Şu güne kadar terfi etmediysem bu pislik yüzündendir. Çöp konteyneri civarında belki de günde bir saat gelişine insanlarla haha hihi yapan, leş gibi sigara içen birine ne kadar saygı duyulabilir ki? Ayrıca istersen gırtlağına fesleğen saksısı sok, o asansör mutlaka sigara kokacak. Hele içmeyen biri için lağım çukuruna düşmekten farksız… Çünkü biliyorum, seksen sekiz kere bıraktım ben de bu belayı. Her bıraktığımda doğal olarak Yeşilay aktivisti gibi gezdim. “Çok üzücü yaa” bakışları attım etrafa. O çöpün orada utanç içinde selam vermek zorunda kaldığım üst düzeylerime artık içmediğimi belli etmeye çalıştım. İşte bir hataydı geçti gitti falan. Çok da önemli değildi. O sigarayı, bana baktıklarında düğün kenarında kız kesen ince bıyıklı delikanlı gibi arkama saklarken kim benim çalışkanlığıma dürüstlüğüme hayran olacaktı…Yapay zekâ işe alıp çıkarırken, devir bu devirken ben daha hala içtim içmedim, ben ne menem bir insanım sorusunun organik liginde savrulup durayım.
Artık geç kaldım, bu saatten sonra içmesem ne olacak yirmi beş sene içmişim zaten diyerek sekiz kere geri döndüm. Odamda temiz temiz kahvemi içip kokmaz ve öksürmezken yine çöpün kenarına indim. Hayır yani bu bırakmalar ayları buluyor, öyle üç beş günde geri dönüyor da değilim. Resmen ve hileyle davranış bağımlılığı… Hadi bir itiraf daha… Korkunç bir boşluk duygusu. Ne yapsam yerini doldurmak için yapıyorum. Böyle olmaz ki…
Bir şey sadece o şeyi yapmış olmak için yapılmalıdır, en azından yaparken. İçerken pişman içmezken pişman olduğun tarifsiz bir esaret, bakkalda markette çok şeye göre ucuza satılıyor. Soğanın kilosu olmuş altmış yetmiş Lira. Sigaranın verdiği hasara bak, fiyatı iki kilo soğan kadar. Soğan bir antioksidan kaynağı, diğeri de onu yok eden zalim paket.
Her bırakışımda bir hikâye buldum. Mesela diyelim ki Ekim’de bırakıyorum çünkü Ekim harika bir ay, ona şüphe yok. Hasat gibi kendimi temizlemek için yola çıkmış oluyorum. Mayıs desen zaten doğum günüm. Nisanda babamı kaybetmiştik. Hayatın ölüm kısmına giderken bu sigaralı mı sigarasız mı olsun istersin kısmından hareketle… Eylül zaten en sevdiğim mevsimin başı. Ama hiç Temmuz’da bırakmamışım. Halbuki sıcakta içmek daha zor daha keyifsiz. Bu yeni sıcaklar insanı sırtından bıçaklarken bir de sigarayla ciğerleri içerden yakmak var. Kendini kurak bırakıp kibriti çakmak gibi bir şey… Kendi ormanlarını kendi elinle yakmak.
Evet bu sefer kimseye ilan etmeyeceğim. Bana “hahaha yine mi, tamam oldu bir süre sağlıklı içerik dinleyeceğiz” diyecek yukardakiler… Bu tavırlarıyla gücümden yiyecekler. Onlar bana güvenmiyorsa ben de kendime güvenmeyeceğim. Dur bakalım bi zaman geçsin de fark etsinler mesela… “Aaaa Gözde sigaraya inmiyor musun” desinler, ben de “yoo inmiyorum diyeyim” yani bıraktım bile demeyim.
Sadece ajandama yazacağım. Bugün 14 Temmuz 2026. Sigara içmiyorum. Al bu da son, söndürdüğüm…
Hoş geldin yeni hayat, hoş geldin kendine güven… Nefesinde naneler açsın. Her şey zaten zordu, daha zor olmayacak artık.
Elveda çöp konteyneri, kokan ellerim, bozulan cildim. Eziyet bitti ciğerlerim. Bundan sonra geçmişi telafi edeceğiz. Soran olursa diyeceğim ki: Sigara içmiyorum.

