Bu ülkede genç kadınların birçoğu mutfaklarda, arka odalarda, annelerinin, anneannelerinin kulaklarına fısıldadığı "Oku, paranı kazan, ayaklarının üstünde dur, sakın bizim gibi olma" tembihleriyle büyümüştür. Virginia Woolf’un "Bir kadının yazabilmesi ve var olabilmesi için parası ve kendine ait bir odası olmalıdır" sözünü bizzat hayatın gerçekleriyle öğrenmişlerdir. Kadınlar hayatta kalmaya ve geleceğe böyle bir dirençle bakarken; 20’sinden 70’ine kadar dijital mecralarda örgütlenen "incel" argümanlarıyla beslenen erkeklerin uydurduğu "Koca bul, boşan, nafaka al" mitleri devasa bir toplumsal gerçeğin üzerini örtmek için üretilmiş kolektif ve örgütlü bir yalandır.
Kadını aile içine hapsetmek isteyen bu hiyerarşik zihniyet, perde arkasında kadınların en temel güvencesi olan Medeni Kanun’u parça parça etmek için gizli ajandalar işletiliyor. 12. Yargı Paketi’nin taşları aslında kadınların kazanılmış haklarını gasp etmek üzere döşeniyor. Ve bu örgütlü saldırının şuanki hedefi, doğrudan kadınların yaşam savaşı olan yoksulluk nafakası.
Bu kirli propaganda; kadınların evlenip "bir gün içinde" süresiz nafaka bağlattığı ve ömür boyu yan gelip yatarak lüks içinde yaşadığı safsatasıyla toplumu zehirliyor. Oysa Kadının İnsan Hakları Derneği’nin (KİH) Aralık 2025 tarihli raporunda yer verilen somut sosyo-hukuki veriler bu balonu tamamen patlatmaktadır. Raporda açıkça atıfta bulunulan Kadın Dayanışma Vakfı’nın (KDV) kapsamlı araştırmaları gösteriyor ki;
Mahkemelerin hükmettiği yoksulluk nafakalarının %66,4’ü gibi ezici bir çoğunluğu 0-500 TL arasında değişen utanç verici sembolik tutarlardır. Türkiye’de hükmedilen yoksulluk nafakası ortalaması komik bir şekilde yalnızca 262 TL’dir. Daha da vahimi, kağıt üstünde kalan bu trajik meblağların bile sadece %20,7'si erkekler tarafından ödenmektedir. Yani kadınlar, kendilerine reva görülen o üç kuruşluk komik tutarları dahi tahsil edememektedir.
Tam da bu noktada, erkek devletin ve gerici medyanın yarattığı sahte mağduriyetleri bir kenara bırakıp, aynayı asıl gizlenmek istenen yapısal sömürüye tutmalı ve şu üç can alıcı soruyu sormalıyız:
Birincisi; bu nafakanın adı üstünde "yoksulluk nafakası" ve kadınlar evlilik akdinin bitmesiyle neden erkeklerden fersah fersah daha çok yoksullaşıyor? Çünkü Türkiye’de evlilik, kadının emeğinin ücretsiz olarak sömürüldüğü, erkeğin kariyer basamaklarını tırmanırken kadının ev içine hapsedildiği yapısal bir eşitsizlik kontratıdır. Her gün istisnasız evi temizleyen, yemeği, bulaşığı, çamaşırı yapan, çocukları büyütüp hastaya ve yaşlıya bakan kadının ev içindeki "süresiz" emeği, erkeğe dışarıda sermaye ve kariyer biriktirme konforu sağlar. Veriler ortada: Ailevi yükümlülükler nedeniyle iş hayatından koparılan kadın sayısı 4 milyonu aşmışken, evlilik bittiğinde erkeğin kariyeri ve kurulu düzeni yerinde dururken, kadının elinde kalan tek şey koca bir güvencesizlik oluyor. Kadınlar boşanırken lüks bir yaşam talep etmiyor; evlilik boyunca gasp edilen emeklerinin ve ellerinden alınan ekonomik bağımsızlıklarının yapısal faturasını, yani sadece hayatta kalma haklarını talep ediyorlar.
İkincisi; erkekler neden ödemeleri gereken bu komik nafakaları dahi ödemiyor ve devlet buna nasıl göz yumuyor? Nafakaların sadece %20,7’sinin ödenmesi, bu ülkede erkeklerin hukuku ve yargı kararlarını açıkça çiğnediğinin ilanıdır. Erkekler; gelirlerini gizleyerek, mallarını başkalarının üzerine kaçırarak veya sigortasız çalışarak yasal yükümlülüklerinden kaçıyor; yargı ise bu "erkek dayanışmasına" göz yumuyor, caydırıcı mekanizmaları işletmiyor.
Üçüncüsü; bu ülkede hükmedilen nafakalar neden bir öğrencinin KYK kredisinden, bursundan bile daha az, daha değersiz? Ortalaması 262 TL olan, krizin zirve yaptığı 2024’te bile dolar bazında yarı yarıya eriyerek 34 Dolar’a gerileyen bir nafaka, adalet sisteminin kadının yaşamına biçtiği değerin utanç vesikasıdır. Bir üniversite öğrencisinin KYK bursuyla bile geçinemediği bu ekonomik buhranda, bir kadının (ve çoğunlukla beraberindeki çocuğunun) aylık masrafının 262 lirayla karşılanabileceğini düşünmek akıl tutulmasıdır.. KYK kredisinden bile az olan bu meblağlar bir geçim kaynağı değil, yargı eliyle kadına reva görülen bir sadaka dahi bile olamaz.
Üstelik bu karar, kendi hukuki sürekliliğini ve en temel anayasal ilkeleri de çiğnemektedir. Anayasa Mahkemesi (AYM) daha önce, 17 Mayıs 2012 ve 8 Temmuz 2020 tarihlerinde verdiği kararlarda süresiz nafaka maddesinin iptali taleplerini net bir dille reddetmişti. Mahkeme o dönem, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasını sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak tanımlamıştı. "Süresiz" ifadesinin mutlak bir ömür boyu ödeme anlamına gelmediğini, nafaka alanın yoksulluğu ortadan kalktığında zaten kaldırılacağını vurgulamıştı.
Şimdi sormak gerekiyor: 2012’den, 2020’den beri bu ülkede ne değişti? Kadınlar bir gecede zengin mi oldu, yoksa her köşe başında güvenceli istihdam olanakları mı yaratıldı? Dün boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin korunmasını "sosyal hukuk devletinin ve anayasanın kaçınılmaz bir gereği" olarak gören aynı mahkeme, bugün ne değişti de kendi içtihatlarını, hukukun genel ilkelerini ve bizzat anayasayı çiğneme pahasına bu iptal kararına imza atabiliyor? Değişen tek şey, hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini siyasi iktidarın ve gerici ittifakların dayatmalarına bırakmış olmasıdır!
Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada AYM'nin son iptal yönelimini "adalet ve hakkaniyet ilkeleri adına son derece kıymetli" bulduğunu söylüyor ve "bir tarafı mağdur etmeyeceklerini" iddia ediyor. Bakan Bey ve bu kararın arkasındaki irade iyi bilmelidir ki:; nafaka doğrudan yaşam hakkıdır! KİH’in İstanbul’da yürüttüğü derinlemesine mülakatlar, yoksulluğun kadınlar için sadece bir gelir kaybı olmadığını; adalete, sağlığa ve en önemlisi şiddetten uzak güvenli bir hayata erişimin önündeki en büyük engel olduğunu tüm çıplaklığıyla kanıtlıyor. Kadınların %60’ından fazların boşandıkları ya da boşanmaya çalıştıkları erkekler tarafından sistematik şiddete uğradığı, katledildiği bir ülkede nafaka hakkını gasp etmek; maddi imkansızlıklar yüzünden kadınları şiddet döngüsünden çıkamaz hale getirmek ve onları aile içi şiddet faillerine kul köle olmaya zorlamaktır. Güvencesiz barınma ve geçim korkusu yüzünden kadınları, ölüm riskiyle burun buruna geldikleri o evlilik hapishanelerine devlet eliyle kilitlemektir.
Bizler, sadece nafaka hakkımız için değil; nafakaya ihtiyaç dahi duymayacağımız eşit, özgür ve güvenceli bir geleceği kurmak için çift yönlü bir mücadele yürüteceğiz. Devletin kendisine çok gördüğü o enflasyon karşısında erimiş nafakayla çocuğunun okul masrafını karşılayan, Soygun düzenine dönen kiralar kiraları denkleştirmek için hayata direnen kadınların her biri için mücadeleye devam edeceğiz.
Ne yaparsanız yapın, hangi yargı paketinin arkasına saklanırsanız saklanın; kadınlar bu karanlığa, bu gerici kuşatmaya teslim olmayacak. Bu yargı paketini de paketleyeceğiz.

