asgari ücretliler, emekli maaşları ve memur maaşlarında fark edilir bir iyileştirme yapılması planlanıyor. Böylece hızla kararsızlaşan seçmen kitlesini konsolide etmek; henüz kararını netleştirmemiş olsa da yönünü CHP’ye dönmüş bu kitleyle CHP arasına mesafe koymayı amaçlıyor.

GERÇEĞİ, YALNIZCA GERÇEĞİ ANLATMAK…

O güne değin de CHP’li belediye başkanlarına yönelik operasyonlarını da sürdürecek. Operasyonlar sonucu, gözaltına alınıp tutuklananlar hakkında pek çoğu dezenformatik bilgilerle seçmenin zihnini kuşatmaktan da geri durmayacak. Ankara İl Başkanı Dr. Ümit Erkol’dan başlayıp, milletvekillerine, PM üyelerinden diğer yetkililere yönelik bel altı vuruşların arkasında bu planın yattığı açıktır.

Rakibini sandık yoluyla yenemeyenlerin her türlü kitle iletişim aracını kullanarak, yürüttükleri bir algı operasyonudur bu. Tek merkezden sistematik bir biçimde yönlendirilen ve tamamen itibar suikastını hedefleyen bu dezenformatik saldırılara karşı CHP’nin topyekun bir biçimde sokakta gerçekleri anlatması, zaruri bir duruştur.

Olmamışı olmuş gibi gösteren, toplumsal vicdanı rahatsız eden algı operasyonları, an itibariyle CHP’yi hedefine koymuşsa da asıl saldırılar, insanlığın evrensel birikimini hedef almaktadır. Zira siyaset, hakaret edilerek, bel altı vuruşlar yapılarak gerçekleştiremez.

Fakat öte yandan CHP de, kendisine yönelik saldırılar karşısında geri adım atmamalı; CHP Genel BaşkanI Özgür Özel’in sokak-sokak, meydan – meydan yaptığı gibi gerçekleri anlatmakta geri durmamalıdır. Hem uğradığı haksızlıkları dile getirmeli hem de gelecek vizyonunu her türlü sıcak iletişimi kullanarak halka anlatmalıdır.

Gün gelecek, bütün bu yalan ve dezenformasyonlar yerle bir olacak; hakikat galip gelecektir. O hakikatin ışığında, Türkiye’yi herkes için yaşanabilir, hiç kimsenin aç ve açıkta olmadığı, çocuklarının güvende büyüdüğü, gençlerinin gelecek kaygısı duymadığı, adaletin ince terazisinin şaşmadığı, düşünce, ifade ve basın özgürlüğünün olduğu bir ülke olması, sahici, örgütlü bir mücadeleden geçer.

Gerçekleştirmek için “her biten akşamda, her başlayan günde/ ulu kurtuluş düşü memleketimin”, daha çok ve daha örgütlü çalışmak vatani bir görevdir.

Nazım’ın dizeleştirdiği gibi, “taşı kırmakta ustalaşmak, dostu düşmandan ayırmak” için dik durmak zamanıdır şimdi.