Kimse kahraman doğmaz; hayat insanı öne çıkartır. İnsanın öne çıkması ise tarihsel, toplumsal ve güncel olanın kesişme anına denk düşer. Deyim yerindeyse olaylar ve olgular birbirini tetiklerken orada olmak ve bir karar vermektir bütün mesele…
Köroğlu’nun hayatı, bunun örneğidir. Yaşar Kemal’in anlatımına göre sıradan bir insandır Ruşen Ali. O kadar sıradandır ki gözleri kör edilen babasının eli ayağı olmak dışında bir işe yaramaz. Sokakta korkak, insanlar arasında çekingen…
Tek yaptığı şey, ne iş olsa yapmak ve o işlerden kazandığı parayla iki ekmek alıp eve dönmek. Hatta o iki ekmeği de götüremez eve; zira mahallenin serserileri, her akşam önünü keser ve ekmeklerin birini alırlar.
Babası farkındadır olup bitenin.
Oğlunun bu korkak, sinik hali, tonlarca ağırlıktan daha ağır gelirmiş babasına.
SOKAK KÖPEĞİNDEN DERS ALMAK
Günlerin günleri kovaladığı bir gün, Ruşen Ali, bir grup sokak köpeğinin koşuştuğunu görür. Dikkatini, en önde ağzında bir kemik parçası olan zağar çeker.
Zira bütün köpekler, o zağarın yiyeceğinin peşindeler. O ise sırtını duvara yaslar ve kemiğini vermemek için direnir.
En nihayetinde köpekler pes eder ve zağar oturup kemiğini afiyetle kemirir.
O ana kadar olup biteni seyreden Ruşen Ali, kendi kendine der ki; “şuna bak, kendi hakkı için parmak kadar köpek bile kendisinden katbekat güçlü köpeklere kafa tutabiliyor”.
Sonra şunu ekler:
“Demek ki geri çekilmenin, alttan almanın, içine kapanmanın, sinikliğin bir yararı yok”.
Yaşar Kemal der ki Ruşen Ali, zağardan hisse çıkarmış kendisine.
O günden sonra verir kararını ve yanına bir sopa alır. Her akşam olduğu gibi iki ekmek alıp eve doğru yola çıkar. Serseriler, her zamanki yerde onun yolunu gözler ve ekmeğin birini isterler.
O güne dek sessizce uzattığı ekmeği, bu kez vermez Ruşen Ali.
Üstüne yürürler ama o ekmekleri bir kenara bırakıp, hepsini sopadan geçirir. Şaşkındır serseriler; bırakıp kaçarlar.
OYUNU BOZMAK MÜMKÜN
Yaşar Kemal, “…öylesine kaçıyorlardı ki, yellerine sapan taşı ulaşamaz” diye anlatır o anı ve şöyle der:
“Köroğlu, yiğitliği bir küçük köpekten öğrenir”.
Sıra bizde!
Her şey olağan akışı içinde devam etse ilk seçimde iktidar olması beklenen CHP, butlan kararıyla kaosa sürüklenmek isteniyor.
Sorular bizi gerçeğe ulaştırır; o halde soralım sorumuzu: CHP’nin kaosa sürüklenmesi, kime yarar sağlar? CHP’nin iktidar olması kimin işine gelmez?
Öncelikle mevcut iktidarın işine gelmez.
Peki iktidarın CHP’yi karıştıracak kadar oyun kurma gücü var mı?
Başlangıçta bu gücü vardı ama epeydir yönetme yeteneğini kaybetmiş bir iktidar tarafından yönetiliyoruz.
Peki bu oyunu kim kuruyor?
Türkiye, bir süredir, uluslararası siyasal mühendislik çalışma laboratuvarına dönüştürülmüş durumda. Küresel hükümdar, artık yönetmekte zorlanan iktidarın, Türkiye’yi en az bir dönem daha yönetebilmesine zemin hazırlamak için “iç siyasal aktörler”i dizayn edecek senaryolar hazırlıyor.
Benzerlerini dünyanın pek çok yerinde yapıyor ama Ortadoğu ve Kafkaslardaki yeni düzeni inşa edebilmek için Türkiye’nin “kolay lokma” haline gelmesi gerekiyor. Türkiye’nin “kolay lokma” olması için de CHP’nin etkisizleştirilmesi gerekiyor.
MÜCADELE EDEN KAZANIR
Bütün mesele burada düğümleniyor.
Evet, bir plan var; bu planın uygulama alanı Türkiye. Söz konusu planı gerçekleştirme sürecinin ön adımlarından biri butlan kararı ve asla savunulamaz. Üstelik bu karar ile CHP’yi ve devamında da Türkiye’yi yeni baştan şekillendirmeyi düşünenler, yerel dinamizmi hesap edemiyorlar. CHP’yi hedefine koymuş senaryonun bu kadar kolay uygulanacağı yanılgısına düşmüş durumdalar. Oysa bu ülkenin, 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde gerçekleştirdiği kurtuluş mücadelesi geleneğini 21. Yüzyıla da taşıma potansiyeli de bulunuyor.
Nedir bunun anlamı?
En olumsuz koşullarda dahi her dört kişiden birinin desteğini arkasında görmüş bir partidir CHP. Bugüne dek Ruşen Ali gibi davranmış olabilir ama nasıl ki günü gelince Ruşen Ali’den dillere destan bir Köroğlu çıktıysa oluşan toplumsal tepkinin simgesi haline gelen Özgür Özel’den de yeni dinamiğin lideri olma potansiyeli görülmektedir. Görünen o ki toplumdaki karşılığı da her geçen gün artarak sürüyor ve öyle kolay kolay teslim alınamaz. Açık ki konjonktür insanı kahramanlaştırır.
Butlan kararının çıkmasını sağlayanların, toplumsal muhalefetin yorulacağını ve giderek bu durumun kanıksanacağı öngörüsünden hareket ettiklerini görüyoruz. Kurultay kararı alınmadığı, tüzük ve yönetmeliklerin gereği yapılmadığı sürece tepkilerin yumuşayacağı tezi bir büyük yanılgının tezahürüdür.
Burada duralım ve tarihi bir hatırlatma daha yapalım. Dün Che Guavera’nın doğum günüydü.
Ne demişti Che?
“Dünyanın neresinde olursa olsun, haksız yere birisinin suratına atılan tokadı kendi suratında hissetmeyen kişinin insanlığından şüphe ederim.”
Onun, “kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin” sözü kulağımızın küpesidir. Bu nedenle her türlü haksızlığa karşı doğru bildiğimiz yolda ilerleyeceğiz.
Bu yol, özgürlükçü, laik ve demokratik bir Türkiye inşa etme yoludur.

