Türk siyaseti, muhalefetin en örgütlü siyasal yapılanması konumundaki CHP’yi belirli sınırlar içinde kalmaya zorlayan politik bir hatta sıkıştırıyordu. Muktedirlerin çizdiği sınırlar içerisinde kalan, seçim zamanlarında biraz vites attıran fakat muhalefet anlayışı bakımından genellikle edilgen bir çizgide ilerleyen CHP, iktidar için bulunmaz bir nimetti! Belki de bu nedenle, iktidar “işimiz kolay” diyordu.

CHP, geleneksel pozisyonunu koruduğu sürece iktidar ve muhalefet ilişkileri belirli bir hatta kalıyordu. Muktedirler ilanihaye koltuğunda otururken CHP Türkiye’nin kronik muhalefet partisi olarak yoluna devam edecekti. Mukaddesatçı sağın basmakalıp retorikleriyle CHP’yi hırpalayıp karşıtlıklar üzerinden siyaset üretmek oldukça kolaylık sağlıyordu üstelik.

Bu statükoya CHP de ram olmuş görünüyordu. Ancak Türkiye’de iktidar ve muhalefet ilişkileri o kadar keskin bir zeminde seyrediyor ki, artık şamar oğlanına döndüğünü düşünmeye başlayan muhalif taban kazan kaldırmaya başladı.

2023 yılında düzenlenen seçimler, bu konuda önemli bir eşik teşkil etti. Aslında mühürsüz oylarla pek çok kişiye göre şaibeli biçimde geçen anayasa referandumu ve hemen ardından gelen genel seçim yenilgisi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun koltuğunu sallamıştı. Muharrem İnce, parti içi iktidar mücadelesinde daha makul kalmayı başarabilseydi, farklı bir CHP görebilirdik belki.

Kılıçdaroğlu’nun yerini muhafaza etmesini sağlayan en önemli gelişmeyse 2019’daki yerel seçimler oldu. İktidarın kalesi görünümündeki bazı büyükşehirlerin el değiştirmesi, ufukta görünen ilk genel seçime dair umut ışığı doğurdu. Dolayısıyla muhalif taban Kılıçdaroğlu’na bir dönem daha vize vermişti.

Gelgelelim Kılıçdaroğlu, tabandan aldığı fırsatı iyi değerlendiremedi. Bu nedenle 2023 seçimleri sadece CHP’de değil muhalefetin bütün bileşenlerinde önemli değişim ve dönüşümleri tetikledi. Muktedirlerin toplumsal tabana yönelik uzun yıllardır uyguladığı bastırma, yıldırma, yaşam tarzına müdahale ve kimi değerleri tartışmaya açma siyaseti, iktidar arzularını hiç olmadığı kadar pekiştirdi.

Toplumsal katmanlardaki iktidar iştahı, CHP’nin geleneksel müzmin muhalif çizgisini tersine çevirdi. Emekli bürokratların siyaset yaptığı CHP gitti, yerine sokağın tozunu yutarak politikaya başlamış dinamik kadrolar geldi.

CHP’nin klasik iktidar ve muhalefet şablonuna dayanan statükocu yönetiminin yerine gelen kadrolar, ortaya bir iktidar iddiası koydu. Vitrindeki politikacılarıyla göz dolduruyordu. İktidar saflarındaki gibi bir değil, birden fazla golcüsü vardı.

Muktedirler için daha vahimi, ellerindeki bütün siyaset araçlarını birer birer alıyor ve onlara karşı kullanıyordu. Mesela Türk sağının artık kalıplaşmış “yapmak” fiili, CHP’nin eline geçmişti. Sağ liderler ve özellikle son yıllarda Erdoğan, hep yapmak fiili üzerinden siyaset üretti. Baraj yapmak, yol yapmak, köprü yapmak, yapmak, yapmak…

Sürekli yapıyordu, eser siyaseti ortaya koyuyordu. Buna karşın CHP yapamamayı temsil ediyordu. Bir dikili ağacı bile yoktu, iki koyun güdemezdi.

Bilhassa Ekrem İmamoğlu gösterdi ki, CHP de yapabiliyormuş. Hem de iktidardan daha iyi yapabiliyormuş.

Buna benzer şekilde iktidar, elindeki pek çok aracı CHP’ye kaptırdı.

Ancak her şey bu andan sonra başladı. CHP geleneksel konfor alanını terk ettikçe birilerinin uykularını kaçırmaya başladı anlaşılan. Nihayetinde son günlerde “devlet aklı” olarak nitelenen proje uygulamaya konuldu.

Adına “devlet aklı” denilerek; hepimizi aşan, biz fanilerin anlayamayacağı, akıl sır erdiremeyeceği mesele, Türkiye’de siyasetin hangi sınırlar içerisinde yapılabileceğini belirlemekten ibarettir. İktidar iddiası olmayan, pasif takılan ama ara ara kontrollü biçimde ivmelenebilen muhalefete yeşil ışık yakılırken öbür türlüsünde devlet aklı devreye giriyor.

Ancak bu noktadan itibaren siyaset yeni bir düzleme evrildi. Toplumsal tabandaki örselenmişlik hali, muhalefetteki değişim dalgasını tetiklediği gibi; ya siyasetin sınırlarının devlet aklı tarafından belirlenmesine göz yumacaktır, ya da daha örgütlü bir mücadeleyle sıkıştırılmaya çalışıldığı yerden çıkacaktır.

Açıkçası birinci seçenek Türk toplumunun tarihsel ve siyasal çizgisiyle daha uyumlu görünüyor. Çünkü Türkiye’de devlete karşı bir başkaldırı görülmediği gibi devletten bağımsız politik vatandaş tipolojisi de oluşmamıştır. Örgütlü siyasal mücadelelere dönüşerek soluğunu uzağa yetiştirebilen hareketlere rastlanmaz. Çok büyük ve geniş tanımlı devletin aklı bir noktada devreye girerek hep bastırmıştır.

Çetin Altan’ın deyimiyle enseyi karartmaya gerek yok tabi hemen. Zira toplumlar durağan değildir. Muhalif tabandaki değişim istenci, devlet aklına galebe çalabilir!

Türk toplumunun otoriterizme karşı tepkisi ya da kayıtsızlığı, CHP’nin kurumsal kimliğini fersah fersah aşmış durumdadır. Çünkü direnç mekanizmalarının dozajı, demokratik siyasetin önümüzdeki birkaç on yılını birden etkileyecek noktaya gelmiştir. Türk toplumunun örgütlü, toplumsal ve kararlı bir mücadele için dik duruşu, demokratik siyasetin tekrar güçlenmesinin önünü açabilir.

Burada belirleyici olan CHP’dir kuşkusuz. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in öncülüğünde, genel merkez binasının terk edilerek TBMM’ye doğru yürünmesi, partinin geleneksel konfor alanından sıyrıldığının önemli bir göstergesi oldu. Bu nedenle Özel’in yürüyüşü kanımca kendisine toplum nazarında artı puan yazarken tarihsel bir kırılma anını da işaretlemiş oldu.

Sonuçta CHP şimdiye kadar siyasî merkezle aynı refleksleri taşımanın güvencesiyle muhalefette kalmayı fazla önemsememiş olabilir. Ancak muktedirler, bütün ayrıcalıklarını birer birer ele geçirdiler. Bugün bir seçim otobüsü dahi kalmamış durumda. O nedenle bundan sonraki mücadele, Türk siyasetinin muktedirlerin çizdiği dar alana mı hapsedileceğini yoksa kitlelerle bütünleşmiş çok daha örgütlü bir mücadeleye mi evrileceğini gösterecek tarihi bir eşiktir.


Odak Noktası 77 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 21 Mayıs 2026 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel'in seçildiği 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak, kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar