CHP’de adliye koridorlarında kurgulanan statik hamlelerin, tüzüğün emredici kurallarına çarpıp kurumsal bir çöküş üreteceğini daha önceki yazılarımızda adım adım işlemiştik. 31 Mayıs’ta bu köşede, muhalif blokun elindeki en büyük nükleer silahın "Toplu İstifa" olduğunu ve bu rest çekildiğinde PM’nin hukuken dağılacağını yazmıştık. 4 Haziran’da ise uyarımızı bir adım öteye taşıyarak şu soruyu sormuştuk: "Kurultay yapamayan bir parti, siyasi iradesini hangi organ üzerinden kullanacaktır?"
Geldiğimiz nokta, o gün sorduğumuz soruların kurumsal bir araftan ziyade, tam bir "hukuki cinnet" aşamasına evrildiğini gösteriyor. Dün yaşananlar, formel hukukun ve tüzük maddelerinin artık bu krizi çözme kabiliyetini tamamen yitirdiğini tescilledi. Özgür Özel’in kıyamet senaryosundan bahisle kurduğu "Halkımızı seçeneksiz bırakmayacağız" cümlesiyle çizdiği o kusursuz "Biz her yolu denedik" resmi, Türkiye siyasetini çok iyi bildiği, hafızasında derin izler taşıyan tanıdık bir tarihsel laboratuvara geri götürüyor: 2001 yılının derin siyasal dehlizlerine.
Bugün Ankara sokaklarında ve parti kurullarında esen hava, çeyrek asır önce Türk siyasetinin yeniden dizayn edildiği o kırılma anıyla ürkütücü bir senkronizasyon gösteriyor. Aktörler, tabelalar ve tarihler güncelleniyor; ancak sahnelenen makro tasarım ve mağduriyet sosyolojisi birebir aynı kodlarla işletiliyor. Sonuç bilinçli bir tasarımın ürünü olsun ya da olmasın, ortaya çıkan siyasal mekanik 2001 sonrasındaki mağduriyet üretim süreciyle dikkat çekici benzerlikler göstermektedir.
1. Kurumsal Duvar ve Fazilet Partisi İçindeki Statüko
2000 yılının Mayıs ayındaki Fazilet Partisi (FP) 1. Olağan Kongresi, Türk siyasi tarihinde ilk kez "Gelenekçiler" ile "Yenilikçiler"in açık savaşına sahne olmuştu. Recai Kutan’ın karşısına Abdullah Gül çıkarılmıştı. Arkasında Recep Tayyip Erdoğan’ın stratejik aklını barındıran Yenilikçiler grubu, parti içi statükoyu sarsmış ama delegenin kurumsal sadakati ve genel merkez bürokrasisi yüzünden kongreyi sınırda kaybetmişti. Tıpkı bugünkü CHP Genel Merkezi’nin mühürlere sarılarak kurulları kilitlediği gibi, o günkü Aksaçlılar da "Partinin yasal sahibi biziz" diyerek yenilikçi dalgayı kurumsal duvarların arkasına hapsetmeye çalışmıştı.
2. Adliye Koridorlarında Çözülen Düğüm ve "Fırsat Penceresi"
Yenilikçiler hareketini partiden koparan ve toplum nezdinde meşrulaştıran asıl dinamik, siyasetin kurumsal binalarda değil adliye koridorlarında kurgulanması oldu. 2001’deki kapatma davası ve yargı müdahaleleri, yenilikçiler için derin dehlizlerde planlanan o büyük siyasi tasarımın "fırsat penceresine" dönüştü. Statüko eski çizgiyi devam ettirmek isterken; Erdoğan ve kurmay kadrosu, sistemin tıkandığı o tarihsel eşikte sokağın ve mağduriyetin dilini konuşmaya başladı.
Bu anlatı, 14 Ağustos 2001’de AK Parti’nin kuruluşuyla sonuçlandı. Hareket, geleneksel Milli Görüş bagajının getirdiği ve toplumun merkez-laik kesimlerindeki tarihsel çekincelere yol açan radikal obsesyonlardan sıyrıldığını ilan etti. Bürokrasiden, teknokratlardan ve merkez sağdan (ANAP ve DYP artıklarından) alınan nitelikli destekle, yepyeni, homojen olmayan ama geniş tabanlı bir merkez hareketi inşa edildi. Sonuç; kuruluştan sadece 15 ay sonra, 3 Kasım 2002’de tek başına iktidar yürüyüşü oldu.
