Kemal Kılıçdaroğlu, mutlak butlan davası sürecinde, olası mutlak butlan kararı halinde genel başkan olmayı kabul edeceğini pek çok kez dile getirdi.

Hatta geçen yıl 25 Haziran 2025’te Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve CHP Parti Meclisi Üyesi Engin Özkoç, Kılıçdaroğlu’nu ziyaret etmiş ve kendisinden bu konuda bir açıklama yapmasını ve “Mutlak butlan kararını kabul etmem’’ demesini istemişlerdi.

Kılıçdaroğlu’nun ise, “Böyle bir açıklama yapamam. Umarım, mutlak butlan çıkmaz ama olursa da partimi kayyuma terk edemem. Ben kabul etmesem kayyum gelecek. Kayyuma mı bırakayım?” ifadelerini kullandığı kamuoyuna yansımıştı.

Ve öyle de oldu.

21 Mayıs’da istinaf mahkemesi mutlak butlan kararı verdi ve Kılıçdaroğlu yeniden Genel başkan oldu.

O karardan sonra konu bağlamında pek çok yazı yazdım.

O yazılardan birisi de Kılıçdaroğlu’nun iki motivasyonu ve vatandaşa düşen sorumluluk”başlığını taşıyordu.

İlgili yazıda Kılıçdaroğlu’nun bu kararı kabul etmesindeki iki motivasyonu; i) 4-5 Kasım 2023’da yapılan 38. Olağan Kurultay’da seçimin hileli olduğuna inanmış olması ve bunun içinde olanların partiden tasfiye edilmelerinin gerektiğine olan inancına ve ii) devletin dönüşümünde kendisine olan ihtiyaç konusunda ikna edilmiş olması yani CHP’yi toplumu, toplumsal talepleri temsil eden bir partiden sınırlarını devletin çizdiği siyasal alana razı olan partiye dönüştürmek.

Bu yazıda Kılıçdaroğlu’nun yukarda varsaydığım ilk motivasyonuna ve onun sonuçlarına değinmek istiyorum.


KAMUSAL ALANDA SİYASETİNİ YAPMASA DA…

Evet Kılıçdaroğlu -ve yakın çalışma arkadaşları-, 38. Olağan Kurultay’ı kaybedeceklerine inanmadılar. Hatta son 2-3 gün kala konuştuğum başkan yardımcıları 250-300 farkla seçimi alacaklarına inanıyorlardı.

4 Kasım 2023 Cumartesi günü yapılan seçimde ilk turda Özel 682 oy alırken, Kılıçdaroğlu 664 oy aldı. Yani fark sadece Özel lehine 18 delege idi. Aynı gece yapılan ikinci tur oylamada Özel bu kez 812 oy, Kılıçdaroğlu ise 536 oy aldı ve Özel, CHP Genel Başkanı seçildi.

Kılıçdaroğlu, o tarihten bugüne, kurultayda şaibe olduğunu kamusal alanda hiç dile getirmedi. Bu konuda ortaya çıkan iddialar için ise Genel Başkan Özel ve parti yetkililerden “şaibe olmamıştır” mealinde bir  açıklama bekledi, bunu talep etti.

Yine bu süreçte açılan hiçbir davanın tarafı olmadı, davet edildiği duruşmalara katılmadı. Partiyi hiçbir tartışmanın içine çekmek istemediğini açıkladı.

Ama şu da bir gerçek ki, bunu “resmi görüş” olarak dile getirmese de; “öz fikri” olarak daima kurultayda şaibe olduğuna inandı.

Keşke Kılıçdaroğlu, mutlak butlan kararına kadar inandığı bu gerçeğin ortaya çıkması ve adaletin yerini bulması için kamusal alanda bunun siyasetini yapsaydı. Eğer bunu yapmış olsaydı şimdiki pozisyonu hem daha anlaşılır hem de parti tabanında bugün kendisini meşru gören daha geniş bir kitle olurdu.


HUKUKTAN ÖNCE HÜKÜM VERMEK

Nitekim, Kılıçdaroğlu mutlak butlan kararından sonra geri döndüğü Genel Başkanlık görevinden sonra yaptığı tüm açıklamalar ile CHP’nin önceliğini “iktidar olmak”tan “parti içi arınma” olarak belirledi.

Ve bu söyleme uygun adımlar atıyor.

