Başlıktaki soruyu yöneltmemin nedeni, Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere AK Parti yetkililerinin hiçbir şekilde içinde olmadıklarını ısrarla dile getirdikleri mutlak butlan kararına seçmenin bakışının bu yönde olmaması. Kararın hukuki yönünü “Butlan kararı” başlıklı yazımda ayrıntıyla anlatmıştım. Özetle, Anayasa’nın 79. ve SPK’nın (Siyasi Partiler Kanunu) 21. maddesine aykırı bir karar söz konusu olan. Anayasa’nın 159. maddesi uyarınca HSK Başkanı olan Adalet Bakanı’nın fakültede anayasa hukuku dersinden sınıfını geçmiş olan herkesin yanlış olduğunu bildiği bu kararı sahiplenmiş olması bir hukuk adamı için üzüntü verici kuşkusuz ama aynı zamanda AK Parti’nin bu kararın başından sonuna kadar içinde olduğunun da somut göstergesi. Bir hukukçu yanlışlığı aşikâr böyle bir kararı, arkasında siyasi irade veya baskı olmadan alamaz. Gerçi Anayasa’nın “kanunsuz emir” başlıklı 137. maddesi ışığında hiçbir yargı mensubunun siyasetçilerden talimat almış olsa da sorumluluktan kurtulması mümkün değil ama siyasi tarihimizde bugüne kadar benzer durumlarla karşılaşmıştık ne yazık ki.
Gündem Ar’ın 24-27 Mayıs tarihli, 60 ilde 2275 katılımcıyla gerçekleştirdiği ankete göre, seçmenin yüzde 59’u mutlak butlan kararıyla CHP’de Kemal Kılıçdaroğlu ve eski yönetimin göreve iade edilmesini CHP’nin içişlerine yargı müdahalesi olarak görüyor. Cumhur İttifakı seçmeni olanlar dışında kalan katılımcılarda bu oran daha yüksek, DEM Parti, İyi Parti ve CHP seçmeninde yüzde 90’ın üstünde. Buna karşılık MHP seçmeninin yüzde 83’ü, AK Parti seçmeninin yüzde 72’si bu kararı hukuka uygun ve uygulanması gereken bir karar olarak görüyor. İktidarın kontrol ettiği medyayı izleyen bu seçmen butlan kararıyla CHP’nin başına partinin oylarını yüzde 50 oranında arttırmış olan Özgür Özel yerine 13 seçim kaybetmiş Kılıçdaroğlu’nun geçmesinden memnun. Bu noktada, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyen ve ankette yüzde 15 oranında olduğu görülen AK Parti seçmeni ile yüzde 5 oranındaki MHP seçmenini kutlamak gerekir.
Bu anket, sokaktaki insanın hukukçu olmasa bile pratik zekasıyla doğruyu bulduğunu gösteriyor. CHP 31 Mart 2024 belediye seçimlerinin birinci partisi. Kalesi olan İzmir bir yana, İstanbul ve Ankara belediyelerini de almış ve yeni Genel Başkanı Özgür Özel ve arkadaşlarıyla yükselişte. Bir sonraki seçimlerde iktidarı değiştirmeye aday olduğunu görüyor. Sonra Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan ve sadece CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarla süregelen ablukayı göz önüne alıyor. Bu ülkede yolsuzluk varsa, sadece CHP’li belediyelerde var da diğerlerinde yok mu diye düşünüyor. Daha hüküm giymedikleri halde anayasaya aykırı olarak tutuklu yargılananları, masumiyet karinesinin medyada nasıl ayaklar altına alındığını görüyor. İfadelerini geri çeken gizli tanıkları ve anlattıklarını dinliyor. IBB iddianamesini yazan başsavcının Adalet Bakanı olduğuna tanık oluyor ve yargının artık tarafsız olmadığı kanaatine varıyor. Nihayet mutlak butlan kararının kime yaradığına bakıyor ve orta zekalı herkesin bulacağı gibi seçimleri kaybedeceği kaygısı içindeki Cumhur İttifakı’nın bütün bu hukuksuzlukların göbeğinde olduğu sonucuna varıyor. Bunun tam tersini söyleyenlere de kim söylerse söylesin, özellikle açıklamalar AK Parti cephesinden geliyorsa inanmıyor doğal olarak.
Kılıçdaroğlu cephesi
Butlan kararından ve yarattığı kördüğümden memnun olan ve en büyük muhalefet cephesini böldüğü kanaatiyle yola devam hayalini kuran sadece AK Parti değil. 38. Kurultay’ı kaybettikten sonra ilk derece mahkemesinde dava açtıran Kemal Bey de bu karardan çok memnun. Genel Başkan olduğundan bu yana günün koşullarında izlediği politikayı yeterince tutarlı ve kapsayıcı, özellikle demokratik görmediğimden kendisine hiç oy vermedim. O bakımdan CHP iç tüzüğünü ihlal ederek aldığı hukuksuz kararlara şaşırmıyorum. Bugün AK Partililer bu dönemde yargının kendi lehine aldığı anayasa maddelerini ihlal eden kararları ellerini ovuşturarak izliyor ve yargı bağımsızlığından dem vuruyorsa, Kemal Bey, “ben de parti iç tüzüğünü çiğner, kaybettiğim koltuğa seçimle olmasa da mahkeme kararıyla gelir otururum” düşüncesinde görünüyor. Bu tutumuyla AK Parti ile mükemmel bir senkronizasyonu olduğu son derece net. Hukuk açısından bakıyorum yetkisiz, siyasi açıdan değerlendiğimde ise kesinleşmemiş butlan kararıyla geçici olarak başına geçtiği koltukta kalmak için kendi partisinin iktidar yürüyüşünü durdurmayı göze alacak kadar hevesli.
Sokaktaki insan, partilerin iç tüzüğünden anlamıyor belki ama Kemal Bey’in iktidar partisi ile ortak noktasının adil bir seçimden kaçmak olduğunu açıkça görüyor. Bir tarafta, negatif ayrımcılık yaparak maaşlarını açlık sınırı altında tuttuğu emeklinin, geçinemeyen asgari ücretli, esnaf ve çiftçinin “erken seçim” haykırışına iki yıldır hiç aldırmayan, diğer taraftaysa koltuğu için kurultaydan kaçarak partiye yüzde 50 oranında seçmen kazandırmış Özgür Özel yönetimini yetkili olmadığı halde tasfiyeye kalkışan birileri var. Bu gidişattan memnun olmayan seçmen değişimden yana tutum alan ve CHP’de ilk kez demokrasiyi tüm ilkeleri ve bütüncül bir yaklaşımla savunan Özgür Özel ve genç arkadaşlarının arkasında duruyor. Özgür Özel CHP’de kalabilsin veya kalması mümkün olmasın, bugüne kadar yapılan anketlerden çıkan sonuç, iktidara kaybettirme güdüsü yüksek seçmeni “kararın arkasında biz yokuz” gibi içi boş laflarla aldatmanın ve bölmenin mümkün olmadığı yönünde.
Atıfta bulunduğum Gündem Ar anketine göre, Özel ve arkadaşlarının geçmeleri halinde yeni partinin oy oranı yüzde 35,61’i buluyor. Bu ankette AK Parti’nin oy oranı yüzde 28,79, MHP’ninki ise 5,15. Birlikte yeni partinin oy oranına ulaşamıyorlar. Kılıçdaroğlu CHP’sinin oy oranıysa 5,61’i buluyor. Kemal Bey’in arkasında durduğu görülen küçük bir kemik seçmen grubu Cumhur İttifakı ile birlikte hareket edilmesi halinde desteğe devam eder mi bilemem. Ayrıca Kılıçdaroğlu başkanlığındaki CHP’nin seçim barajı altında kalma olasılığı da oldukça yüksek. Bu nedenle oylarında daha da düşüş olması son derece olası.
Bu arada hukukçuların önemli bir bölümü butlan kararına göre geçerli son kurultayın 2020 Temmuz’unda yapıldığına işaretle, 26 Temmuz’dan önce olağanüstü kurultay yapmazsa, YSK’nın CHP’nin seçime katılamayacağı kararı alabileceğine dikkat çekiyor. Kemal Bey ise kaybedeceği bir yarışa girmek istemediği için bu görüşe “mücbir sebep” gerekçesiyle böyle olamayacağını öne sürerek karşı çıkıyor. Mahallelerden başlayacak ve yaklaşık altı ay sürecek bir olağan kurultay sürecini başlatmakta kararlı. Belki öyle delegeler bulunur ki o kurultayda dengeler değişir ve seçimi Kemal Bey kazanır (!) İktidar cephesine gelince, temel amaç seçimlere bölünmüş bir CHP ile gitmekse, YSK’nın Özel ve arkadaşlarından “arınmış” bir CHP’nin seçimlere katılmasına izin vermesini beklemek doğal. Bu nedenle olsa gerek Özgür Özel önceki gece çıktığı televizyon kanalında yeni partinin önceliği olmadığını söyledi. Ama bu koşullarda Özgür Özel’in “millet iradesine sahip çıkıyor” mitinglerini ne kadar rahat sürdürebileceği soru işareti.
İktidara kaybettirme güdüsüne sahip seçmen için belki karamsar bir bölünmüş CHP tablosu çiziyorum ama bu genel seçimleri ilgilendiren bir tablo, Cumhurbaşkanlığı seçimlerini değil. Yineyegeldiğim gibi, anayasa, yasa ve son CHP PM’sinde de görüldüğü gibi iç tüzük maddelerinin de çiğnendiği bu dönemde, Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir ikinci tur ve bu tura çıkacak muhalefetin bir adayı da olacak. “Yeni anayasa kartı” başlıklı yazımda işaret ettiğim 50+1 kuralının değişeceği olası bir anayasa değişikliği daha önce gündeme gelmezse doğal olarak.
AK Parti, söylediği gibi 360 milletvekili bulur, seçimlerden önce referanduma giderse, seçmenin hukuksuzluğun damga vurduğu bu gidişat hakkında bir söz söyleme hakkı olur. Olası referandumda veya seçimlerde temel konu, seçimleri kimin kazanacağından çok, eksikleri olan mevcut Anayasa’nın 2. maddesinde kayıtlı laik, demokratik, sosyal hukuk devletinden uzaklaşmaya evet ya da hayır demek anlamına gelecek ne yazık ki. Böyle düşünmemin nedeni, TBMM Başkanı Sayın Kurtulmuş’un ve Sayın Yazıcı’nın “yeni anayasa” adıyla pazarlayacağı siyasi belgenin “Demokrasi paketi önerisi” başlıklı ve izleyen dört yazımda ayrıntılarıyla yapmış olduğum anayasa değişikliği önerilerimi içermeyeceğine olan inancım. Yasama döneminin sonunda değil ancak başında gündeme gelmesi gereken yeni anayasa bir tarafa, daha demokratik bir anayasa değişikliği önerecek bir iktidar partisinin öncelikle mevcut anayasanın defalarca ihlal edilmesine karşı çıkmış olması gerekirdi çünkü.
Özetle, demokratik hukuk devletinin ayaklar altına alındığı bu tablo, seçmen desteğini yitirmekte olan Cumhur İttifakı’nın yola devam etmek için en büyük siyasi rakibini bölme amacı güttüğü izlenimi veriyor. Hem de söylememe gerek yok, sokaktaki insan dahil herkesin adeta gözüne sokarcasına. Anayasaya, yasalara ve parti tüzüklerine uyulmayacaksa bu mümkün. Ama seçimlerin sonuçlarını belirleyen halk. Bölünen, felç edilen bir siyasi partinin mensubu siyasetçilere halkın desteği varsa, bu desteği yok etmek hiç mümkün değil. Bunun en somut örneğini de Sayın Cumhurbaşkanı’nın uzun siyasi parkuru ortaya koyuyor.

