7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da düzenlenecek 36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi öncesinde kentte adeta sivil sıkıyönetim ilan edildi.

Zirveye ABD Başkanı Donald Trump da katılacak. Ankara'da iktidar çevreleri bu ziyareti büyük bir memnuniyetle karşılıyor.

Ankara'nın dokuz ilçesinde 1-15 Temmuz tarihleri arasında her türlü gösteri, etkinlik, hatta düğün dahi yasaklandı. Kamu çalışanları 6-12 Temmuz tarihleri arasında idari izinli sayıldı.

Emniyet, belediyelere gönderdiği yazıyla zirve kapsamında kullanılacak güzergâhlarda, konaklanacak otellerin çevresinde ve zirve alanında sokakta yaşayan köpeklerin toplanmasını istedi. Havalimanı güzergâhı paravanlarla kapatıldı, yoldan görünen binalar boyandı. Büyük çoğunluğu Ankara'da olmak üzere son bir haftada yaklaşık 150 kişi tutuklandı, 200'ün üzerinde kişi gözaltına alındı. Ankara Valisi şok uygulamayla övünüyor. 

İktidar, aylardır kamunun bütün imkânlarını NATO Zirvesi için seferber etmiş durumda.  Ankara büyük gösteriye hazır!.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında, 1949 yılında Kuzey Atlantik Antlaşması (North Atlantic Treaty) ile Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) kuruldu. NATO, resmî olarak üye ülkelerin ortak savunmasını esas alan askerî bir ittifaktır. Eleştirel yaklaşımlara göre ise ABD ve müttefiklerinin küresel ölçekte askerî ve siyasal etkisini sürdürmesini sağlayan temel araçlardan biridir.

Resmî çerçevede NATO'nun amacı; üye ülkeler arasında askerî iş birliğini geliştirmek, ortak tatbikatlar düzenlemek, savunma planlamasını koordine etmek ve güvenlik alanında düzenli istişare mekanizmaları oluşturmaktır.

NATO'nun kuruluşunun arkasındaki tarihsel bağlam ise Sovyetler Birliği'ne karşı Batı blokunun askerî ve siyasal etkisini güçlendirme hedefiydi.

Türkiye, 1950-1953 yılları arasında yaşanan Kore Savaşı'na ABD'nin yanında asker göndermesinin ardından, 1952 yılında NATO'ya resmen üye oldu. İlk başvurusu kabul edilmeyen Türkiye, Kore'ye 20 binden fazla asker göndermesinin ardından ittifaka kabul edildi. Eleştirel değerlendirmelere göre Türkiye halkları, yaklaşık 75 yıldır NATO üyeliğinin ekonomik, askerî ve siyasal sonuçlarını ağır biçimde yaşamaya devam ediyor.

Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından NATO'nun faaliyet alanı genişledi. Terörle mücadele, siber güvenlik, kriz yönetimi ve uluslararası operasyonlar ittifakın temel gündemleri arasına girdi. Ancak bu genişleme, NATO'nun rolü ve geleceği konusunda ittifak içinde de ciddi görüş ayrılıklarını beraberinde getirdi.

Bugün ABD Başkanı Donald Trump'ın dış politikası, küresel düzenin geleceğine ilişkin tartışmaları daha da derinleştirmiş durumda. ABD'nin gümrük tarifelerini artırması, Grönland'ı ilhak etmeye yönelik açıklamaları, İran'a yönelik saldırısı ve NATO hakkındaki değerlendirmeleri, "liberal uluslararası düzen çözülüyor" yorumlarını güçlendirdi.

Münih Güvenlik Raporu 2026 da Trump dönemindeki ABD politikasını, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzenin kapsamlı biçimde çözülmesi olarak değerlendirdi. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen de artık eski düzenin var olmadığını dile getirdi.

Küresel kapitalist sistem ciddi bir sarsıntı yaşıyor. ABD küresel etkisini büyük ölçüde askerî kapasitesi ve güvenlik ilişkileri üzerinden sürdürmeye çalışırken, Çin ticaret, altyapı yatırımları ve ekonomik gücü sayesinde uluslararası sistemde giderek daha öngörülebilir ve istikrarlı bir aktör olarak öne çıkıyor.

Trump'ın NATO'ya yönelik eleştirileri, ittifakı dağıtmayı ya da ABD'nin NATO'dan çekilmesini hedeflemiyor. Aksine, NATO'nun işlevinin ve işleyişinin yeniden tanımlanmasına yönelik bir stratejiyi ifade ediyor. Trump'ın dile getirdiği yaklaşım, yeni bir küresel emperyal güvenlik konsepti ve yeni bir yapılanma arayışının ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Erdoğan’ı sürekli neden över haydut

Trump'ın öncelik verdiği müttefiklerden birinin Recep Tayyip Erdoğan olduğu; yaptığı övgüler ve Ortadoğu'daki askerî ve siyasal gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde daha net görülüyor.

Yıllarca "Dünya beşten büyüktür" söylemini öne çıkaran iktidarın, bugün Trump'ın memnuniyet duyduğu ortaklardan biri hâline gelmesi dış politikada bir başarı olarak sunulamaz. ABD'nin Gazze, İran ve Ortadoğu politikaları karşısındaki sessizlik de artık gizlenebilir olmaktan çıkmıştır.

İsrail Başbakanı  Binyamin Netanyahu bütün dünyanın gözleri önünde işgallere soykırımlar devam etme kararlığı gösterecek cesareti ve gücü NATO’nun beşli patronundan almasının utancını taşıyanlar silah yarışındanlar. İnsanlığın bunlardan kurtulmasının zamanı geldi.  

Trump'ın Gazze ve İran politikalarında denge gözettiği iddiası altında yürütülen yaklaşımın, gerçekte yeni küresel çatışma süreçlerinin bir parçası olma riskini taşıdığı görülmektedir.

Ankara Zirvesi'nin en önemli sonuçlarından biri, NATO'nun yalnızca yeni bir güvenlik anlayışını değil, aynı zamanda trilyonlarca dolarlık yeni bir küresel silahlanma dönemini ilan etmesi olabilir.

Son yıllarda Türkiye savunma sanayisinin büyümesi, Trump yönetiminin Türkiye ile savunma sanayisi alanındaki iş birliğine neden önem verdiğini de açıklayan unsurlardan biridir. Ankara'nın küresel silah üretim zincirindeki ağırlığını artırması dikkat çekici bir gelişmedir.

Ankara'nın ev sahipliği yapacağı NATO Zirvesi yalnızca devletlerin güvenlik stratejilerini değil, toplumların geleceğe ilişkin tercihlerini de yansıtacaktır.

Savaşların, ekonomik krizlerin ve iklim felaketlerinin aynı anda yaşandığı bir dönemde güvenliği yalnızca askerî güç üzerinden tanımlamak eksik bir yaklaşımdır. Yoksulluk, gelir eşitsizliği, demokrasi eksikliği ve hukukun zayıflaması, toplumlar açısından askerî tehditlerden çok daha derin siyasal ve toplumsal istikrarsızlıklar yaratabilir. Dahası, askerî tehdit algısı da çoğu zaman siyasal amaçlarla büyütülen ve yeni istikrarsızlıkları besleyen bir araç hâline gelebilmektedir.

Zirveler gelir geçer. Bildiriler arşivlere kaldırılır. Ancak tarih, sonunda hangi ittifakın daha güçlü olduğunu değil; hangi toplumların daha adil, daha özgür ve daha insanca bir yaşam kurabildiğini hatırlar.

Gerçek anlamda güçlü bir ülke olmanın ölçüsü  askerî kapasitesi değildir. Güç; aynı zamanda özgür kurumlar, bağımsız yargı, demokratik hukuk düzeni ve sosyal adaletle  anlam kazanır.

Küresel dünyanın gerçekliği, insanlığı savaş örgütü NATO’nün dağıtılmasına savaş ve çatışmalara son vermeye davet ediyor. Dünyanın dört bir yanında yükselen ses, insanlığı imdat frenidir.  

Odak Noktası 7 yazı NATO Ankara Zirvesi Türkiye önemli bir zirveye hazırlanıyor. 7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak Nato Zirvesi için Ankara’da adeta olağanüstü hal ilan edildi. Peki zirvede ne konuşulacak? Zirve Türkiye için ne ifade ediyor? Yazar ve yorumcularımız değerlendiriyor. Tüm Yazılar