Geçen hafta ve dün MYK’da alınan kararlarla disipline sevkler, görevden almalar bu söylemin eyleme geçtiğini de gösteriyor.

Ancak burada iki büyük sorun var. 

İlki Kılıçdaroğlu’nun inandığı bu şaibe, yargının da konusu ve bugüne kadar somut bir delil ortaya koyabilmiş değil, gizli tanık iddiaları ve iftiralar dışında. Ki ilgili ceza davası devam ediyor.

Dava sürerken Kılıçdaroğlu’nun attığı adımlar masumiyet karinesinin hiçe sayılmasıdır.

İkinci ve daha önemli sorun da; şaibenin içinde olduğuna inandığı kişileri partiden uzaklaştırmak uğruna, partinin sahip olduğu “büyük iktidar” hedefinden vazgeçilmesidir.

Kılıçdaroğlu’na sadece parti tabanında değil muhalefet kamuoyundan gelen tepkinin temel nedeni de budur.

 
TEMİZ SİYASET AMA HER PARTİDE

Elbette temiz siyaset, siyasetin finansmanı Türkiye’nin temel sorunlarından birisidir. Ama içinde bulunduğumuz koşullarda öncelik midir tartışılır.

Kuşkusuz, temiz siyaseti savunmak CHP gibi bir partinin önceliklerinden biri olmalıdır ama bunu sadece “parti içi iktidarı” güçlendirmek için kullanmamak gerekir.

Parti içine yönelik arınma söylem ve siyasetinin tamamlayıcısı; bir bütün olarak siyasette arınma ve bunun için de Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu’nda somut değişiklikler önerilmesi zorunludur. Yani bu söylem ve hedef, parti içi “mikro siyaset”ten çıkarılarak “makro siyaset”e taşınarak parti politikasına dönüştürülmelidir.

Bu yapılmadan sadece parti içi arınma; küçük iktidar tahkiminden başka bir şey değildir.

DEVLET CHP’Yİ DE ALANINA ÇEKİYOR

Sonuç olarak bugün Türkiye’de öncelikli sorun; ülkenin adım adım otoriterleşmesi, siyasal alanın bizatihi siyaset eliyle daraltılması, adalet ve demokrasinin zemin kaybetmesidir.

Ve bütün bu iklimi ve siyasal pratikleri meşrulaştıran da, devletin sahip olduğu kaynak ve imkanlar ile rant yaratma ve bunu kendi meşruiyeti için kullanma gücüdür. Bunu şu an, Cumhur İttifakı ve destekçileri tarafından kullanılıyor

Bunu en iyi Kılıçdaroğlu’nun bildiğine şüphe yok. Nitekim Genel Başkanlık döneminde Meclis Grup Toplantıları’nda, meydanlarda “beşli çete”den “128 Milyar dolar nerede”ye, “yurtdışı offshore banklara kaçırılan paralar”a kadar pek çok iddiayı dile getirdi Kılıçdaroğlu.

Kabul edelim Türkiye’de siyasetin finansmanı çok önemli bir sorun ve bu sorunu, sadece CHP’de üst düzeyde temizlik yaparak çözmek de mümkün değil.

Şüphe yok ki, bu sistemi değiştirmeden temizlenenlerin yerini kısa sürede başkanlarının alacağını kuşkusuz en iyi Kılıçdaroğlu bilmektedir.

Adım adım gelen mutlak butlan süreci bana hep Kırmızı Pazartesi romanı hatırlatıyor. Santiago Nasar’ın öldürüleceğini herkes biliyor ama kimse cinayeti önlemek için bir şey yapmıyor.

Mutlak butlan da öyle. Geldiği görülen ama karşı tedbir alınmayan bir süreçti. Ve karar çıkana kadar siyaseten sorumluluk da Özgür Özel’de idi. Ve bir şey yapılmadı ne yazık ki.

Ama aynı Özgür Özel ve lideri olduğu CHP, Türkiye’nin içine sürüklendiği büyük sorunları çözme, kötü gidişi durdurmak için umutlardan biri idi.

İktidar/devlet bloku bu umudu şimdilik yok etti.

Kötü olan ise bunu Kılıçdaroğlu eliyle, onun içindeki yarayı iyileştirerek yapıyor olması…



Odak Noktası 90 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar