Faşizm hangi alanlarda korku salar genellikle?
Kadın haklarında, toplumsal cinsiyet konularında, en genelinde insan haklarında, yaşam tercihlerinde, ifade özgürlüğünde, işgücü piyasalarında ve benzer konularda.
Almanya’nın Dessau kentinde (eski Doğu Almanya’da bir kent) aşırı sağcı AfD, “Almanya için Alternatif”(!) partisi 2024 seçimlerinden birinci parti olarak çıkıyor, iki sene sonra da bölgesel seçimlerde çoğunluğa çok yaklaşıyor.
Yukarıdaki cümlede kullandığım “aşırı sağ” kavramını aslında hiç sevmiyorum, aşırı sağ, aşırı sol bana anlamsız gelen kavramlar, aşırılık neye, kime göre?
Bu aşırı sağ, aşırı sol kavramları yerine daha spesifik kelimeler üretilmeli; aşırı sağ anayasal sınırlar dışı anlamına kullanılıyor olabilir, bu mantıklı olabilir (???) ama bu partilerin yaklaşık tümü Avrupa’da siyasi yelpazenin bir yerindeler, yani demek ki sistem bu partileri anayasa dışı görmüyor.
Aşırı sağ, aşırı sol kavramları yasal siyasi yelpazenin en uçları anlamına geliyorsa da muhtemelen, “aşırı” sözcüğü oturmuyor bu kavramlar için.
13 Haziran Cumartesi, 2026 tarihli Le Monde gazetesinde okuduğumda tüylerimi diken diken eden bir haber vardı.
Haberin başlığı şu: Almanya’da Bauhaus okulu aşırı sağın hedefi.
Haber hemen ilgimi çekti çünkü yüksek mimar-mühendis bir aile büyüğümle, kayınpederimle seneler boyu büyük keyifle beraber olduğumuz rakı sofralarında bana, mimari bilgisi sıfır olan damadına Bauhaus okulunu hep sabırla ve Bauhaus okulunu çok beğenerek anlatagelmiştir.
Doğrudan Bauhaus okulu mensubu olmasa dahi Bauhaus’cularla çok çalışmış, bu okula mimari sempati duyan Alman Profesör Bruno Taut 1936’da üniversite reformu çerçevesinde davet alarak İstanbul’a geliyor, iki sene Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) mimarlık dersleri veriyor, 1938’de İstanbul’da vefat ediyor ve Edirnekapı mezarlığına defnediliyor.
Bruno Taut da İstanbul Üniversitesi’ne, İstanbul Teknik Üniversitesine gelen çok sayıda “Boğaziçi’ne sığınanlar”dan biri.
“Boğaziçi’ne sığınanlar”, Boğaziçi’ne sığınan çok önemli bir maliye profesörü (İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi) Fritz Neumark’ın 1933 sonrası İstanbul’a yerleşen alman profesörleri anlattığı bir kitaptır.
Gelelim Bauhaus okuluna.
Bauhaus mimari okulu, dünden beri okuyorum, binaları, evleri, tavanları, koridorları, eşyaları, mobilyaları tümüyle insan boyutlarıyla üretmeye yönelik bir mimari akım ve bu felsefi duruşuyla eski Yunan düşünürü Protagoras’tan (İÖ 5. Yüzyıl) ve Protagoras’ın ünlü deyişi, “İnsan her şeyin ölçüsüdür” den esinlenmiş bir okul, Birinci Dünya Harbinden sonra ortaya çıkmış.
Nazilerin yüceltmeye çalıştığı mimari anlayış ise yüce devlet karşısında insanın adeta bir hiç olduğu anlayışı; dini mimari konusunda bir ölçüde, o da sadece bir ölçüde anlaşılabilir olan bu anlayışın sivil mimari için ve naziler için ne anlama geldiği ortada.
Sivil mimaride bu insan boyutlarını hiç hesaba katmayan mimari anlayış geleneksel alman mimari anlayışında zaten yerleşik bir durum, nazilerle birlikte tam anlamıyla tavan yapıyor.
Nazi mimari anlayışının insani boyutları temel alan Bauhaus ekolünü sildiğini söylemeye bile gerek yok, bu okulun mimarları, tasarımcıları dünyanın dört yanına dağılıyorlar
1930’larda sonra Almanya’da neler yaşandığı ortada, çok şükür mağlup oldular.
Ancak, 2020’ler Almanya’sında ve Avrupa’nın hatta dünyanın başka yerlerinde bu marazi anlayışın tekrar hortlamaya başladığını görmek de çok üzücü, çok düşündürücü.
Örneğin Almanya’nın Dessau kentinde yerel meclislerde faşizan fırtınalar estirten AfD siyasi hareketi savaş sonrası tekrar toparlanan Bauhaus mimari anlayışına nazilerden 90 sene sonra tekrar savaş açmış durumda.
Görüldüğü gibi faşizm sadece temel haklarla, insani davranışlarla kavgalı değil mimari ile de dövüşmek istiyor, 21. Yüzyılda dünya, Avrupa buraya nasıl geldi, çok düşündürücü.
Bugün siz Yeni Arayış okurlarına mimarlıktan hiç anlamayan bir iktisatçı olarak ama mimari bir konuyu temel alan bir yazı sunuyorum, hadsizliğim için affola.

