Son üç yıl içinde burada yazdığım farklı yazılarda Cumhur İttifakı’nın otoriter zihniyete dayandığını ve temelde tekçi yapıyı hedeflediğini ifade ettim. Ve bu tekçi yapının arkasında ise ideolojik olarak güçlü bir devlet pratiğinin olduğunu da.
Dahası bu devletin kendini, Cumhur İttifakı üzerinden dönüştürdüğünü ve bu dönüşümün yasal formunun ise yeni anayasa ile tamamlanacağını yazdım.
TOPLUMUN BİLMEDİĞİ BİTMEYEN TEHDİTLER
Bu topraklarda Osmanlı’dan bu yana güçlü olan devlet geleneği var. Ve bu gelenek her dönem “dış tehdit” söylemi ile kendini toplumdan uzak tutmuş ve bunu da çoğunlukla “devlet sırrı” kavramı üzerinden sağlanmıştır.
Bu devlet için siyaset ancak kendi kontrolünde olduğu sürece tehlikesizdir. Bu yüzden bu alana toplumsal talepler kolayca girmez. Devlet toplumu, toplumsal talepleri tehlikeli görür. İçerdeki iktidarını korumak için her dönem farklı toplumsal kesimler, kimliklerle koalisyonlar kurarak ideolojik öz ve varlığını sürdürür.
Düşünün ki devlet bugün 30 yıl önce tehlikeli gördüğü muhafazakâr siyasal hareket ve ortağı MHP üzerinden kendini yeniden inşa ediyor.
Bugün karşımızda Cumhur İttifakı olarak duran AK Parti-MHP ortaklığı Nisan-Mayıs 2015’te temeli atılmış ideolojik bir ortaklıktır. Devlet kendini toplumdan korumak için MHP üzerinden AK Parti ile uzlaşmıştır. Kuşkusuz bu pazarlığa dayanmış ve taraflar uzlaşmıştır. 2017 Anayasa değişikliği ile 2018’de hayata geçen yeni siyasal sistem ile Erdoğan, kendini AK Parti’den kurumsal olarak da özgürleştirmiştir.
Devletin kendini dönüştürmesi ifade ettiğim kadar basit değil kuşkusuz. Bu dönüşüm Cumhuriyetin ilk yıllardan farklı olarak farklı bir kimlik üzerinden ama aynı zihniyete dayanmaktadır.
Buna göre makbul vatandaşlık tanımı gibi o makbul vatandaşlığı benimsemiş kişi, kurum ve siyasi partilerin girebildiği yeni bir kamusal alan inşa edilme sürecindeyiz bugün.
Devlet bir kez daha sıradan vatandaş olan bizlerin bilmediği, anlayamayacağımız; muhalif siyasi partilere anlatma ve ikna edilme gereği duymadığı “dış tehdit/ler” üzerinden “kendini koruma” amacıyla adımlar atıyor.
Terörsüz Türkiye hedefi de bunun parçası, CHP’nin yaşadıkları da.
İktidar/devlet bloku kendi dönüşümünü yavaşlatacak, bu dönüşüme itiraz edecek siyasal özneleri, toplumsal talepleri siyasete taşıyan parti ve siyasetçileri pasifize ediyor. Bugün CHP’nin yaşadıkları bu yaklaşımın sonuçlarıdır.
Hem yerelde hem merkezi olarak siyasi felce maruz bırakılan CHP, toplumu siyasete taşıyan parti olduğu için tüm bunları yaşıyor.
Nitekim 2022’den bu yana devlet/iktidar bloku “yerli ve milli” muhalefet kavramı üzerinden CHP, bu oluşturmak istenen siyasal alana sıkıştırılmak isteniyor. 31 Mart yerel seçimlerinde elde ettiği başarı ile Türkiye’nin 1. partisi olan CHP, toplumsal temsil ve sağladığı toplumsal mobilizasyon ile devletin kendini dönüştürme sürecinde bir engel olarak algılandı ve adım adım siyaseten etkisizleştirme dönemine girildi.
Özetle devlet bir kez daha siyasetsiz ve toplumsuz kendini dönüştürüyor. Ve siyaseti de, toplumu da kendi dönüşümüne uygun olarak dönüştürmeyi hedefliyor.
İKNA ETME ÇABASI NEDEN YOK?
Bugün bütün bu yaşananları izliyoruz. Türkiye’nin içinde olduğumuz dönemde ulus-devlet olarak risklerini, fırsatlarını, tehditleri vs. vatandaş olarak takip edebiliyor, kendimizce değerlendirme yapabiliyoruz.
Devlet sahip olduğu imkan ve kapasite gereği biz sıradan vatandaşlardan çok daha fazlasını bildiğine şüphe yok.
Peki devlet ve bu devleti siyaseten sahiplenen siyasi partilerin sahip olduğu bilgilerden hareketle karşı karşıya olduğumuz tehditleri, biz sıradan vatandaşlara değil de, toplumu kamusal alanda temsil eden siyasi partilere, onların liderlerine neden anlatmıyor.
Meclis bunun için var değil mi?
Meclis’in gerektiğinde kapalı toplantı yapabilmesi böyle durumlar için değil mi?
Bu soruların cevapları kuşkusuz “evet” ama böyle bir ihtiyaç hissetmiyorlar.
Neden?
Çünkü toplumu, toplumsal talepleri hayal ettikleri dönüşüme bir engel olarak görüyorlar.
Bu yüzden toplumu ikna etmeyi değil, toplumsal mühendislikle dönüştürmeye çalışıyorlar. Bunun olmadığı noktada ise baskı ile rıza üretmeye çalışıyorlar.
“YERLİ VE MİLLİ” CHP
Bugün CHP yönetiminin mutlak butlan kararı ile değişmesi ve yeniden Genel Başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıklama ve konuşmalarında kendine yer bulan kimi kavramlar; kendisinin yukarıda bahsettiğim devletin dönüşümüne siyasi itirazı olmayan hatta onun parçası olan bir yaklaşımı ifade eder nitelikte.
Bu noktada kendisinin geçmişte gururla andığı 27.5 yıllık devlet deneyimi bu konjonktürde daha anlamlı geliyor.
Gelinen bu noktada konu CHP’nin arınması değil, CHP’nin Kılıçdaroğlu üzerinden yerli ve milli muhalefete yani devletçi çizgiye, iktidar blokuna eklemlenmesidir.
Kılıçdaroğlu’nun, Genel Merkez’de yaptığı grup toplantısında; “Osmanlı'nın topraklarına bakın. Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada kendi kişiliğini geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil, büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı” ifadesi, Erdoğan’ın yıllardır ifade ettiği söylemle de, Bahçeli’nin güvenlik söylemi ile uyumludur.
Bu açıdan Kılıçdaroğlu’nun yeniden Genel Başkan olması, devletin CHP’yi çekmek istediği yerli ve milli muhalefete eklemlemesi, siyasetsiz siyaseti sahiplenmesidir ki, şu an itibariyle görünen bunda başarılı olduğudur.
İçinde olduğumuz dönem, devletin siyasetsiz, toplumsuz bir yeniden kuruluş hikayesinin tekrarıdır. Üst kimliği “laik/Türk”ten “Sünni/Türk”e dönüşmüş yani aynı otoriter zihniyete dayanan, tek parti siyasal pratiğinin farklı bir kültürel kimlikle yeniden kuruluşu ve tekrarıdır.
Eğer CHP siyaseti bu çizgide devam ederse, Özel ve ekibin de; onları destekleyen toplumsal kesimlerin de bu CHP’de aktif siyaset yapması ya da bu CHP’yi desteklemesi ne kadar mümkün o tartışılır.
Umarım Kılıçdaroğlu’nın yerli ve milli muhalefetin dışına çıkma cesareti gösterebilir.
Son olarak, Kılıçdaroğlu gerçekten 38. Olağan Kurultay’da kendisine haksızlık yapılmış olduğuna, CHP’nin arınması gerekliliğine, partinin pavyon masalarından kurtulması gerekliliğine vs. samimi olarak inanmış olabilir; ama bunların hiçbiri partinin şu an içine düştüğü durumu meşrulaştırmaz.
Başka bir çözüm hep mümkündü ve bence hala mümkün ama buna yanaşılmıyor yazık.
Sonuç olarak Kılıçdaroğlu’nun partiyi temizleme önceliği, toplumun, milletin ve siyasetin kaybetmesine yarıyor.
Odak Noktası 84 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar

