Barcelona futbol takımının çok bilinen sloganıdır: Mes que un club (Bir kulüpten daha fazlası). Gerçekten de Barcelona, özellikle Franco döneminde Katalan kimliği ve dili üzerindeki baskıların sonucunda bunlara karşı direnişin simgesi oldu. Bunun sonucunda da kulüp sadece bir futbol takımı olmasının ötesine geçerek bir halkın, kimliğin ve dilin sembolü haline geldi. Bugün benzer diğer kulüpler (Athletic Bilbao, Celtic F.C. vb.) gibi yalnızca bir futbol takımı olarak görülmüyor, bununla beraber -belki daha fazla- bir anlamın, bir değerin taşıyıcısı olarak görülüyor.

Barcelona Stadı (Camp Nou)
Bugünlerde Barcelona ile benzer olup olmadığı tartışılan bir takım daha var: Amedspor. Doğaldır ki sportif olarak karşılaştırılması çok mümkün değil. Ancak özellikle kimlik, halkın sahiplenmesi ve değerler konusunda bir benzerlik olup olmadığı sıklıkla konuşuluyor. Ben de bugün biraz bu konu üzerinde durmak istiyorum.
Amed Sportif Faaliyetler Kulübü Derneği, yani kısaca bilindiği şekliyle Amedspor, aslında Diyarbakır’ın çeşitli futbol takımlarından yalnızca birisi. Şehrin daha eski takımı olan Diyarbakırspor, 1968 yılında kuruldu ve sonuncusu 2009-2010 sezonu olmak üzere çeşitli defalar Süper Lig’de yer aldı. Renkleri yeşil – beyaz olan takım, şu anda 3. ligde mücadele ediyor.
Buna karşın bugünlerde daha popüler olan Amedspor ise 1990 yılında kuruldu. Diyarbakır Büyükşehir Belediyespor olarak kurulan kulüp, 2014 yılında yapılan kongrede “Amedspor” adını aldı. Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), aynı isimde başka bir takım olduğu gerekçesiyle bu adı kabul etmedi. Bunun üzerine kulübün resmi adı Amed Sportif Faaliyetler Kulübü olarak değiştirildi ve TFF tarafından onaylandı. Amedspor, adını Diyarbakır’ın tarihi isimlerinden birisi olan ve geçmişi M.Ö. 1300’lü yıllara dayanan Süryanice/Kürtçe “Amed” kelimesinden alıyor. Renkleri yeşil-kırmızı-beyaz olan takım, önümüzdeki yıl ilk defa en üst lig olan Süper Lig’de top koşturacak. Bu arada kulübün erkek futbol takımının yanında kadın futbol takımı Kadınlar Süper Ligi, tekerlekli sandalye basketbol takımı ise Tekerlekli Sandalye Basketbol 1. Lig’inde mücadele ediyor.
Amedspor’un başarısını özel kılan ne?
Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de futbol liglerinde her yıl çeşitli takımlar ligden düşerken yerlerine başka çeşitli takımlar geliyorlar. Bu anlamda zaman zaman bazı takımların (yeni kurulmuş bir takım ya da bir ilçe takımı vb. gibi) sürpriz yaparak üste liglere yükseldiğine tanık olabiliyoruz. Bu da doğal olarak bir heyecan yaratıyor. Bu anlamda Amedspor için de benzer bir durum olduğu söylenebilir. Ancak Amedspor örneğini daha ilginç hale getiren ve toplumda bu kadar etki yaratmasına neden olan şey nedir dersek, yıllardır gördüğü muamele ve ona karşı yapılmış olan haksızlıklardır diyebiliriz, sanırım.
Aslında bizim gibi şiddetin yaşamın sıklıkla içinde olduğu, diğer taraftan hak ve hukuk gibi kavramların yeterince hayata geçmediği toplumlarda herkesin, her takımın başına her türlü şey gelebiliyor. Ancak yine de gördüğümüz kadarıyla Amedspor’a yapılanları sıradan haksızlık ve hukuksuzluk kavramlarıyla açıklamak yeterli olmuyor. Çok daha başka türlü bir muameleden, çok daha farklı bir kavramlaştırmadan söz etmemiz gerekiyor sanırım. Üst lige çıkmasının yarattığı etkinin, yankının büyüklüğü de biraz bunu gösteriyor sanki.
