İnsanlık tarihinde Batı toplumları ile Doğu toplumları tarihin bir noktasında farklı yollara sapmışlar. Batı, “rasyonalite” ve “sanayi” üzerinden yürürken, Doğu, “kurnazlık” ve “bezirganlık (ticaret)” üzerinden yürümüş. Türkiye’de doğal olarak Doğu’nun ritmine uymuş ve “kurnazlık ve bezirganlık” üzerinden kendine göre bir medeniyet yaratmış. Geri kalmışlığımızın bütün tarihi de bence bu.
Ama bu nitelikleriyle Doğu’nun insanlık tarihine kattıklarını da görmemezlikten gelmemek lazım. Hele hele Türkiye insanımızın katkılarını. Mesela alalım şu “darbe” meselesini. Derler ki “darbe”, devletin mevcut kurumlarını büyük ölçüde koruyarak, iktidarın küçük bir örgütlü grup tarafından hızlı ve hukuksuz biçimde ele geçirilmesidir. Darbelerin tarihsel kökleri antik çağlara kadar uzansa da, bugün anladığımız anlamdaki "askerî darbe" esas olarak, ulus-devletin yani 19. ve 20. yüzyılların ürünüdür. Düzenli orduların, Genelkurmayların ve Profesyonel subay kadrolarının oluştuğu ulus-devletlerde darbeler iktidarın el değiştirmesinin de bir yolu olarak görülmüş ve tarihte çokça denenmiş.
Ama sanırım askeri olandan tamamen farklı “Yargı Darbesi” ise bizim yarattığımız bir darbe türü olarak tarihe geçiyor. Siyaset literatüründe henüz üzerinde anlaşmaya varılmış bir terim değil “Yargı Darbesi”. Çoğu bizim gibi ülkelerde (Brezilya, Honduras, Pakistan, Mısır gibi) benzer olaylarda bu terim kullanılmış. Ama sanıyorum şu anda bir süreden beri bizde uygulanan Yargı Darbesi siyaset bilimcilerce literatüre taşınacak bir konu olacaktır.
Onun için “Yargı darbesi mi? Yargının da darbesi mi olurmuş” diyerek burun bükülen bu konu gerçekten ciddiye alınması gereken bir konu. AKP iktidarı 2015 tarihinden bu yana adım adım “güvenlikçi-otoriter” bir uygulama tarzı benimseyerek iktidarını sürdürüyor. Bu iktidarın en etkili aracı ise “yargı”!
Ortada asker görünmüyor. Yani askerin bir katkısı yok bu iktidar için. Ama “yargı” öyle değil. Eğer bu iktidar “yargıya” hükmedemezse iktidar da olamazdı. Alın şu en son “Butlan” saçmalığını! Bir mahkeme, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi dedi ki CHP’nin 38. Olağan Kurultay’ında “şaibe” var ve geçersizdir. Dolayısıyla fiili olarak YSK’nın kararlarına itiraz edilememesi maddesi rafa kaldırılarak, “seçilmiş başkan” olarak mazbatası olan Özgür Özel yerine Kılıçdaroğlu’nu sahneye çıkardılar. Böylelikle en güçlü muhalefet partisini paralize ettiler.
Asker bunu yapabilir miydi? Yapamazdı. Yapsa bile yapabileceği en fazla partiyi kapatmak olurdu. Haşim Kılıç’ın dediği gibi şu anda yargı CHP’yi kapatmaktan beter etmiş durumda. Bunu ancak yargı yapabilirdi ve yaptı.
“Şeriatın kestiği parmak acımaz!” öğretisiyle ilişkilenen “yargı”nın gücü aslında bu topraklarda askerden de güçlüdür. Bunu ilk kim keşfetti bilmiyorum. Ama Cemaatin yargı üzerinde çok etkili olduğunu ve AKP ile de bu yargı gücü vasıtasıyla mücadele ettiğini biliyoruz. Erdoğan’ın da “kurnaz” bir lider olarak darbeyi “asker” yerine “yargı” ile yapmayı tercih etmiş olmasının bir kaynağı da bu olsa gerek!
Dedim ya bu ülkede “akıllı” olmak değil “kurnaz” olmak geçerli. Darbeleri askerin yapması yerine yargının yapması yapanlar açısından daha güvenli ve daha temiz. “Yargı darbesi mi? Yargının da darbesi mi olurmuş” diyen bir dünyada bir yargı darbesi yaşıyoruz.
"Balıklar derya içre olup deryayı bilmezler!" denilen de budur sanırım.