3. Logonun Esareti ve "Ötekisiz" Sosyal Demokrasi Arayışı
Tam da bu noktada, bugünkü krizin en büyük kırılma ve özgürleşme eşiğine geliyoruz: CHP logosunu arkada bırakıp, CHP kitlesini yanına alarak yeni bir yola çıkmak.
CHP bu devletin kurucu partisidir. Ancak bu tarihsel kimlik, kurumsal bir bagajı da beraberinde getirmektedir. Mevcut CHP logosunun dindarlarla ve Kürtlerle tarihsel bir derdi, aşamadığı kronik ulusalcı obsesyonları vardır. Oysa gerçek bir sosyal demokrat partinin toplumsal kesimlerle, ötekilerle bir derdi olamaz. İşte bu aşamada kurumsal kabuktan Genel Merkez'in kurucu esaretinden kopmak; değişimin dindarları ve Kürtleri de kapsayacak gerçek, evrensel bir sosyal demokrasi zemininde ve geniş bir ufukta meşrulaşmasını sağlayacaktır.
4. Kadro Aşısı ve "Toplum Lideri" İnşası
Daha önceki yazılarımızda değişimci kadroların mevcut halleriyle henüz tek başına devleti yönetmeye, yani iktidara tam anlamıyla hazır olmadıklarını belirtmiştik. Ancak eğer bu süreç, çeyrek asır önce olduğu gibi derin dehlizlerin kurguladığı makro bir tasarımsa, tıpkı 2001'de olduğu gibi ufku hızla genişleyen bir kadro takviyesi devreye girecektir. Bürokrasiden, teknokratlardan ve toplumun farklı katmanlarından gelecek nitelikli isimlerle bu hareket hızla aşılanacaktır.
Adliye koridorlarında yaratılan her yeni statik engel, zaman zaman beklenmedik siyasal sonuçlar doğurabilmektedir. Tarihin birçok kırılma anında olduğu gibi, kurumsal yolların tıkandığı dönemlerde mağduriyet duygusu güçlü bir siyasal sermayeye dönüşebilmektedir. Bugün de benzer bir dinamik işlemektedir: Her yeni engel, sıradan bir parti içi liderlik mücadelesini aşarak daha geniş bir toplumsal temsil iddiasını beslemekte ve bir "toplum lideri" anlatısının oluşmasına katkı sunmaktadır.
Sonuç
Bugün CHP’yi tüzük ve mahkeme süreçleri üzerinden felç eden kriz, değişimci aktörleri kurumsal kabuklarından kopmaya zorlamaktadır. Tarihin ironisi şudur ki, siyasal hareketleri sınırlamak amacıyla devreye sokulan her yeni engel, zaman zaman o hareketlerin toplumsal meşruiyetini büyüten bir kaldıraç işlevi görebilmektedir. Tıpkı çeyrek asır önce olduğu gibi, meşruiyetini mağduriyetten alan, kadrosunu genişleten ve toplumsal desteğini büyüten yeni bir kurucu öznenin ortaya çıkabileceği bir siyasal iklim giderek daha görünür hale gelmektedir.
CHP'de yaşanan kriz artık yalnızca bir hukuk tartışması değildir. Parti Meclisi'nin meşruiyeti, MYK'nın yetkisi, kurultayın kim tarafından ve hangi usulle toplanacağı gibi başlıklar giderek bir temsil ve meşruiyet krizinin parçalarına dönüşmektedir.
Siyasal tarihte büyük dönüşümler çoğu zaman hukukun çözemediği meşruiyet krizlerinden doğmuştur. Çünkü hukuk, üzerinde uzlaşılan ortak bir kurumsal zemine ihtiyaç duyar. Taraflar aynı kurumsal gerçekliği paylaşmayı bıraktığında ise siyaset kendi çözüm yollarını üretmeye başlar.
Bugün CHP'de yaşanan süreç de tam olarak böyle bir eşiğe yaklaşmaktadır.
Ve belki de asıl mesele budur:
Hukukun çözmekte zorlandığı yerde siyaset kendisini yeniden mi kurmaktadır?
Odak Noktası 81 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar

