İstinaf mahkemesinin verdiği karar ile CHP yönetimi, 3 Kasım 2023’e döndü.

Hukuki olarak Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan olsa da şimdilik partinin siyasi lideri hala Özgür Özel.

Parti yönetimi 3 Kasım 2023’e döndü ama partinin yönetim kadrosu olan PM için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

Bir kısmı belediye başkanı oldu, bazıları AKP’ye geçti, bazıları kendilerine tevdi edilen görevi kabul etmeyeceğini açıkladı. Bu haliyle PM’de ağırlık Kılıçdaroğlu değil, Özel’den yana.

O yüzden PM toplantısı da, grup toplantıları da alternatif bir çözüm bulunana kadar ertelenmiş durumda.

KILIÇDAROĞLU’NUN MOTİVASYON KAYNAKLARI

Bu noktada bir adım geriye çekilip bazı değerlendirmeler yapmaya çalışalım.

Geride kalan 10 günde neler oldu?

Olanları açıklamanın bir yolu var mı?

Bu sorulara cevap vermenin yolu öncelikle bu 10 günde olanları doğru değerlendirmek ve bazı gerçekleri kabullenmektir.

Sırayla gidelim;

1.Kılıçdaroğlu, 4-5 Kasım 2023 ‘te gerçekleşen Olağan Kurultay’da şaibe olduğuna olan inancı yüzde yüz. Bunu kamusal alanda ifade etmese temel inancı bu.

2. Bu süreçte rolü olduğuna inandıklarının -sayısının çok olduğunu ama şimdilik öne çıkmış 10-15 isimden- bazılarını siyaseten pasifize etmek, bazılarını da partiden uzaklaştırmak istiyor.

3. Özgür Özel’in, Ekrem İmamoğlu ile olan dayanışmasını bir tür “suç ortaklığı” varsayarak hareket ediyor.

4. Bu yüzden tüm bu süreçte Özel’den İmamoğlu’na mesafe almasını istedi, bu gerçekleşmeyince kendisi Özel’e mesafe aldı.

5. Özel’in “en kısa” zamanda olağanüstü kurultay talebine karşı, “en uygun” zaman cevabı ile siyasi inisiyatifin kendisinde olduğunu söylemiş oldu.

6. Genel Başkan olarak sahip olduğu tüm yetkileri kullanmaya kararlı. Ve bu yetkileri de, Özel ve ona yakın olanların parti içindeki siyasi hareket alanlarını sıfıra indirip, onları parti içinde siyaseten etkisiz hale getirmek istiyor.

7. Bu gücünü sadece parti içinde değil, parti dışında da kullanıp; Özel ve ekibinin kamusal/toplumsal alandaki her türlü siyasallaşma çabasını (miting, halk buluşması vs) kriminalize etmek için yasal yollara başvurarak engellemeye kararlı.

8. Özetle Kılıçdaroğlu, Özel ve onun temsil ettiği tüm siyasallaşma çabasını ve araçlarını partiden tasfiye etmeye kararlı. Uygulayacağı yıldırma, engelleme politikası ile Özel ve ekibinin partiden uzaklaşmasını sağlamak istiyor.

Bunun gibi tespitleri çoğaltmak mümkün.

Bu tablo bize aynı zamanda o iki lider arasında bir uzlaşmanın nerdeyse mümkün olmadığı söylüyor.

TOPLUMU DEĞİL DEVLETİ TERCİH ETTİ

Evet Kılıçdaroğlu mutlak butlan kararı sonrası izlediği siyasetin kişisel hikayesi ve dayanaklarının ne olduğunu yukarıda tartıştım.

Ben buna ek olarak Kılıçdaroğlu’nun bu süreçteki siyasi iştahının bir nedeni daha olduğunu ve bunun da ideolojik olduğunu düşünüyorum.

Bazı yazılarımda tartıştığım üzere; devletin Nisan-Mayıs 2015’den bu yana bir dönüşüme girdiğini ve bugün karşımızda Cumhur İttifakı olan AK Parti-MHP ortaklığını bu ideolojik ortaklığa dayandığını kendimce tartışıyorum.

Bu sürecin 1923-1925 -hatta 1938- dönemi benzeri biçimde kendini yeniden inşa ettiğini; bunu da ilkinde olduğu gibi otoriter zihniyet üzerinden gerçekleştirdiğini savunuyorum.

Yeni siyasal sistemin bunun bir aracı olduğunu ve bu süreci tamamlayacak adımın da yeni anayasa olduğunu da.

Bu süreçte temel kadim söylem ise dışardan “dış tehdit” içerden ise “bölünme”. Ve buna karşı devreye sokulan söylem ise “yerli ve milli” muhalefet oldu.

Yani siyasal muhalefetin, devlet/iktidar blokunun çizdiği sınırın içine alınması. Devletin sınırını çizdiği alnada siyaset yapması.

Bu sınır, siyaseti devletin tekeline alan, toplumsal talepleri sırası, zamanı değil diye öteleyen, toplumsal farklılıkları homojenleştiren, farklı talepleri, siyasallaşmaları kriminalize ederek sınır dışında etkisizleştirmeye çalışan bir siyasetsizliğe dayanıyor.

Özetle devlet bir kez daha kendini toplumsal denetimden kaçırarak, toplum üzerinden tahakküm kurmak istiyor.

Ve devlet/iktidar bloku, “terörsüz Türkiye” gibi CHP’yi Kılıçdaroğlu’na teslim ederek, CHP’nin toplumla ve siyasetle olan bağını kesmek istiyor.

CHP’yi bir anlamda “devlet bekası” üzerinden siyasetsizliğe mahkum etmek istiyor.

Ve 27.5 yıllık devlet deneyimi ile Kılıçdaroğlu bu role gönüllü olmaktan geri durmuyor.

Ki bu olmasa da, kişisel nedenleri zaten var.

SİYASETE SAHİP ÇIKMA SIRASI TOPLUMDA

Bu topraklarda güçlü bir geleneğe sahip olan devlet, bir kez daha tüm imkanlarını kullanarak, siyaset üzerinden kendini dokunulmaz kılıyor.

Toplumsal talepler kadar toplumun siyasallaşmasının da önünü kesiyor.

O yüzden bu süreçte siyasal, kültürel, dinsel kimliği ne olursa olsun topluma büyük sorumluluk düşüyor.

Siyasal muhalefet -gerekçesi, beklentisi ne olursa olsun-, Özel ve yönetimine sahip çıktı.

Şimdi adım atma zamanı toplumda. Yani toplumun siyasete doğrudan katılarak, siyasal alanı genişletmesinde.

Birer seçmen ve sorumlu vatandaş olarak kamusal/toplumsal alanda siyasete sadece sosyal medya mesajları, o mesajlara tepkiler ile değil de örgütlü mücadeleye katılarak, siyasal alana sahip çıkmak durumundayız.

Nerde olursak olalım parti, STK fark etmeksizin siyasetin alanını genişletecek her türlü sürecin, eylemin parçası olmak; mahkum edilmek istediğimiz siyasetsiz siyasal alanı genişletmek için bir imkandır.

Özel’in hedef olması onun eylemlilikleri ise siyasal alanı genişletmesi, toplumun bir kesimini siyasetin içinde tutması ve bu sayının her geçen gün artma potansiyeli yani iktidar olma olasılığıdır.

Devleti keyfi olmaktan çıkaracak, bizi siyasal özne ve aktif vatandaş hali getirecek olan siyasal alandaki varlığımız ve irademiz olacaktır.

Sonuç olarak CHP yönetiminin, mutlak butlan kararı değiştirilmesi, gelen yönetimin geride kalan on gün içinde siyaset adına neredeyse hiçbir şey söylememiş daralmış siyasal alanı iyice siyasetsizleştirme ve bizleri de devlete sadece ödevlerimizle bağlama ve sorumlu kılma girişimidir.