Kürt siyasi hareketi içindeki insanların çoğunun Kürt olması, bu hareketin “Kürt milliyetçisi” bir hareket olduğu kanaatini besliyor. Bu nedenle de Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti’nin) “Kürt milliyetçisi” bir parti olduğunu düşünenler bu ülkede az değil. Evet doğrudur bu partide de öncekiler (kapatılanlar) gibi Kürtlerin çoğunlukta olduğu, doğrudur! Ama doğru olan bir başka konu da bu ülkede ezilen, yok sayılan, yoksul bıraktırılan insanların çoğunun da Kürt olmasıdır. Tabii ki ülkede Kürtlerin dışında mağdur kesimlerin olmadığını söylemek istemiyorum ama hem ekonomik ve hem de siyasal olarak Kürtlerin dışlanmışlığı çok açık.
Çağımız toplumlarında karşılanmayan talepler öyle ya da böyle siyasetin konusu olurlar. Kürtlerin ki de öyle. Bu nedenle de neredeyse Cumhuriyetin kuruluşundan beri Kürtler siyasette var olmak ve verilmeyen haklarını talep etmek için mücadele veriyorlar. Ama açık olan bir başka toplum gerçeği de şudur: bu talepler daha geniş, yani Kürtlerin dışında mağdur kesimlerin talepleriyle birleşmeyince gerçekleşmeleri de zordur. O nedenle de Kürt siyasi hareketi yalnızca Kürtlerin değil diğer bütün mağdur kesimlerin de taleplerini içine alan bir genişlikte siyaset yapmaktadır.
Demokrasi kavramı son yıllarda epeyce tartışıldı. Bazıları demokrasiyi farklı kimlikler arasında “işbirliği” sağlayan bir kavram olarak öne çıkardı. O nedenle de demokrasideki iyileşmelerin ekonomide de iyileşmelere neden olduğunu söyleyerek demokrasinin iyileşmesinin ekonomik refahı da arttıracağını söyledi.
Doğrusu ben demokrasiyi avantajlı kesimlerin avantajlı hale gelmelerini mümkün kılan gizli ya da açık anlaşmalarını zorlayarak elde ettikleri rantları törpüleyen bir mekanizma olarak görmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Yani demokraside ilerleme avantajlı kesimlerin aleyhine dezavantajlı (yani mağdur) kesimlerin lehine bir mücadele alanıdır. O nedenle de çağımızın sol, sosyalist mücadelesi özünde demokrasi mücadelesidir diye düşünüyorum. Tabii avantajlıların rantlarının törpülenmesi gerçek üretim yapan dezavantajlı kesimlerin önlerini açacağından demokrasideki gelişmelerin ekonomiye ve toplumsal refaha katkısı olacağını bende kabul ediyorum.
Açıktır ki Kürt siyasi hareketinin demokrasi mücadelesi yalnızca Kürtlerin mağduriyetlerini değil, bütün mağdur kesimlerin, kendilerini mağdur hisseden bütün kesimlerin mücadelesidir. O nedenle de insanların dillerine ve dinlerine bakarak bir tasnif yapmak yerine, gerçek bir demokrasiyi isteyip istemediklerine bakarak yapmak lazımdır.
Ünlü Fransız filozofu Derrida demokrasiden söz ederken hep “gelmekte olan demokrasi” (democracy to come) demeyi tercih etmişti. Henüz gelmemiş, belki de hiç gelmeyecek, ama gelmesi için de her zaman mücadele edilmesi gereken bir olgu olarak.
Şimdi bakıyorum da Kürt siyasi hareketinin yaptığı demokrasi mücadelesini yalnızca Kürtlere ilişkinmiş gibi düşünen ya da öyle algılayan insanların varlığı demokrasi düşüncesinden çok uzakta. Oysa demokrasi, demokrasiyi talep eden herkesin içinde yer alması gereken bir mücadele alanıdır.
Yalnızca Kürtlerin değil!

