“İktidarda kalmak değil, itibarda kalmak önemlidir”
İsmet İnönü
CHP’ye yönelik alınmış mutlak butlan kararının, bir siyasi partinin iç meselesi olmaktan öte ülkemiz demokrasisi açısından büyük bir tehdit olduğunu söyleyebiliriz. DEM’den Zafer’e, TİP’ten İYİ Parti’ye kadar birçok siyasi partinin mutlak butlan kararının karşısında durmasının sebebi de bu. Rıza üretiminde zorlanan iktidarlar zor yoluyla güçlerini sürdürmeye çalışırlar. AKP’nin özellikle 19 Mart Operasyonu ile girdiği yolun bu olduğunu ve 21 Mayıs’ta alınan mutlak butlan kararının bu sürecin bir uzantısını olduğunu unutmamalıyız. Ancak AKP, siyasallaşmış yargı eliyle siyaseti dizayn etmeye çalışırken “muhalefet” içerisinden de birtakım isimleri kullanıyor. Bu yazıda da mutlak butlan kararı sonrası koltuğuna dönen Kemal Kılıçdaroğlu’nun davranışlarını masaya yatıracağız. 2023 seçimleri zamanında muhalif kesimin “halkın umudu” sloganlarıyla karşıladığı Kılıçdaroğlu, bugün aynı kesim tarafından “Hain Kemal” olarak anılıyor. Aynı değişim, iktidar yanlısı medya da geçerli. 2023 seçimlerinde muhalefeti PKK ile irtibatlı göstermeye gayret gösteren ve yayın akışında Kılıçdaroğlu’nun demeçlerine bir hayli az yer veren iktidar yanlısı medya, bugün kendisinin demeçlerini canlı yayınlıyor, Özgür Özel’e karşı onu destekliyor. Bu değişime sebep olan durum, Kılıçdaroğlu’nun 2023 Kurultayında koltuğunu kaybettikten sonra çalışma ofisinde adeta Özel karşıtı bir hareketi sürdürmesi ve özellikle son süreçte daha da belirgin hâle gelecek bir şekilde, amacı için iktidar ile işbirliğine girişmesi oldu. Bu yazı, “dürüst ve temiz” bir siyasetçi olarak tanınan Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidarın planına nasıl ortak olduğunu analiz ederek Kılıçdaroğlu’nun toplumla kurduğu ilişkiyi sorgulayacak ve mevcut sürecin Türkiye için neler hazırladığını tartışacak.
HESAP UZMANI
Genel başkanlığı döneminde siyasallaşmış yargıya karşı Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü” gerçekleştirmiş Kemal Kılıçdaroğlu’nun mevcut süreçte mutlak butlan kararının hukukiliğini tartışmadan kabullenmesi, hatta bu kararın çıkmasında etkili olması ve ayrıca genel başkanlığı döneminde “sakin güç” olarak anılan, kişisel hırsları olmayan bir siyasetçi imajına sahip Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararı öncesi ve sonrası koltuğuna geri dönebilmek için her türlü yola başvurması büyük bir tezat oluşturuyor. Peki bu süreci nasıl anlamlandırabiliriz? Bu noktada kamu tercihi teorisinden yararlanılabileceği kanaatindeyim. 2023 seçimleri öncesi Kemal Kılıçdaroğlu’nun özellikle “Helalleşme” vurgusu üzerinden uzlaşmacı bir siyasi aktör olduğu ve 6’lı Masa’nın Türkiye’deki ideolojik fay hatlarını giderecek bir fırsat olduğu tezleri birçok isim tarafından dillendirildi. “Millet İttifakı’nın sonuç ne olursa olsun cemaatler hâlinde yaşayan bir toplumun ‘millet’ olmasına katkı yapmayı başardığı” (Oğur, 2023), Kılıçdaroğlu’nun hedefi rejim değişikliği olan 6’lı Masa’yı kuran siyasetçi ve seçim sonrasında hedeflenen misyonları yerine getirebilecek bir isim olduğu, adaylığın “sırf daha popüler diye bahse konu misyonu ne ölçüde sahipleneceği belirsiz bir siyasetçiye terk edilemeyeceği” (Gürsel, 2023) görüşleri bu duruma birer örnektir. Kılıçdaroğlu o zamana kadar hırslarından arınmış bir imaj çiziyordu. Ancak bugünden bakıldığında daha net anlaşılacağı üzere, 6’lı Masa kaçınılmaz olarak Kılıçdaroğlu’nun adaylığını zorlayacak bir yapıdaydı.
