Türkiye’nin son Dünya Kupası’na katılışı dün gibi aklımda. Bazı maçları, bankada, müdürümüzün odasında, onun yurtdışından getirdiği ve bize olağanüstü bir icat gibi gözüken küçücük bir cep televizyonundan izlemiştik. “Ne Kosta Rika ne de Çin” diye başlayan ama yarı marşa dönüşen banka reklamı, Brezilya maçları, Rüştü’nün göz kalemleri, Ümit Davala’nın saçı, İlhan Mansız’ın çalımı… Tabii esas ilgi çekici olan o günün posterleri duvarlardan inmeyen “milli kahramanlarının” adının bugün “milli hainlere” çıkması. Dünya Kupası tarihinin en erken golünü Türkiye Milli Takımı’nda oynayan bir Türk futbolcu attı ama bu başarıyı Türkiye’den başka hatırlamayan olmadı -fark etmişsinizdir, ne olur ne olmaz diye ben de yukarıda adını zikretmedim. Aynı adam Milli Takım’ın açık ara en golcü ismi olduğu için herhangi bir liste yayınlanmıyor artık.
Evet, Milli Takım yeniden Dünya Kupası’nda. Hoş, bu sene 48 ülke yer alıyormuş. Yani, Birleşmiş Milletler’e üye 250 civarı ülke olduğunu varsayarsanız, neredeyse çeyreğini şampiyonaya almışlar. O sayede de akla hayale gelmedik ülkeler kendilerini -tabii tarihlerinde ilk defa- Dünya Kupası’nda buldular. Haiti’nin, Demokratik Kongo’nun, Curaçao’nun ki ben bunu sadece bir likör zannediyordum, hatta Katar’ın, Yeşil Burun Adaları’nın Dünya Kupası’nda ne işi var? Gene de, İtalya’nın, Yunanistan’ın, Nijerya’nın, Danimarka’nın, Şili’nin vs katılmayı başaramadığını düşünürsek, elemeleri geçip de Dünya Kupası’nda yer alma hakkı kazanan milli takımları tebrik etmek lazım. Dolayısıyla, Türkiye de bu tebrikten payına düşeni alacak.
Gelgelelim, hepimizi birleştirmesi gereken böylesi organizasyonlarda bile sürreal bir iş yapıp ayrışmayı başarıyoruz. Önce, popçu Sinan Akçıl’a bir marş bestelettiler. Dinledim. Açıkçası, bir marş olarak değil ama gelgeç bir pop şarkısı fena bulmadığımı ifade edeyim -Narin ise dinletmeye çalıştığımda tahammül edemedi. Ama bu marşımsı şarkı pek tutmayınca başka denemeler de yapılmış.
Milli Takım’ın resmi sosyal medya hesabından -benim yaşıtlarım için sosyal medya girmesi ve anlaması kolay bir mecra değil ama bu çağda kurumların iletişimi için hayati önemi haiz- bir paylaşım yapılmış. Marşın adı, “Siz Hepiniz, Biz Türkiye”. Buradaki “sizli-bizli” meselenin evvela Türkiye Milli Takımı için bir propaganda olduğunu düşünüyorsunuz, e bu da şaşırtıcı değil, Norveçliler nasıl ki Viking olarak geliyorlar ya da başka ülkeler kendi tarihlerindeki savaşçılık kesitlerinden bazı numuneler gösteriyorlarsa Türkiye’nin de böyle bir slogan tutturması “zenofobi” addedilemez. Ama resmi hesabın marşı paylaşılırken yazdığı üç cümleden ikisi işin pek de öyle olmadığını gösteriyor. Şöyle yazmışlar resmi hesaptan: “A Milli Takımımız için, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda, AK Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı tarafından hazırlanan ‘Siz Hepiniz, Biz Türkiye’ marşı sizlerle. (…) Bu kıymetli eser için başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere Ak Parti Tanıtım ve Medya Başkanlığı’na, katkı sunan, emeği geçen herkese teşekkür ederiz.”
Şu paylaşımdaki rezilliği, utanmazlığı, bölücülüğü görüyor musunuz? Buna nasıl cüret ederler, anlamak mümkün değil. Düşünün, ilk cümlede “AK” yazarken, son cümleden “Ak” yazmışlar. Yahu bu resmi hesap, bakkalın veresiye defteri değil, böyle fahiş hata mı olur? Ne yapmak, nereye varmak istiyorlar? Hedef ne? Yine milli birlik ve beraberliğimize kasteden bir düşman saldırısı mı? Ayrıca, “Ak” yazarak neyi küçültmek istiyorlar? Milli Takım bu işin neresinde? Federasyon neden sessiz? Yani, oradaki “K”, “kalkınma”yı temsil ettiğine göre, bu ülkenin kalkınmadığı mı gösterilmek isteniyor? Amaç ne burada? Yine mi bir operasyon çekiliyor? Kim var bunun arkasında? FETÖ’nün işi mi? İsrail mi? Artık CHP olmayacağına göre, Özgür Özel mi? Enflasyondu, gelir bölüşümüydü, iş cinayetlerinde senelerdir her gün güvencesiz çalışan altı işçinin ölmesiydi, yetersiz büyümeydi… Bir marş kisvesi altında bunları mı ortalığa saçmak istiyorlar yoksa?
Türkiye’ye yeni bir operasyon hazırlığı var, yarın kâğıt üstünde kazanmamız gereken maçı olur da kaybedersek sorumlusu bu tezgâhı kuranlardır.
Mehmet Akif Koç’a not: İran’a dair her bir şeyi biliyorsun maşallah. Herhalde ligi ve oyuncuları da takip ediyorsundur. Bu konuyla ilgili günde 18 televizyon programına çıktığına göre, bir programı da bu konuya ayırırsan istifade ederiz.
Murat Aksoy hakkında okura not: Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Aksoy, benim burada yazmam için epey diller döktüydü -sıkıysa yalanlasın. Şimdilerdeyse ne bayramda arıyor ne hastalıkta soruyor. Bu yazıyı Avustralya maçından önce gönderiyorum. Bakalım, zamanında mı verecek, yoksa bana gösterilen bu “mobbing” devam mı edecek? (Bence ikincisi olacak.)

