“Millet” kelimesi eskiden hepimizin ortak eviydi. Kimsenin tapusunda değildi. Kimsenin siyasi logosu değildi. Bir partinin değil, bir toplumun ismiydi.

Aslında bu kelimenin kaderinde hep dönüşmek vardı. Arapça kökenli “millet”, Osmanlı’da din ya da mezhep topluluklarını bağlayan manevi bir bağdı. Cumhuriyet’le birlikte kabuk değiştirdi; seküler, modern ve hepimizi eşitleyen ulusal bir çatı oldu. Kelime zamanla genişledi, büyüdü ve ortak hafızamız haline geldi.

Ama uzun zamandır kelimenin başına çok daha garip bir şey geliyor. Artık “millet” denildiğinde insanların aklına doğrudan bir ülke değil, bir iktidar dili geliyor. Sanki kelime kamusal hafızadan çekilip siyasal bir markanın içine yerleştirildi.

Millet Bahçesi. Millet Kütüphanesi. Millet Kıraathanesi.

Millet İttifakı denildiğinde bile duyulan öfkenin sebebi biraz buydu belki: Çünkü bazı kelimeler görünmez biçimde sahiplenildiğinde, onları başkasının kullanması bile “izinsiz kullanım” gibi algılanıyor. Oysa bir kelimenin telif hakkı olmaz. Hele tarih boyunca toplumun farklı evrelerini sırtlamış “millet” gibi bir kelimenin hiç olmaz.

Ama siyaset bazen tam da bunu yapar: Ortak olanı markalaştırır. Sonra markalaştırdığı şeyi doğal gerçeklik gibi sunar. Bir süre sonra insanlar kelimeyi değil, sahibini duymaya başlar.

“Millet” artık halkı değil, iktidarı yani AKP’nin kendisini çağrıştırır hale geldi. Ve en tehlikeli dönüşüm tam burada başladı. Çünkü iktidarlar yalnızca kurumları değil, kelimeleri de yönetmek istiyor. Dili kontrol eden, düşüncenin sınırlarını da kontrol ediyor.

Bir kelimeyi sürekli tekrar ederek onu büyütmezsiniz bazen; onu tekelleştirirsiniz.

Bugün Türkiye’de “millet” böyle kullanılıyor. Bir toplumu tarif eden nötr bir kavram gibi değil, meşruiyet dağıtan bir mühür gibi.

Kim “milletin yanında”? Kim “millete karşı”? Kim “yerli”? Kim “yabancı”?

Kelime artık açıklamıyor. Saflaştırıyor.

Ve belki de bu yüzden mesele yalnızca bir söylem meselesi değil. Bu, kamusal dilin yavaş yavaş tek sese dönüşmesi meselesi. Çünkü bazı kelimeler vardır; herkesindir. Bir partiye ait oldukları anda anlamlarını kaybetmeye başlarlar. “Millet” de bunlardan biri.

Belki bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni kelimeler değil. Kimsenin logosuna dönüşmemiş eski kelimeleri geri almak.

Oysa millet biziz.

Sabah selamlaştığımız komşumuz, köşedeki bakkal, otobüs duraklarındaki kalabalık, yan yana yürüdüğümüz insanlardır.

Bu kelimenin temsili de tescili de bir logoda değil, bizim ortak yaşamımızdadır.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey yeni kelimeler değil. Kimsenin logosuna dönüşmemiş eski kelimeleri ait olduğu yere; sokağa ve bize geri vermek.