Amedspor’un maruz kaldığı hak ihlallerine ilişkin rapor
Kürt Çalışmaları Merkezi, Amedspor’a olan yaklaşımla ve yıllar boyunca kulübün karşı karşıya kaldığı haksızlıklarla ilgili 2024 yılında bir rapor yayımladı. Bu raporda (“Amedspor’un Maruz Kaldığı Hak İhlallerinin Sporda Irk Ayrımcılığı Bağlamında İzlenmesi Raporu”) o tarihe kadar kulübe, yöneticilerine, futbolcularına ve taraftarlarına yönelik kötü muamelelere ilişkin tespitler bulunuyor. Raporda yapılan haksızlıklar ve saldırılar şu başlıklar altında özetlenmiş:
- Amedspor ismine ve renklerine yönelik baskılar: Rapora göre 2014 yılında kulüp ismini Amedspor olarak değiştirip renklerini de sarı-kırmızı-yeşil olarak belirliyor. Buna karşın TFF, “Eğer bu renkler olursa isminizi de kabul etmeyiz ve ligden ihraca kadar götürebiliriz.” diyerek renklerin değişmesini istiyor. Bunun sonucunda kulüp yönetimi “Sarıyı çıkartıp yerine beyazı koymak durumunda kaldık.” diyor. Böylece isim Amed Sportif Faaliyetler olarak kalıyor ancak renkleri yeşil-kırmızı-beyaz olarak devam ediyor.
- Siyasilerin hedef göstermeleri: Raporda iktidar ve bazı muhalefet liderlerinin “Adam çıkmış Amed diyor. Amed ne ya?”, “Kandil, ‘Amedspor’a destek verin’ diye açık açık talimat gönderdi.”, “Bize göre Amed diye bir yer yoktur, Amedspor’dan da bahsedilemeyecektir. Bursaspor taraftarlarını buradan selamlıyorum, milli duruşlarından dolayı tebrik ediyorum.”, “Size söz veriyorum. Türkiye’de liglerde Amedspor diye bir takım olmayacak. Diyarbakırspor ligde yerini alır ama Amedspor’a müsaade etmeyeceğiz.” gibi ifadelerle Amedspor’u hedef gösterdiği belirtiliyor.
- Basının tavrı: Raporda örnek olarak Amedspor’un 31 Ocak 2016’da Bursaspor ile oynadığı maçın naklen yayınını gerçekleştiren A Haber’in spikerinin, maç boyunca “Amedspor” ismini kullanmak yerine takımdan bahsederken “onlar” ifadesini tercih ettiği belirtiliyor.
- Para cezaları, seyircisiz oynama cezaları ve deplasman yasakları: Raporda TFF’nin taraftar olayları ve benzeri gerekçelerle kulübe sürekli para cezaları verdiği belirtiliyor. Örneğin TFF tarafından onaylanan forma reklamında sponsor Tezgel firmasının Kürtçe "Koma me bona we" (“Grubumuz sizin için”) sloganı gerekçe gösterilerek kulübe çeşitli defalar para cezası verildiğini basından biliyoruz. Ayrıca 31 Ocak 2016 tarihinden başlayarak 2024 yılına kadar toplam sekiz yıl (birkaç istisna dışında) deplasman maçlarında taraftardan yoksun olarak sahaya çıktığının, bunun 2024 sonrasında da zaman zaman devam ettiğinin altı çiziliyor.
- Fiziksel saldırılar: Raporda örnek olarak Bursaspor'u deplasmanda yenen Amedspor'un galibiyetini kutlamak isteyenlere polis müdahalesi, Ankaragücü maçında protokoldeki Amedspor yöneticilerinin linç edilmesi, Fenerbahçe maçı sonrası polis saldırısı, Mersin İdmanyurdu maçında sahaya giren taraftarların Amedsporlu futbolculara saldırması gibi olaylar yer alıyor. Özellikle Ankaragücü maçındaki linç girişiminin ve bu saldırıda bir yöneticinin kafa üstü tribünden atılması olayının görüntülerinin Youtube’da bulunduğu belirtiliyor.
- Siyasi saiklerle verilen cezalar: Raporda Amedspor'un taraftarının ırkçılık karşıtı tezahüratta bulunması, futbolcuların "Çocuklar ölmesin, maça gelsin" pankartı açması ve galibiyet sebebiyle zafer işareti yapması gibi nedenlerle cezalar verildiği belirtiliyor. Ayrıca TFF’nin 2016 yılında Amedspor'a “ideolojik propaganda” sebebiyle puan silme cezası vermesi sonucu takımın play-off mücadelesinden elenmesine sebep olduğu ifade ediliyor.
- Futbolcu Deniz Naki’ye saldırılar: Raporda Kürt ve Alevi kimliği nedeniyle futbolcu Deniz Naki’nin çeşitli saldırılara maruz kaldığı, Facebook paylaşımları vb. nedeniyle önce 12 maç daha sonra da Türkiye’de ömür boyu futbol oynamaktan men edildiği ve beş yıl hapis cezasıyla dava açıldığı belirtiliyor.
- Ekonomik ayrımcılık: Raporda takımın, kamu bürokrasisi ve siyasetçiler tarafından hedef gösterildiği için sponsor, forma reklamı vb. bulmakta zorlandığı belirtiliyor. Örneğin Türkiye’de futbol kulüplerinin SMS yoluyla mali destek toplaması genel bir kaynak yaratma yöntemi iken Amedspor’a böyle bir kampanya için izin verilmediği ifade ediliyor. Yine Süper Toto Teşkilat Başkanlığı’nın bütün 2. ve 3. lig kulüplerine reklam adı altında para ödediği ancak bu paranın Amedspor’a verilmediği belirtiliyor. Ayrıca takımın futbolculardaki şehre gelme korkusu nedeniyle istediği transferleri yapamadığı gibi noktaların altı çiziliyor.
- Diğer hak ihlalleri: Raporda deplasmanlarda kalınan otellere yönelik saldırılar, ırkçı ve ayrımcı tezahüratlar, nefret söylemleri, 1990’ların karanlık sembolleri (Beyaz Toros, Yeşil vb.) üzerinden tehditler, bazı emniyet görevlilerinin olumsuz tutumları, taraftarlara ilişkin hukuki yaptırımlardan söz ediliyor. Örneğin “Gittiğimiz maçlara o takımların taraftarları fazla gelmezler. Ülkü ocakları, Osmanlı ocakları olsun bunlar toplanırlar, sanki Türkiye’nin dışından başka bir milli takım geliyormuş gibi bayrakları dağıtırlar, o şekilde maçlara gelirler.” deniyor. Yine “Bir Sivas deplasmanı var, önceki sene stat çıkışında takım flamamızın indirilip yakıldığı, bütün bir Sivas şehrinin Amedspor’a otel vermediği, zor bela bulunan otele gelen bir yemeğin geri göndertildiği ortamda yapılan bir maç. O maçta güvenlik amacıyla takım otobüsümüz şehrin dışında bir tesiste tutuldu. Çevik kuvvet ekiplerinin otobüslerine futbolcularımız bindirilip götürüldü. O götürme sırasında “Ölürüm Türkiyem” benzeri parçalar çalındı. Ve bu hemen hemen her deplasmanda polisin aracına binildiğinde karşılaşılan bir durum.” ifadeleri yer alıyor.

Genel olarak Kürt siyaseti ve partileri (HADEP, BDP, HDP vd.) üzerinde uzun yıllardır devam eden baskıları (cezaevleri, kayyumlar, kapatma davaları vd.) biliyoruz. Aynı şekilde Kürt vatandaşlarımızın günlük yaşamın içinde başta dil konusu olmak üzere birçok sorundan ve ayrımcı muameleden yakındığını da biliyoruz. Bu açıdan bakıldığında bu saldırılar ile futbol sahalarında Amedspor kulübünün yaşadıkları arasında bir paralellik kurulabilir. Bu anlamda bir yönüyle bu politikaların ve uygulamaların Kürt halkının kaderiyle Amedspor’un kaderini, Kürt halkının hikayesiyle Amedspor’un hikayesini birbirine yaklaştırdığını da söyleyebiliriz. Amedspor devletin geleneksel Kürt politikasına maruz kaldıkça özellikle Kürtlerin (ve hatta bu uygulamalardan rahatsız olan diğer toplumsal kesimlerin) takımın etrafında kenetlendiğini görüyoruz. Bunun içindir ki bugün insanlar bu başarıyı yalnızca sportif bir başarı olarak görmüyor ve çok daha fazla anlam yükleyip çok daha güçlü bir şekilde sahipleniyorlar. Bir anlamda bir kimlik, onur, haysiyet meselesi olarak görüyorlar. Tabii burada onları suçlamak yerine belki şunu sorgulamak gerekir: İnsanların zaten doğuştan getirdikleri hakları, kimlikleri, onurları, haysiyetleri vardır. Böyle olmasına karşın bu insanlar neden bu duyguları yaşayamıyorlar da bunun için bir spor kulübünün etrafında toplanmaya ya da sportif bir başarıya ihtiyaç duyuyorlar?
Amedspor’un üst lige yükselmesi, bugün sadece Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde değil, tüm Türkiye’de ve hatta yurtdışında birçok ülkede çok sayıda insan için büyük bir mutluluk ve coşku kaynağı oldu. (Benim gördüğüm kadarıyla Galatasaray’ın kutlaması ile birlikte en coşkulu kutlama Amedspor tarafında gerçekleşti.) Bunca yıldır bu baskılar ve haksızlıklar yaşanmamış olsaydı yine aynı şekilde bir sevince ve coşkuya yol açar mıydı, çok emin değilim.
Amedspor-Barcelona, Türkiye-İspanya
Geçtiğimiz hafta Barcelona, İspanya liginde, hem de ezeli rakibi Real Madrid’i yendiği maçın sonunda şampiyonluğunu ilan etti. Maçtan saatler önce babasının vefat haberini alan Barcelona teknik direktörü Hansi Flick, takımının başında sahaya çıktı ve takımı maçı kazanarak şampiyon oldu. Ardından kutlamalarda Hansi Flick, bir konuşma yaptı. Başta futbolcular ve taraftarlar olmak üzere herkese teşekkür etti ve sözlerini şu şekilde bitirdi: “Visca Barça, Visca Catalunya!” (“Yaşasın Barça, Yaşasın Katalonya!”)
Bildiğimiz gibi bir parlamentosu olmasına karşın Katalonya bir ülke değil, İspanya devleti içerisinde bir bölge. Flick de “Yaşasın Katalonya!” diyerek bölücülük yapmış olmadı. Bu ifadesi de herhangi bir tepki almadığı gibi milyonlarca insanı mutlu etti.

Benzer bir durum, Amedspor’un Süper Lig’e çıkışının ardından ülkemizde yaşandı. Ahmet Türk’ün çok benzer bir ifadesi, belirli milliyetçi çevreler tarafından tepkiyle karşılandı. Nihayetinde iki ülkede de neredeyse aynı ifadeler kullanıldı. Ama birisinde hiç haber bile olmadı, diğerinde ise bambaşka bir şekilde karşılandı. Şunu söylemeye çalışıyorum: Artık toplum olarak, ülke olarak, vatandaşlar olarak biraz rahat olalım. Biraz hakkımız, hukukumuz, özgürlüğümüz olsun. Her bir kelimeden, her bir cümleden korkmayalım. Bir kelimeyle devletin yıkılacağı, bir cümleyle ülkenin bölüneceği korkusundan vaz geçelim. Bizden olmayan, bizim gibi düşünmeyen herkes düşmandır algısını terk edelim. Şimdiye kadar hep tersini denedik. Geldiğimiz noktada kaçımız mutlu olduk? Biraz da insanların rahat, özgür, mutlu, huzurlu olduğu bir ülke, toplum olmayı deneyelim. Belki bu daha iyidir, belli mi olur?
Sonuç
Amedspor üst lige çıktıktan sonra birçok siyasetçi ve kulüp kutlama mesajı yayınladılar. Genel olarak ülkede olumlu bir hava esti. Buna karşın bazı kulüpler kutlamadılar. Bazı kulüpler de önce kutlayıp sonra “taraftar tepkisi” nedeniyle kutlama mesajlarını geri çektiler. Bu tür önyargılı davranışlar ve özellikle yukarıdaki raporda yazılanlar da gösteriyor ki devletimizin de halkımızın da (en azından bu rapora konu olan yerlerdeki insanlarımızın bir bölümünün diyelim) Amedspor’a -en azından geçmişte- yeterince saygılı, şefkatli ve adaletli davranmış olduğunu söyleyemiyoruz. Hem devletimizin hem halkımızın ülkemizdeki her bir bireye, her insan topluluğuna, her kulübe hak ettiği şekilde saygılı, adaletli, şefkatli, yardımsever bir şekilde davranması, ülkemizin saygınlığı ve halkımızın mutluluğu için son derece önemlidir.
Amedspor, Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Dernekler Kanunu’na göre kurulmuş ve Türkiye Futbol Federasyonu’na bağlı resmi, tescilli bir kulüptür. Ona terörist bir yapıymış gibi davranmanın bir mantığının olmadığı ortadadır. Her kulüp, dernek ya da insan gibi Amedspor’un bir yöneticisi, futbolcusu ya da taraftarı da yasalara karşı bir suç işlerse o kişi, ilgili yasa doğrultusunda cezalandırılır. Onun dışında Amedspor, Türkiye’deki diğer kulüpler gibi, onlarla eşit haklara sahip bir kulüptür. Aynı şekilde futbolcuları da taraftarları da diğer herkes gibi, eşit haklara sahip, saygın birer vatandaştırlar. Dolayısıyla onlara yönelik ayrımcılık yapmak, önyargıyla bakmak, sürekli suçluymuş gibi davranmak ve kendince cezalandırmaya kalkışmak, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da hiç kimseye hiçbir şey kazandırmaz. Yalnızca, şu ana kadar olduğu gibi her birimize, toplumumuza, ülkemize zarar verir. Onun için artık bu zararlı, olumsuz yaklaşımlardan kurtulup, olması gerektiği gibi saygın, uygar, barışçıl, dostane bir yaklaşımı benimsemenin her birimizi çok daha mutlu edecek, sağduyulu bir yol olduğuna inanıyorum.
Devletimiz ve halkımız Amedspor’a normal, saygılı, medeni, eşit bir şekilde davranırsa Amedspor da diğer herhangi bir şehir, ilçe takımı gibi normal olarak bazen başarılı, bazen başarısız bir şekilde spor hayatına devam edecektir. Buna karşın devletimiz ve halkımız, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Amedspor’a ayrımcılık yapmaya, onu terörist olarak görüp her şekilde cezalandırmaya, haksızlık yapmaya devam ederse o zaman Amedspor, sıradan bir futbol takımı olmaktan çıkıp bir toplumun, bir halkın kimlik arayışı, hak-hukuk-adalet özlemi, haysiyet ve onur sembolü haline gelecektir. Yani Amedspor’un “bir kulüpten daha fazlası” olup olmayacağını, yani yeni bir Barcelona’nın doğup doğmayacağını belirleyecek olan da sanırım ona yönelik bu yaklaşımlar olacaktır.
