“Ayşegül delirmiş herhalde.”

“Ne olmuş ki?”

“Yanına gelen herkese hiç mutlu değilim diyormuş. Ama öyle böyle değil. Şu maili attın mı ya da kahve içelim demen fark etmiyormuş. Ben de denedim geçen gün. Takılı plak gibi gerçekten. Naber dedim. Bana dönüp bakmadı bile, bilgisayara böyle donuk kilitlenmiş. Hiç mutlu değilim dedi.”

“Ay çok komik ama ya… Bir eylem planı mı acaba? Öyle şeyler yapacak biri gibi de değil. Delirdi herhalde cidden.”

“Eylem planı olsa burada işler mi kızım? İnsan kaynaklarının kulağına gitmiş çoktan. Oraya gittiyse nerelere de gitmiştir sen düşün. Zaten bayılmıyorlar ona. Her an kapıyı görebilir.”

“E belki öyle olsun istiyordur. Tazminatı alıp uzayım diyordur.”

“Ya sen de delirdin herhalde. Öyle ay yazık çok mutsuzmuş madem tazminatını da verelim gitsin derler mi? İlla bir yol bulunur ihtar verilir işini cart curt yaptı derler. Don paça kalır gariban.”

O sırada ikili dönen şaşırmış sohbete biri daha katılır.

“Ayşegül’ü mü konuşuyorsunuz? Tabii onu konuşuyorsunuz. Geçen ben de gittim yanına. Kızcağız hayvanat bahçesinde kafesindeki vahşi muamelesi görüyor resmen. Herkes fındık fıstık atıp tepki ölçmeye çalışıyor. Ayıp ettim ama ben de öyle yaptım. Ne sordum hatırlamıyorum saçma sapan bir şey. Sustu sustu döndü bana. Sen mutlu musun dedi, iyi mi?”

“Eee sen ne dedin” dedi diğer ikisi aynı anda.

“Geçen gün seyrettiğim Kore filminin bana verdiği yetkiye dayanarak, şu anda mı genelde mi diye sordum. O da her an dedi. Kızın sıkı bir tedaviye ihtiyacı var bence.”

Ayşegül’ün mutsuzluğu kısa sürede yemekhane masalarında, servislerde, toplantı öncelerindeki beş on dakikalık bekleme sürelerinde tek konuşulan konu haline gelmişti. Kiminin gizliden kafasını kurcalıyor, kimi gülüp geçiyordu.

Çoğunluk her türlü durumda mutlu olmanın yolunu anlatan ve doğrusunun bu olduğunu söyleyen kısa instagram bildirgeleriyle donandığından kendilerini nasıl mutlu ettiklerini de sohbete dahil etmek için canhıraş bir çaba içindeydi. Ortalık mutsuzluk mutluluk hikayelerinden geçilmiyordu.

“Delinin biri kuyuya bir taş atmıştı kırk akıllı çıkaramıyordu?”

Kimsenin varlığından haberdar olmadığı, ne yapar, ailesi var mıdır, hayatı nedir ne değildir bilmediği Ayşegül, bir numaralı magazin konusu olmuştu. İnstagram hesabı gizliydi, üç gönderisi vardı, profil fotoğrafı da çiçekti. Oradan bir şey çıkarmak mümkün değildi. İşte olsa olsa mutsuz, içine kapalı bir insanın yapabileceği türden bir hareketti bu. Takipçisi yirmi kişi, takip ettiği de on dokuz filandı. Bugüne kadar yaşamış olması mucize gibi bir şeydi sanki.

“Ben de mutsuzum ya kız haklı, neden yalan söylüyoruz durmadan, mutsuzum demek neden bu kadar zor olsun, ne olmuş yani, şu halimize bakın ne için çalışıyoruz nasıl yaşıyoruz belli değil diyenler” de çıkmıştı.

“Mutsuz olmaya hakkımız yok, olmamak için elimizden geleni yapmakla mükellefiz, ne yapalım yani mutsuz olup bırakalım mı her şeyi, hem nasıl olacak o iş, mümkün değil” diyenler yine de daha fazlaydı.

Ortak tarafları ise Ayşegül’ün çalıştığı odanın olduğu koridordan geçmeye bahane yaratmak, ona tuvalette rastlamaya çalışmak, serviste görebilecekleri açıya oturmak gibi şeyler olmuştu.

Bu Ayşegül neden hiç mutlu değildi…