Simon Kuper’in farklı ülkelerde futbol üzerine yaptığı araştırmaya dayanarak yazdığı ve 1996’da Türkçe’ye “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir” olarak çevrilen kitabı, futbolun siyaset, toplum, kimlik, ekonomi gibi pek çok alanla ilişkisini açıklaması açısından önemlidir.
Kuper kitapta, araştırma için gezdiği 22 ülkede futbolun siyaset, ekonomi, kültür, din, sosyoloji ve tarihle derin bağlarını analiz ederken; futbolun, futbolu aşan etkisini her yönüyle ele alır.
Futbolun bir ekonomi ve endüstri olmasının dışında o ülkenin/şehrin kendini ifade etmesi, aidiyet kurarak kimlik inşası gibi; futbolun siyasiler, hükümetler ve/veya devletler için nasıl meşruiyet, propaganda hatta emperyalist amaç için kullanıldığını da tartışır.
Futbolun sadece futbol olmadığını geçen hafta başlayan Dünya Kupası ile bir kez daha gördük.
TÜRKİYE’DE FUTBOLUN SORUNU
24 yıl aradan sonra katıldığımız Dünya Kupası’nda milli takıma “Bizim Çocuklar” adını verdik. Bunun samimi bir sahiplenmekten çok ideolojik özü açıktır.
Her şeye rağmen, ülke olarak çoğunluğumuz umutluyduk turnuvada. Gruptan ilk ikiye girerek çıkacağımıza olan inancımız da vardı. Nitekim tüm görsel, yazılı ve internet medyasında; kamusal alanda bilboardlara bakarak bunu söylemek mümkün.
Nitekim dün sabah kupadan elenmemize rağmen, turnuvada elde edeceğimiz başarıları hikayeleştiren reklamlar görsel medyada dönmeye devam ediyor.
İlk maçı Avustralya karşısında kaybeden milli takım, ikinci maçta da Paraguay’a yenilerek turnuvaya erken veda etti.
Grupta ABD -ki hem Paraguay’ı (4-1) ve Avustralya’yı (2-0) yendi- ile yapılacak son maç, bir anlamda formalite maçına dönüştü.
Bu sonuç, futbola sadece futbol olarak bakanlar için kuşkusuz üzücü oldu.
Ancak aynı sonuç; futbola sadece futbol olarak bakmayan insanlar için çok sürpriz olmadı.
Bunun nedeni Türkiye’de her alanda olduğu gibi futbolda da kurumsal bir sistemsizliğin varlığıdır. Bu sistemsizlik yüzünden Türk futbolu oyuncusundan hakemine kadar istisnai 4-5 dışında kendini dünya standartlarına çıkaramamıştır. Bugün dünyanın farklı kulüplerinde başarılı olan oyuncularımızın çoğunluğunun da doğdukları ülkelerin alt yapısında yetiştiklerini unutmamak gerekiyor. Hatta milli takımda olan bazı futbolcuların Türkçelerinin yeterli olmadığı da biliniyor.
Türkiye’de futbolun kurumsal sistemsizliğinin kural olma hali -pek çok alanda olduğu gibi- kaçınılmaz olarak toplumsal kültürümüzle doğrudan bağı var.
Dünyada gerek kulüpler düzeyinde gerekse milli takım olarak başarılı olmuş ülkelere baktığımızda elde edilen başarının belli bir sistem ve süreklilik içinde gerçekleştiğini görürsünüz.
Oysa bizde her şey ne yazık ki, kısa vadeli “başarı” üzerine odaklanmıştır. O yüzden kulüpler düzeyinde her başarısızlık durumunda ilk işi teknik direktör ve bazı futbolcularla yolları ayırmak oluyor.
O yüzden eğer Türk futbolu dünyada bir ekol olacaksa bu ancak uzun vadeli bir sistem kurma ve bunu sürdürme iradesiyle gerçekleşebilir.
Bu açıdan Türkiye’nin gerek kulüp düzeyinde gerekse milli takım düzeyinde başarı hedefliyorsa, yapması gerekenler bellidir.
Dünyada bunun örnekleri de çoktur.
FUTBOL İKTİDARIN NESİ OLUR?
Milli takımın turnuvada başarısızlığın en büyük nedeni sistemsizlikse, ikinci nedeni de her geçen yıl biraz daha artan siyasetle iç içe geçme hatta futbolun siyasete teslim olma halidir.
Kurumsal olarak futbol kulüpleri ve futbolcular bu halin ne kadar içinde olmak istiyorlar bilmiyoruz ama iktidarın bakanındın futbol federasyonu yöneticilerine kadar geniş bir alanda iktidar temsilcilerinin futbolun içinde olduğu açıktır.
Nitekim dünya kupasına giderken futbol maçı yapmaktan çeşitli sosyal etkinliklerde fotoğraf vermeye kadar pek çok faaliyetin içinde oldular.
Çünkü, iktidar bloku için futbol sadece futbol değil. Türkiye’nin futbolda uluslararası alanda elde edeceği her başarıyı kendi iktidarlarının bir anlamda mütemmim cüzü olarak gördükleri için futbolun bu kadar içindeler.
Futbolda elde edilecek başarıları sıradan vatandaşın kazanma duygusundan farklı olarak daha kuşatıcı bir hegemonya arayışının parçası olarak görecekleri açık.
Kuşkusuz bunu tamamlayan unsur, milli takım içinde kimi futbolcuların iktidarın bu ideolojik yaklaşımının parçası olma çabalarıdır.
Bunu da pek çok sembolle ortaya koyuyorlar.
MESAFE ALAMAMA SORUNU
Evet futbolda elde edilen başarı sadece bir mahalleye, bir ilçeye, bir ile ya da bir ülkeye mutluluk getirmesi dışında; kimlik inşasının, o başarıyla kendini farklı, üstün görmesi anlaşılabilir.
Ama bu duygu ne kadar uzun sürerse o kadar sorunlu olur.
Sonuçta hangi spor olursa olsun bu, o ülkenin bir kültürü, parçasıdır. Ve bu alanda elde edilen başarı da tek başına o ülkenin, küresel hiyerarşide yükselmesini sağlamıyor. Ya da kalabalık karşılamalar, konvoylar tek başına başarı getirmiyor. Çünkü fubol sahada kazanılıyor.

Devletler, iktidarlar her yerde kendi meşruiyetlerini güçledirmek için kitlesel sporun mesela futbolun içinde olmak isteyeceklerdir. Erken elenmemizde bu mesafesizliğin, iç içe geçme halinin payı olduğunu düşünüyorum.
Bu yüzden bundan sonraki süreçte sorumluluk, futbol kulüpleri, futbolcular kadar biz taraftarlara düşmektedir.
Bu sorumluluk ise, hangi spor dalı olursa olsun ne kadar seversek sevelim; başarısızlık kadar başarıya da -ruhumuza iyi gelse bile- soğukkanlı bir mesafeyle karşılamaktır.

