7 Haziran’da Erivan’da sandıklar kapandığında, seçim gecesinin tablosu pek de şaşırtıcı değildi. Nikol Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi, yaklaşık yüzde 60 katılımın gerçekleştiği parlamento seçimlerinde birinci parti olarak çıktı. Koçaryan ittifakı ve Karapetyan’ın hareketi sandıktan pay aldı, lakin yetecek kadar değil. Paşinyan üçüncü kez kazandı; üstelik üzerinde yoğun bir baskı döneminin ardından.
Bu zafer kâğıt üzerinde net görünüyor. Halbuki Ermenistan’ın içinde bulunduğu coğrafyaya bakıldığında, seçim sonucunun arkasındaki gerçek soruların hiçbiri yanıt bulmadı. Karabağ meselesi kapandı, yüz binlerce Ermeni yerinden oldu, Rusya ile ittifak fiilen çözüldü, Batı ise güzel vaatler verirken elle tutulur güvenceler konusunda mesafeli kaldı. Paşinyan ülkeyi yönetmeye devam edecek; peki hangi Ermenistan’ı?
Seçim sonuçları bazen bir ülkenin nereye gittiğinden çok, ne kadar dar bir alanda hareket ettiğini gösterir. Bu seçim de biraz öyle.
Moskova’dan Uzaklaşmak: Gerçek mi, Retorik mi?
Paşinyan’ın son iki yılda Rusya’ya mesafe koyduğu bir gerçek. Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ndeki üyeliğini fiilen dondurdu, Rus askeri tatbikatlarına katılmayı kesti, Moskova’nın tutumuna açıkça kızgınlığını dile getirdi. Bunlar küçük adımlar değil. Sovyet sonrası coğrafyada Rusya’nın nüfuz alanından bu ölçüde uzaklaşmak ciddi bedeller gerektiriyor.
Ne var ki “Rusya’dan uzaklaşmak” ile “Batı’ya entegrasyon” arasındaki mesafe, söylemlerde göründüğünden çok daha uzun. Ermenistan ekonomisi Rusya bağımlılığından henüz kurtulmuş sayılmaz; zira ülkenin enerji altyapısı, önemli ticaret rotaları ve işgücü transferleri hâlâ Moskova’nın gölgesinde işliyor. Rusya’ya kızan ama ondan tam kopamayan bir ülke portresi çizilebilir yani rahatlıkla. Bu durum Paşinyan’ın isteksizliğinden ziyade yapısal bağımlılıktan kaynaklanıyor; bu ayrımı gözden kaçırmamak gerekiyor.
Seçim kampanyasında “Avrupa entegrasyonu” vaadi öne çıktı. Seçmenin önemli bir kısmı bu vaat için sandığa gitti. Ancak Avrupa’nın Ermenistan’a ne sunduğu ne sunabileceği sorusu havada asılı duruyor ve bu sorunun yanıtı Erivan’ın elinde değil.
Batı’nın Sözü ve Güneydoğu Kafkasya’nın Gerçeği
Avrupa Birliği son yıllarda Ermenistan’a yönelik söylemini yumuşattı, mali destek paketleri açıkladı, gözlemci misyonlarını sahaya sürdü. AB-Ermenistan ilişkileri kâğıt üzerinde ilerleme kaydediyor. Halbuki Güney Kafkasya’da gerçek güvenlik garantisi vermek, diplomatik açıklamalardan bambaşka bir şey gerektiriyor.
Ermenistan’ın doğusunda İran var, kuzeyinde Gürcistan, batısında ise Türkiye ve Azerbaycan uzanıyor. Bu coğrafyada Batı’nın askeri varlığı sembolik bile değil; yok denecek kadar az. Paşinyan Batı’ya yaklaştıkça Azerbaycan’ın pazarlık gücü azalmıyor; Ankara-Bakü hattı kendi gündemini kararlılıkla belirlemeyi sürdürüyor. Bu iki ülkenin bölge üzerindeki etkisi sağlam temellere dayanıyor ve bu gerçek, Erivan’ın istekleriyle değişmiyor; değişmeyecek de. Güvenlik boşluğunu kimin dolduracağı sorusu yanıtsız kaldıkça, Avrupa yönelimi seçmenin duygusal tercihinden öteye geçemiyor.
Ermenistan-Azerbaycan barış sürecinin de seçim sonrasına taşınan gündem maddeleri var. Sınır çizimi, kalıcı barış anlaşması, açılacak koridorlar meselesi henüz netleşmedi. Paşinyan’ın seçim zaferi bu dosyayı çözüme yaklaştırmıyor; en azından müzakere masasında aynı muhatap kalıyor ve bu da bir istikrar unsuru sayılabilir. Azerbaycan’ın tutumu ise son derece tutarlı: müzakere kapısını açık tutmak ama kendi koşullarını net biçimde ortada bırakmak.
İçeride Kim Kime Karşı?
Koçaryan ve Karapetyan’ın sandıktan aldığı pay küçümsenmemeli. Bu iki isim Ermeni siyasetinin “eski düzen” figürleri olarak görülüyor; Moskova’ya yakın, geleneksel güvenlik anlayışına bağlı bir çizgi. Seçmenin bu isimlere verdiği oy yalnızca Paşinyan karşıtlığı değil aynı zamanda hızlı dönüşümün yarattığı kaygının yansıması niteliğinde.
Ermenistan’da Karabağ travması toplumsal hafızada taze. Paşinyan Ermenistan için bu süreci yönetemeyen lider olarak tarihe geçecek gibi görünüyor; bu gerçek. Seçim zaferi bu ağır yükü ortadan kaldırmıyor, yalnızca toplumun başka bir alternatifte de güvence bulamadığını gösteriyor. “Kötünün iyisi” refleksiyle verilen oylar, yönetme meşruiyetinden çok belirsizlik döneminde istikrar arayışının bir yansıması gibi okunmalı.
Bana kalırsa, bu seçim Ermenistan’ın Batı mı Rusya mı sorusunu çözmedi. Toplumun geniş bir kesimi ikisinden de tam anlamıyla emin değil. Paşinyan’ın görevi, bu belirsizliği yönetmek; söylemde Batılı, pratikte pragmatik ve hayatta kalma konusunda realist bir denge tutturmak. Bu çok kolay bir denge değil; kırılgan bir coğrafyada her adım hesap ister.
Ermenistan’ın Önündeki Yol Seçimden Sonra Başlıyor
Küçük devletler için seçim günü siyasetin en kolay günü olabilir. Gerçek güçlük sabah kalktıktan sonra başlıyor. Ermenistan nüfusu yaklaşık 2,8 milyon, ekonomisi kırılgan, jeopolitik konumu ağır. Bu ülkenin büyük güçlerle tam boy kapışma lüksü yok; ince bir hat üzerinde yürüyüşünü sürdürmek zorunda.
Paşinyan’ın önündeki aylarda en hayati dosya Azerbaycan ile kalıcı barış anlaşmasını imzalayıp imzalamayacağı. Anlaşma olursa, Ermenistan için yeni bir sayfa açılabilir; ekonomik açılım, sınır güvenliği, belki bir iç normalleşme. Olmazsa, belirsizlik uzar ve Moskova bu belirsizlikten beslenmeyi sürdürür. İkinci dosya ise AB ilişkisinin gerçek içerik kazanıp kazanmayacağı. Zira bir Gürcistan vakası gibi umutla başlayıp hayal kırıklığıyla biten bir yolda ilerlemek Erivan için siyasi olarak pahalıya patlar.
Azerbaycan ve Türkiye’nin bu süreçte ne yapacağı sorusu da tablonun ayrılmaz bir parçası. Bakü, barış anlaşmasını mümkün olan en sağlam zemine oturtmak istiyor ve bu tutum bölgesel istikrar açısından belirleyici bir etken olmayı sürdürüyor. Ankara ise Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesinde adım adım ilerleyen bir tutum sergiliyor; bu süreç Ermenistan’ın Batı yönelimini hem zorlaştıran hem de paradoks biçimde kolaylaştıran bir etken olarak işlev görüyor.
Ermenistan’ın 2027’ye taşıyacağı resim şu olacak büyük ihtimalle: Paşinyan Batı’ya doğru söylemini güçlendirmiş, ancak Rusya ile fiilî bağlar tam kopmamış, Azerbaycan ile kâğıt üzerinde barış imzalanmış ama sınır köylerinde hassasiyetler dinmemiş, Avrupa ise iyi ilişkiler kurmuş ama güvenlik garantisi vermekten kaçınmış bir Ermenistan. Bu tablo sadece bir ülkenin değil küçük devletlerin büyük güçler arasında var olmaya çalışırken yaşadığı durumun özeti.