Bu noktada, Kamu Tercihi Teorisi’ne atıf yapabiliriz. Kamu Tercihi Teorisi’ne göre, siyasetin “kamu yararı” olarak ifade ettiği noktalarda ihtiyatlı davranmak gerekir, zira siyasetçilerin de kendi çıkarları vardır. Lobicilik gibi birçok faktör siyaseti etkileyecektir ve sonuçta toplumdaki belli bir grubun çıkarını gözeten bir faaliyet “kamu yararı” gözetildiği iddiasıyla meşrulaştırılabilir (Butler, 2023). Dolayısıyla, bu bakış açısına göre, toplumun idealist bir bakış açısıyla incelediği politik olaylar aslında siyasetçilerin çıkarları ile doğrudan bağlantılıdır. 6’lı Masa’yı da bu şekilde değerlendirebiliriz. Masadaki güç dağılımı asla dengeli değildi. CHP ve İYİ Parti oy oranları itibariyle toplumun daha geniş bir kesiminden oy alabilirken, masadaki diğer dört partinin oy oranları bir hayli azdı. Hatta Gelecek ve Deva partileri henüz seçim görmemiş, yeni kurulmuşlardı. Oysa 6’lı Masa’da her parti liderinin eşit imza yetkisi vardı ve cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi için oy birliği gerekiyordu. İşte böyle bir atmosferde çok kritik bir adım atıldı.
İyi Parti hariç olmak üzere diğer partiler CHP listelerinden seçime girdiler ve aday olarak Kılıçdaroğlu’nu desteklediler. Seçimlerin Millet İttifakı tarafından kazanılması durumunda, Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olacak, diğer 5 parti liderine ek olarak Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu da cumhurbaşkanı yardımcısı olacaklardı. (İmamoğlu ve Yavaş, Akşener’in itirazı üzerine görevlendirilmişlerdi) Bu aslında tipik bir hesap işiydi, zira bu yol sayesinde Kılıçdaroğlu adaylığı için diğer liderlerin desteğini alabildi ve karşılığında küçük partilere TBMM’de oy oranlarının üzerinde bir temsiliyet hakkı sundu. Dolayısıyla, “toplumsal barış” projesi olarak algılanan 6’lı Masa hem Kılıçdaroğlu hem de diğer partiler açısından kârlı bir durum yarattı ancak seçimler Millet İttifakı için hüsranla sonuçlandı. Bu açıdan incelendiğinde, Kılıçdaroğlu’nun 2023 seçimleri öncesi tutumunu bir idealist mücadeleden ziyade bir politik hesap olarak okumak mümkündür. Kılıçdaroğlu’nun bugünkü tutumunu 2023 seçimleri öncesindeki tavrının bir uzantısı olarak görebiliriz. Ancak son dönemki tutumu onun hesapçı yaklaşımını gizleyen “demokrat dede” maskesinin yapaylığını gözler önüne serdi. Kılıçdaroğlu’nu değerlendirirken duygularını ve psikolojisini de hesaba katmak durumundayız.
BİR KOLTUK UĞRUNA…
Stefan Zweig (2018) meşhur eseri “Amok Koşucusu”nda bir Amok sarhoşluğu durumundan bahseder. Kitaba göre, bu bir sarhoşluktan öte bir şeydir; amok hâlindeki bir kişi “hedefinin takıntısı içerisinde sadece ileriye doğru koşarken” önüne çıkan kim varsa ona zarar verir:
“Son derece sade, son derece iyiliksever bir insan içkisini içiyor… Orada öylece oturuyor, duygusuz, umursamaz, donuk (…) Ve birden ayağa fırlıyor, hançerini kapıyor ve sokağa koşuyor… Dosdoğru koşuyor, hep dosdoğru… Nereye olduğunu bilmeden (…) Köylerdeki insanlar bir amok koşucusunu hiçbir gücün durduramayacağını bilirler. Onun koşarak gelmekte olduğunu gördüklerinde herkesi uyarmak için bağırırlar (…) ama o koşmaya devam eder, hiçbir şey duymaz, sürekli koşar, hiçbir şey görmez, karşısına çıkan her şeyi yere yıkar… Ta ki biri onu (…) yere serene ya da kendiliğinden (…) yere yıkılana kadar.” (S.31)
Kemal Kılıçdaroğlu, özellikle 2023 Kurultayında Özgür Özel karşısında yenildikten sonra amok hâline büründü adeta. Öyle ki bu hâl, Kurultayda şaibeli bir şekilde kaybettiğini düşünen Kılıçdaroğlu’nun eline “hançer” almasına yani partililerin büyük çoğunluğuna göre ihanete ve iktidar işbirlikçiliğine sürükledi. Kemal Kılıçdaroğlu kurultay sonrası ortaya atılan şaibe iddialarını reddetmedi ve özellikle yakın çevresi aracılığıyla iddiaların doğru olduğunu ima etti. Mutlak butlan davası, CHP’li isimlerce açılırken, başta Erdoğan olmak üzere AKP’li isimler de bu kargaşadan yararlanıyorlardı. Kılıçdaroğlu, kurultay sonrası “şimdilik hoşçakalın” diyerek terk ettiği genel merkezden çalışma ofisine geçti ve Özel’e olan muhalefetini orada sürdürdü. Ziyaretçileri ve yayınladığı videolarla gündem oldu, zaman içerisinde muhalefet noktaları da değişmeye başladı. Örneğin 18 Ocak 2025 tarihli videosunda Özel’e eleştirisini normalleşme süreci bağlamında yönelten Kılıçdaroğlu (2025), “Eğer akreplere inanırsan, onlarla mücadele etmezsen, şirin gözükmeye çalışırsan, normalleşirsen; asıl hesap vermesi gerekenler dönüp senden hesap sorar” derken Özel CHP’sinin zamanında AKP iktidarıyla sert bir şekilde mücadele etmediğini ifade etmekte, AKP iktidarını akrep ile özdeşleştirmektedir.
Ancak 10 ay sonra, 22 Kasım 2025 tarihli videosunda Kılıçdaroğlu (2025) Özel ekibini, AKP’ye değinmeden sertçe eleştirir. CHP içerisinde “rüşvet ve yolsuzluk sarmalına bulaşan ve hatta ihanet zincirine tutunan” isimler olduğunu ima ederek CHP’nin “rüşvet çarkının müteahhitleriyle anılmayacağını” ve Parti’nin “arınarak yoluna devam etmesi” gerektiğini ifade eder. Ayrıca aynı videoda, ilginç bir şekilde, CHP’nin bir gün önceki İmralı’ya gitmeme kararını ima yoluyla eleştirir ve CHP’nin “devletin âli menfaatleri için sürecin içinde olmak zorunda” olduğunu, konuya siyaset üstü bakarak risk alınması gerektiğini söyler. Peki Kılıçdaroğlu’nun bu iki videosundaki söylem farkını nasıl açıklayabiliriz? Aslında bu konuda elimizde önemli bir veri var: Kılıçdaroğlu’nun 12 Haziran 2025 tarihinde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret ettiği, ancak yaklaşık 5 ay sonraki Silivri ziyaretinde İmamoğlu’nu ziyaret etmediği medyaya yansımıştı (Sözcü,2025). Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu’na olan yaklaşımını ne değiştirmiş olabilir? Bu bağlamda, Özel’in mutlak butlan kararı sonrası süreçte verdiği beyanatın son derece açıklayıcı olduğu kanaatindeyim. Şöyle demişti Özel: “Ekrem İmamoğlu tutuklandığında eşine ilk ziyarete gidenlerden birisi Kemal Bey’di. Ekrem Bey’i cezaevinde ziyaret ettiler. Ekrem Bey’e defalarca ‘Biz bir olalım. Özgür Bey’i dışlayalım. Özgür Bey’i indirelim’ dediler. Ekrem Bey’e cezaevindeyken genel başkanlık teklif ettiler. Ekrem Bey’e sandık kurduk, oy verdiler. O günlerde iktidar medyası Ekrem Bey ile ilgili para görüntülerinin çıkacağını, parkenin altından milyon eurolar çıkacağını, çantalarda para olduğunu, bir yere gömülü kasanın arandığını söylüyorlardı. O gün bunlar söylenirken ve iddianame yokken suçsuz olan Ekrem, bunların hepsi yalan çıkıp iddianamede yer almazken ve iftiracılar teker teker dökülürken, dönüp arkadaşlarımızda helallik isterken şimdi ne oldu da hırsız oldu? O zaman operasyon çıktığında bunları söyleseler, bence ayıptır ama kendince tutum almaktır, tutarlı bir şeydir. O gün dünya iftira var. Şimdi iddianame dökülürken birileri A Haber’in, TGRT’nin peşine takılıyor. Olacak iş değil” (Medyascope, 2026).
Bu tablodan hareket edildiği takdirde Kılıçdaroğlu ve çevresinin öncelikle İmamoğlu’ndan destek alarak Özel’i devirmeye çalıştıklarını, ancak İmamoğlu’nun bu teklifi reddetmesi sonrası, İmamoğlu’nu dışladıkları ve iktidara daha yakınlaştıklarını söyleyebiliriz. Hatta bu yakınlaşmanın ciddi bir koordinasyona evrildiğini iddia etmek mümkün. Kılıçdaroğlu’nun 20 Mayıs tarihli videosu, 1 gün sonra çıkacak mutlak butlan kararının habercisi gibiydi adeta. Karar çıktıktan sonra da mutlak butlanın hukuki olduğunu düşündü Kılıçdaroğlu. 24 Mayıs’ta onun talebi üzerine CHP Genel Merkezi kolluk kuvvetlerince biber gazı ve plastik mermi kullanılarak boşaltıldı. Kılıçdaroğlu’nun “arınma” çıkışı, iktidarın söylemine meşruiyet zemini sağlıyor ve muhalefetin gücünü kırma ihtimali taşıyordu. Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Merkezi’ndeki bayramlaşma programında eski çalışma ve yol arkadaşlarına “FETÖ ajanı” demesi, konuşmalarında iktidarı değil Özel ve çevresini hedef alması, basın danışmanını iktidara yakınlığıyla bilinen TGRT çevresinden seçmesi, yine iktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Akit’in iktidarın yanında konuşlanmayan kimi gazetecilerin İmamoğlu tarafından fonlandığını iddia ettikleri bir atmosferde Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidar tarafında yer almayan medyanın taraflı haber yayın yaptığını söylemesi de bu bağlamda ilginç bir durumdur. Kemal Kılıçdaroğlu amaçladığı üzere genel merkezdeki makamına kavuşmuş olsa da bunun uğruna yaptıkları maalesef tarihe iyi geçmeyecektir. Kılıçdaroğlu’na yönelik partililerin çoğunun tepkisi, kendisinin ilerde nasıl anılacağına dair kuvvetli bir gösterge olarak kabul edilebilir.
TEPKİLER KARŞISINDA
Mutlak butlan kararı sonrası, toplanılan meydanlarda en çok atılan sloganlardan biri “Hain Kemal” oldu, CHP seçmenlerinin büyük çoğunluğunun Kılıçdaroğlu’na karşı yoğun bir öfke hissettiği gerçek. Peki Kılıçdaroğlu bu tepkiyi niçin ciddiye alıp geri adım atmıyor? Bunun bir sebebi elbette ki yukarıda değinilen ne olursa olsun koltuğuna geri dönme hırsı, ancak bir kritik sebep daha var bana kalırsa: Kılıçdaroğlu toplum merkezli siyaseti değil; elit merkezli siyaseti tercih eden, elitler arasında bir uzlaşma arayan, siyasetçiden çok bürokrat zihniyetine sahip bir isim. Meydanlarda topluma hitap etmek yerine masalarda uzlaşı arayan bir karakteri var. 2014 yılında kendi seçmen tabanına yönelik “tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” sözleri aslında onun bakış açısını özetlemekte. Aynı şekilde, 2017 seçimleri sonrası ciddi bir hareketlilik başlatmaması, onun bürokratik zihniyetinin bir göstergesi.
Kılıçdaroğlu, 2023 seçimlerine giden süreçte de toplumun kimi aday olarak görmek istediğinden çok, masadaki parti liderlerinin tercihine odaklanmış, siyasi bir hesaplama sonucu kendisini aday göstermeyi başarmıştır. Dolayısıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararına tepki duyan partilileri ciddiye alıp koltuğunu bırakarak Parti’yi kurultaya götüreceğine inanmak bana kalırsa safdillik olacaktır. Peki bu süreç nereye evrilebilir? Mevcut durumda demokrasimiz muhalefetin yargı eliyle dizayn edilme çabasıyla çok ciddi bir zarar alsa da, rekabetçi otoriter yapıya sahip rejimin rengi bir ton daha koyulaşsa da ve muhtemelen bu gidişat devam edecek olsa da muhalif cephe için umutlu olunacak sebepler ve iktidar değişiklinin kaçınılmazlığını gösteren emareler de yok değil. İktidarın bu tip yollara başvurması aslında onun gücünün değil güçsüzlüğünün bir kanıtı niteliğinde. Ancak ne 19 Mart Operasyonu ne de mutlak butlan kararı toplumsal muhalefeti etkisiz hâle getirebildi, aksi bir durum gerçekleşti ve muhalefet kurumsal olarak zayıflamasına rağmen toplumsal olarak kenetlendi. Özel’in bugün CHP Genel Merkezinde olmasa bile halk nezdinde güçlü bir liderlik imajı varken, Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığının toplumsal meşruiyeti bir hayli sınırlı ve etkisiz. Toplumsal muhalefet elbet su misali akacak ve güçlü bir liderlikle yolunu bulacaktır. Bu elbette muhalefet açısından zorlu bir süreç ama kesinlikle başarılmayacak bir süreç değil.
KAYNAKÇA
Butler, E. (2023). Kamu Tercihi. Serbest Kitaplar. Çeviren: Kubilay Atlay
Gürsel, K. (2023, 3 Haziran). Kılıçdaroğlu’nun hakkı kılıçdaroğlu’na. Kadri Gürsel. Kilicdaroglunun Hakki Kilicdarogluna - Kadri Gürsel
Kılıçdaroğlu, K. [@kilicdaroglu]. (2025, 18 Ocak). Akrep ve kurbağa. [Video]. Instagram. https://www.instagram.com/reel/DE-Fyn7IkKB/?igsh=MXF3M3hoMndwMDA2YQ==
Kılıçdaroğlu, K. [@kilicdaroglu]. (2025, 22 Kasım). Milletimize…. [Video]. Instagram. https://www.instagram.com/reel/DRXU-tACMm4/?igsh=MTE2c3p6MGI0NWZiMw==
Kılıçdaroğlu’nun silivri ziyaretinde gözlerden kaçan ayrıntı: sadece imamoğlu’yla görüşmedi!. (2025, 17 Kasım). Sözcü. Kılıçdaroğlu'nun Silivri ziyaretinde gözlerden kaçan ayrıntı: Sadece İmamoğlu'yla görüşmedi! - Sözcü
Oğur, Y. (2023, 8 Mart). “Aday kılıçdaroğlu, esselamü aleyküm…”. Karar. “Aday Kılıçdaroğlu, Esselamü aleyküm…” - Yıldıray Oğur
Özgenç, Ö. (2026, 3 Haziran). Özgür özel: “imamoğlu’na ‘bir olup özel’i indirelim’ dediler, genel başkanlık teklif ettiler. Medyascope. İmamoğlu'na "Özel'i indirelim" dediler: Özgür Özel - Medyascope
Zweig, S. (2018). Amok Koşucusu. İş Bankası Kültür Yayınları. Çeviren: Nafer Ermiş
Odak Noktası 90 yazı Mutlak Butlan Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin 38. Olağan Kurultay'ı "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) gerekçesiyle iptal etti ve Özgür Özel ve yönetimini tedbiren görevden uzaklaştırarak kurultay öncesindeki eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibini karar kesinleşene kadar tedbiren göreve iade etti. Kararın öncesi ve sonrasında gelişmeleri yazarlarımız analiz ediyor. Tüm Yazılar

