Dün Işık Üniversitesi’nde dar bir davetli grubunun olduğu bir toplantıya katıldım. Üniversite bünyesinden Prof. Dr. Seda Demiralp öncülüğünde kurulan Emotics Lab’ın, bireyin harekete geçme kapasitesini ölçen Toplumsal Dirençlilik Endeksi'ni (TDE) araşırma sonuçlarının paylaşıldığı bir toplantıydı. Araştırmayı Demiralp ile birlikte, Dr. Uğur Özdemir sundu.
Peki toplumsal dirençlilik nedir ve neden önemlidir?
Demiralp, toplumsal dirençliliği, bireyin siyasi ve toplumsal riskler, belirsizlikler ve baskılar karşısında kamusal hayattan geri çekilmeden görüş, tutum ve davranışlarını sürdürebilme kapasitesi olarak tanımlıyor.
Ve dirençlilik kapasitesinin varlığını hem demokrasi hem ekonomik dinamizm için kritik önemde olduğunu ifade eden Demiralp, “hesap soran, katılan ve denetleyen bir toplum demokrasiyi diri tutar; risk alıp girişen, fikrini savunan bireyler de ekonomik canlılığın motoru” olarak tanımlıyor.
ARAŞTIRMA BULGULARI NE DİYOR?
Peki Türkiye’de durum nedir?
3 binin üzerinde katılımcıyla iki dalga halinde gerçekleştirilen (Nisan ve Haziran başı) araştırma, toplumun risk karşısındaki "dirençlilik" kapasitesini ölçülmüş. Üç katmanda ölçülen TDE, i) tehdidi görme (Risk algısı: Bireyin siyasi ve ekonomik tehdidi ne ölçüde gördüğü), ii) riske rağmen ayakta kalma (Toplumsal dirençlilik: Risk ve kırılganlıklara rağmen "tutumumu koruyabilirim”, “benim de bir etkim olur" inancı; ayakta kalan iç güç.) ve iii) fiilen adım atma (Sivil cesaret: Riske karşı fiilen adım atma, aktif cesaret) katmanlarından oluşuyor.
Araştırmanın bulguları, Türkiye'de harekete geçme potansiyelinin yüksek olduğunu; ancak bu enerjinin büyük ölçüde “öfke”, “hayal kırıklığı” ve “adaletsizlik” algısından beslendiğini ortaya koyuyor. Yani negatif duygulardan.
Yine araştırma sonuçları eğitim dayanıklılığı artırdığını gösteriyor. Üniversite mezunları en dirençli grup iken gençler (18–24 yaş) ise en kırılgan kesim. Kadınlar erkeklerden daha dirençli olduğunu ortaya koyuyor.
Harekete geçme potansiyeli yani dirençlilik sadece muhalefet değil iktidar partisi seçmenleri de hissediyor. Araştırmada her üç göstergede de CHP seçmenleri daha yüksek risk algısı sergilese de AKP ve MHP seçmenlerinin önemli bir bölümü de hem siyasal hem ekonomik alanda risk hissettiğini ifade ediyor. AKP seçmenlerinin yüzde 40'ı devlete ve güçlü aktörlere karşı çıkmayı riskli bulurken, yüzde 44'ü siyasetten uzak durmanın daha güvenli olduğunu düşünüyor. Yüzde 53'ü ekonomik koşulların geleceğini tehdit ettiğini söylüyor.

Bu sonuçlar bize ülkede risk algısının yalnızca muhalif kesimlere özgü bir duygu olmadığını, farklı yoğunluklarda da olsa toplumun geneline yayılmış bir deneyim olduğunu gösteriyor.
Bu ortaklaşmaya rağmen dirençlilikte siyasi parti seçmenleri arasında kimi farklılaşmalar da söz konusu.
Dirençlilik ortalamasının üzerinde olan tek grup CHP seçmeni. Sivil cesarette de en yüksek grup onlar.

Araştırmada yer alan “Türkiye Siyaseti Hangi Duyguları Uyandırıyor?” sorusuna, CHP seçmenlerinin yüzde 39.7 “üzüntü/hayal kırıklığı” cevabını verirken AKP/MHP seçmeninde bu oran yüzde 21.8.
Yine CHP seçmenin yüzde 25.5’i “korku”, 16.2’si “şaşkınlık”, 21.4’ü “öfke” ve 8’i de “tiksinti” cevabını vermiş.
AKP/MHP seçmenlerinde ise yüzde 19.7 “korku”, 18.5’i “şaşkınlık”, 7.1 “öfke” olarak tanımlarken yüzde 28.6’ı da “umut” cevabını vermiş.

Araştırmanın en ilginç sonuçlarından birisi kuşkusuz, “Türkiye’nin En Önemli Sorunları” başlığına seçmenlerin verdiği cevaplardır.
Bulgular Türkiye’nin en önemli sorunlarında ilk dört sırayı, “ekonomi/işsizlik”, “gelir adaletsizliği”, “adalet” ve “yolsuzluk” alıyor.
İlginç olan ise bu sorunların sadece muhalefetteki CHP seçmenin değil aynı zamanda AKP/MHP seçmenlerinin de ortak sorunu olduğudur.
“Ekonomi/işsizlik”, CHP seçmenin yüzde 34.2’nin ilk sorunu iken bu oran AKP/MHP seçmeninde yüzde 33.2.
“Gelir adaletsizliği”nde ise AKP/MHP seçmenleri yüzde 20.6 ile ilk sırada, CHP seçmeninin memnuniyetsizliği yüzde 18.3.
İki seçmene grubu açısından en büyük fark ise “adalet” konusunda. CHP seçmeninde oran yüzde 23 iken; AKP/MHP’de yüzde 14.2.
Adaletsizlik algısı ile dirençlilik duygusu arasında yakın ilişki var. “En önemli sorun” sorusunda adalet ve gelir adaletini önceleyenlerin dayanıklılığı; muhalefet seçmeninde yüzde 26 iken; AKP/MHP seçmeninde yüzde16.
Yine araştırmada yüksek eğitimli seçmende bu kırılım belirgin.
MUTLAK BUTLAN’A TEPKİLER
Araştırmanın önemli bir bulgusu mutlak butlan kararına seçmen gruplarının verdiği tepki.
Mutlak butlan, bu iki araştırmanın arasında gerçekleştiğini dikkate aldığımda karşımıza çıkan tablo “üzüntü/hayal kırıklığı” ve “şaşkınlık”taki artış gözle görülüyor.
Toplamda, “Üzüntü/hayal kırıklığı” yüzde 26.4’den yüzde 30.6’ya; “şaşkınlık” ise yüzde 14’den 17’ye çıkıyor.

Bununla birlikte farklı partilerin “mutlak butlan süreci” karşısında hissettikleri duyguları karşılaştırdığımızda ilginç bir sonuç ile karşılaşıyoruz.

Üstteki sonuçlar bize mutlak butlan süreci muhalefet seçmeninde “öfke” ve “üzüntü” baskın iken; iktidar bloku öne çıkan duygu; “şaşkınlık” ve “umut”.
Bununla birlikte sorulan; “Eğer bu süreç sizde kargı yaratıyorsa nedeni nedir?” sorusuna verilen cevapların parti seçmenleri için cevapları dikkate değerdir.
“Demokrasinin anlamsızlaşması” seçeneği CHP (77), İyi Parti (70) ve Dem Parti (72) seçmenleri için baskın iken; “Toplumsal gerilim” AKP (45), MHP (45) ve YRP (55) olarak öne çıkmaktadır. Sürecin “ekonomik etkileri” konusunda tüm partiler benzer oranda.
Bu sürece muhalefet seçmeni, demokrasi ve siyasal alan bağlamında yaklaşırken; iktidar bloku seçmeni ise toplumsal gerilimin artma endişesiyle yaklaşıyor.

Araştırmanın başlıca sonuçları bunlar. Ve görünen o ki, siyasette duyguların etkisini ve partilerin buna verecekleri önem ile artacak.
Daha önemlisi bu tür araştırmaların, partilerin vaat, söylem ve politikaları için de önemli bir girdi oluşturduğu da açıktır.
Yazıyı Seda Demiralp’in; “Türkiye'de harekete geçme kapasitesi sanılandan yüksek: insanlar toplumsal hayatlarına yönelik iç ve dış tehditleri, siyasi ve toplumsal riskleri görüyor ve 'sessiz kalamam' diyor. Ama bu dirençliliği besleyen duygu umut değil; daha çok öfke ve onunla gelen adaletsizlik algısı. Siyaset psikolojisi literatürü öfkedense umut ve coşku gibi geleceğe dönük duyguların kolektif eylem ve katılım açısından daha kalıcı motivasyon kaynakları oluşturabileceğine işaret ediyor.” tespiti ile bitirelim.
Siyasette duyguları giderek daha önemli hale gelirken; özellikle muhalefetin de bu verileri dikkate almasında yarar var.
Odak Noktası 88 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar

