Kemal Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararı sonrası Genel Başkanlığa iştahla dönmesinin iki temel motivasyonuna dayandığını yazmıştım.

Bunlardan ilki olan genel başkanlığı kaybettiği kurultayda kendisine haksızlık yapıldığına olan inanç olduğunu belirtmiş ve bunu ayrı bir yazıda tartışmıştım.

Gelelim ikinci nedene.

O nedeni de ilk yazımda şöyle ifade etmiştim;

Özetle devlet bir kez daha kendini toplumsal denetimden kaçırarak, toplum üzerinden tahakküm kurmak istiyor.

Ve devlet/iktidar bloku, “terörsüz Türkiye” gibi CHP’yi Kılıçdaroğlu’na teslim ederek, CHP’nin toplumla ve siyasetle olan bağını kesmek istiyor.

CHP’yi bir anlamda “devlet bekası” üzerinden siyasetsizliğe mahkum etmek istiyor.

Ve 27.5 yıllık devlet deneyimi ile Kılıçdaroğlu bu role gönüllü olmaktan geri durmuyor.”

HEDEF: DÖNÜŞÜMÜN KESİNTİYE UĞRAMAMASI

Tekrar olması uğruna bunu biraz daha açmak istiyorum.

Bu konuda temel tezim 2015 Nisan-Mayıs ayından bu yana AKP’nin MHP lideri Devlet Bahçeli aracılığıyla devlete iyice yakınlaştığı ve devam eden süreçte de devlete tam eklemlendiğidir.

Bu aşama hangisinin daha güçlü olduğu, kimin kimi yönettiği meselesi talidir. Önemli olan devletin bir kez daha siyaset üzerine vesayetini güçlendirmeye başlamış olmasıdır.

7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının demokratik teamüller içinde yok sayılarak 1 Kasım 2015’te seçimlerin yenilenmesi, 15 Temmuz kanlı darbe girişimi, OHAL ilanı ve başkanlık sisteminin Bahçeli tarafından gündeme getirilmesi ve anayasa ile yönetim sisteminin değişmesi.

Bütün bunlar siyasal öznesinin Cumhur İttifakı’nın olduğu bir süreçte gerçekleşti.

Ve 2018’de değişen siyasal sistem sonrasında devlet, adım adım kendisini dönüştürmeye başladı. Devlet otoriter ideolojik özünü korumak uğruna Erdoğan ile sürekli bir pazarlık, al-ver halinde bir denge siyaseti sürdürüyor.

Bir bütün olarak bu değişimin özü, siyasetin, yeniden devlet tekeline alınması ve devletin kendini tek ve belirleyici özne haline getirmesidir.

Devletin siyaseti, izin verdiği ölçüde ve izin verdiği sınır içinde yapılması siyasete bir çit çekme operasyonudur. Bunun doğal sonucu ise toplumsal taleplerin, toplumsal sorunların devletin izin verdiği ölçüde siyasetin parçası olmasıdır.

İktidar bloku devletin sınırını çizdiği bu siyasal alanı yerli ve milli olarak tanımladı ve muhalefeti de bu sınırın/çitin içinde davet etti her fırsatta.

Devlet/iktidar bloku bu söylemi; bölgemizde ve dünyada yaşanan gelişmelerin olası sonuçlarından hareketle, siyasal ve toplumsal muhalefet ile biz sıradan ölümlülerin bilmediği “dış güçler”, “bölünme” ve nihayet “beka” gibi tehditleri siyasal söylem olarak bolca kullandı.

2024 Ekim ayında başlayan terörsüz Türkiye projesi de bu hedefin bir parçası.

Nitekim 2022’den sonra Cumhur İttifakı ortakları ve özellikle Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ifade ettiği “yerli ve milli” siyasete uyumlu bir “muhalefet” zorunluluğunu dillendirmeye başlamıştır.

Yerli ve milli muhalefet, muhalefet partilerinin esas olarak devlet/iktidar blokunun sınırını çizdiği alanda siyaset yapmasıdır.

Sorgusuz biçimde büyük siyasete dair bütün tercihlerde iktidar blokuyla uyumlu olmak, onu desteklemektir.

İşte Kılıçdaroğlu’nu mutlak butlan kararı sonrası Genel Başkanlığı’na dönüşünde ikinci motivasyon kaynağı devleti koruma güdüsüyle bu süreçte iktidar blokunun yanında olma duygusudur. Buna ikna olmuş da olabilir, inanmış da.

Toplumsal talepleri ve sorunları “büyük siyasetin” konusu yapmayan, siyasal önceliği devletin bilmediğimiz dış tehditlerden korunmasına veren bir siyasetin parçası olmayı tercih etme halidir. 27.5 yıl boyunca devlet memuru olma hali de, bu motivasyonu sahiplenmede önemli bir deneyim olarak kabul edilebilir.

 
İKNA EDEREK DEĞİL SİYASETSİZLİĞE İTEREK ETKİSİZLEŞTİRMEK

Gerçekten de biz ölümlü fanilerin bilemeyeceği dış tehditler, Türkiye’yi hedef alan uluslararası çabalar olabilir. Ve bu hep var olacaktır.

Bu durumda ölümlü faniler olarak temel beklentimiz, iktidar tarafından bizim değil ama Meclis’te yer alan partilerin, Meclis dışında partilerin bu tehditler konusunda bilgilendirmesi, ikna edilmesi ve devletin sadece iktidar değil muhalefet tarafından dolayısıyla tüm toplum tarafından sahiplenilmesini sağlamaktır.

Normal şartlarda olması gereken budur.

Yani devletin, iktidar bloku üzerinden muhalefeti kendi çizdiği siyasal alana siyaset dışı yollarla sıkıştırması değil, demokratik sınırlar içinde ikna edilerek ülkeyi olası dış tehditlere karşı hep birlikte savunmaktır.

Oysa bugün yapılan muhalefetin, iktidara muhalefet yapma gücünü minimize ederek etkisiz kılmak ve iktidarın iktidar olma halini sürmesini sağlamaktır.


Bu süreçte bugüne kadar çok adım atıldı.

Bundan sonraki süreçte Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, dış politika başta olmak üzere uluslararası siyasete ilişkin pek çok konuda iktidarın yanında olacak; muhalefetini “küçük siyasetle” sınırlayacaktır.

Odak Noktası 102 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar