“İslam psikolojisi” ifadesi ilk bakışta masum, hatta uzlaştırıcı görünmektedir. Bu kavramla sanki din ile modern bilgi, gelenek ile klinik akıl, metafizik ile terapi aynı masada barışacakmış gibi bir izlenim verilmektedir. Kavramsal kurgunun içine dikkatle bakıldığında, burada barıştan çok bir gerilim, sentezden çok bir karışma, bilimden çok normatif bir yeniden adlandırma görülmektedir. Bu nedenle “İslam psikolojisi” meselesi, sıradan bir disiplin tartışması değildir. İslam psikolojisi kurgusu, epistemoloji, antropoloji, kültür, otorite ve özgürlük tartışmasıdır.
Temel soru şudur: İnsan ruhunu anlamak için dinî bir terminolojiyi kullanmak ile dinî bir ideolojiyi psikolojinin yerine koymak aynı şey midir? Cevap hayırdır. Ve bu hayır, İslam psikolojisi kurgusuna yöneltilebilecek en temel eleştirinin başlangıcıdır.
Modern psikoloji, bütün eksikliklerine rağmen, en azından yöntemsel olarak gözlem, ölçüm, karşılaştırma, klinik deneyim ve eleştiri üzerine kurulmuştur. Hiçkimse, modern psikolojinin tam anlamıyla nötr ya da kusursuz olduğunu söylememektedir. Tam tersine, modern psikoloji de kendi tarihsel ve kültürel sınırlarını taşımaktadır. Modern psikolojinin en büyük iddiası şudur: İnsan davranışı, zihni, duygu dünyası ve travmaları hakkında test edilebilir bilgi üretmek. Bu iddia, psikolojiyi bir bilgi rejimi ve disiplini haline getirmektedir. Psikoloji, bir inanç sistemi değildir.
“İslam psikolojisi” kurgusu, bilgi rejimi ve disiplinini ifade etmemektedir. İslam psikolojisi kavramı, bir ideoloji, itaat, siyaset, şeriat, hakimiyet ve devlet dünyasını çağırmaktadır. Burada nefis, şeriat, kalp, hakimiyet, siyaset, devlet, ruh, fıtrat, günah, sevap, ibadet, itaat, sabır, tevekkül gibi kavramlar devreye girmektedir. Bunları insan deneyimini anlamlandırmada bir dini ideoloji içinde kullanılan önemli kavramlar olarak değerlendirebiliriz. Fakat bir dini ideoloji içinde önemli kavram olmak, bilimsel olmak anlamına gelmemektedir. Dini ideolojik anlamlar taşımak olmak, ölçülebilir olmak değildir. Dini ideolojik kavramların mutlak doğruluk ve erdemlilik iddiası, deneysel açıdan doğrulanabilir olmak demek değildir. İşte tam da burada İslam psikolojisi kurgusunun sorunlu tarafı başlamaktadır: İslam psikolojisi, çoğu zaman psikolojinin sorularına cevap verdiğini iddia ederken, aslında psikolojiyi, ideolojik, teolojik ve kültürel yorumla ortadan kaldırmaktadır. İslam psikolojisi, psikoloji değildir. İslam psikolojisi, İslam ideolojisidir.
İslam ideolojisinin modern bilimsel psikolojinin yerine yerleştirilmesi, masum bir girişim değildir. Doğmatik-ideolojik dil, psikolojik dilin yerine geçtiğinde, insanın iç dünyası artık anlaşılacak bir süreç değil, düzeltilecek bir günah alanı haline gelmektedir. Acı, travma, kaygı, depresyon ya da kırılganlık, klinik olarak ele alınması gereken insani durumlar olmaktan çıkmaktadır. Bütün insani durumlar, ahlaki yetersizlik, iman zayıflığı veya manevî eksiklik olarak yeniden kodlanmaktadır. İslam psikolojisi kılığındaki dini ideoloji, ruh sağlığını bir tedavi meselesi olmaktan çok bir itaat meselesine dönüştürmektedir. İslam psikolojisi isimli ideolojik kurgu, insanın iyileşmesi ve gelişmesi yerine onu hizaya sokmayı amaçlamaktadır. İslam psikolojisi isimli ideolojik kurgu, insanın anlaşılmasını değil insanın terbiye edilmesini amaçlamaktadır. İslam psikolojisi, insanın dinlenmesini değil, düzeltilmesini öncelemektedir.
“İslam psikolojisi” kavramı, psikolojiye din eklemek değildir. İslam psikolojisi kavramı, psikolojiyi dini ideolojinin aracı haline getirmektedir. İslam psikolojisi kavramının dini psikolojikleştirme gibi bir amacı yoktur. İslam psikolojisinin amacı, psikolojiyi İslamist ideolojiye tabi kılmak ve modern psikolojiyi etkisizleştirmek, işlevsizleştirmek ve değersizleştirmektir. İslam psikolojisinin ideolojik bir bidat olarak ajandası, epistemolojik olarak temelsizdir, geçersizdir ve gerçek dışıdır. İslam psikolojisi yaklaşımında modern psikoloji, kendi bilimsel metodlarını koruyarak dinî kavramlarla konuşmamaktadır. Tam tersine İslam psikolojisinde dinsel ideolojik kavramlara, bilimsel, modern ve psikolojik görünüm ve maske kazandırılmaktadır. Bu yaklaşım, kavramların sınırlarını ve anlamlarını silmektedir. Metafizik bir kavram olmaktan çıkartılan nefis, sanki klinik bir yapıymış gibi sunulmaktadır. Duygulanımın ve sezginin şiirsel adı olmaktan çıkarılan kalp, bilimsel bir kategoriye dönüştürülmektedir. Açıklanamayanın adı olmaktan çıkartılan ruha, açıklanmış gibi davranılmaktadır. Sonuçta ortaya sahici bir bir bilim çıkmadığı gibi, berrak bir teoloji de çıkmamaktadır. İslam psikolojisi şeklindeki ideolojik bidatten melez, bulanık ve iddia şişkinliği yüksek bir söylemden başka bir şey çıkmamaktadır.
Tek başına yanlış olan İslam psikolojisi bidatinin, insan bilimleri gibi yanlış alanlarda kullanılması da yanlıştır. Din, yüzyıllar boyunca değişik zamanlarda ve mekanlarda insanın doğaya, tarihe, güce ve topluma dair sorularına dair verilmiş cevaplar birikimi olabilir. Felsefe, varoluşun sorularını derinleştirebilir. Psikoloji, davranış ve zihinsel süreçleri açıklamada etkili olabilir. Fakat İslam, felsefe ve psikoloji aynı şeyler değildir. İslam psikolojisi bu ayrımı silerek, üç alanı kendi mutlak otoritesi altında toplamayı amaçlamaktadır: anlam, ahlak ve klinik. Böylece din, yalnızca kurtuluş anlatısı olmaktan çıkmaktadır. İslam psikolojisi, aynı zamanda dini kişilik teorisi, terapi modeli ve insan bilimi olmaya zorlamaktadır. Bu zorlamanın bedeli, düşünmenin sığlaşması, dinin ideolojikleşmesi ve psikolojinin bilim olmaktan çıkarılmasıdır.
İnsanın anlam ve maneviyat tecrübesi, çok boyutludur. Acı çeken her birey, acısını kendisine özgü söylemlerle ifade edebilir ve anlamlandırabilir. İslam, fıkhi emirlerle ve yasaklarla, farklı tecrübi durumlarda kullara ne yapmaları ve yapmamaları gerektiğini emreder. Psikoloji, insana tepeden buyruklar vermez. Psikoloji, insani tecrübeyi araştırmaya, anlamaya ve açıklamaya çalışır. İslam psikolojisi gibi projeler ve bidatler, insan tecrübesinin üstünü kutsal kavramlarla örterler ve karartırlar. Bu yüzden İslam psikolojisi kavramının, modern insanın tecrübesini anlamaya hiçbir katkısı yoktur. İslam psikolojisi kavramı, insan tecrübesini bir bütün olarak askıya almaktan ve iptal etmekten başka bir işe yaramamaktadır. İnsanın korkusunu, kaygısını, kırılganlığını yalnızlığını ve tamamlanmamışlığını derin bir varoluşsal tecrübe olmaktan çıkarıp fıkhi performans sorununa çevrildiğinde, kişi iyileşmez, gelişmez ve olgunlaşmaz. İslam psikolojisi adı altında insan tecrübesine akidevi ve fıkhi performans olarak müdahale edildiğinde kul olarak konumlandırılan kişi, yalnızca suçluluk ve günahkarlık duygusuyla disipline edilebilir.
Psikoloji, din veya teoloji değildir. Kişisel gelişim adı altında psikolojiyi popülist bir şekilde kullanan tutumlar vardır. Psikoloji, insana kurtuluş vaad etmez. Psikolojiyi kurtuluş dili şeklinde “kendini gerçekleştir”, “travmanı iyileştir”, “daha iyi bir sen ol”, “iç çocuğunu onar” gibi ifadelerle kullanan yaklaşımlar bulunmaktadır. Modern psikolojinin kişisel gelişim ve kurtuluş adı altında kullanılması, İslam psikolojisini gerekli ve meşru bir ihtiyaç haline getirmemektedir. Psikolojinin kişisel gelişim ve kurtuluş adı altında popülistleştirilmesi, İslam psikolojisi söylemini, daha da problemli hale getirmektedir. İslam psikolojisi, modern bilimsel psikolojinin üstüne mutlak ilahi din adı altında çökmektedir. Popülist kişisel gelişim ve kurtuluş yaklaşımlarının yaptığını İslam psikolojisi yaklaşımı da yapmaktadır. Popülist kişisel gelişim ve kurtuluş söylemleri ve İslam psikolojisi bidati, aynı yapıyı tekrar eden birbirinin tekrarı ve taklidi olan kurgulardır: insan kırılmıştır, onarılmalıdır; eksiktir, tamamlanmalıdır; sapmıştır, yönlendirilmelidir. İslam psikolojisi, kutsal adı altında bir dil kullanırken, kişisel gelişim yaklaşımları ise bir din dili kullanmazlar. Dilleri değişir, fakat yapıları aynı kalır.
İnsanın hangi gözle görüldüğü, bu noktada kritik öneme sahiptir. Modern psikoloji, insanı çoğu zaman bir biyolojik-sosyolojik-psikolojik sistem olarak görmektedir. Modern psikolojik yaklaşımlar, insanı davranış, bilinç, nöroloji, benlik, bilinçaltı, özgürlük, yaratıcılık, etki, tepki, travma, öğrenme, bağlanma, hafıza ve duygu düzenleme üzerinden açıklamaya çalışırlar. İslami ideoloji ise insanı nefsiyle mücadele eden, şer’i-fıkhi sorumluluk taşıyan, hesap verecek bir kul olarak düşünür. Bu iki insan modeli aynı değildir. Birincisi araştırma, açıklama ve anlama ister, ikincisi itaat ve teslimiyet üretir. Birincisi “neden böyle hissediyor?” diye sorar; ikincisi “bu his itaate yöneltiyormu?” diye sorar. Birincisi işlevsel gelişme ister; ikincisi fıkhi-şer’i itaat ister. Bunları aynı çerçeveye zorla koymak, hem bilimsel titizliği hem de düşünsel dürüstlüğü bozmaktadır.
İnsan, hiçbir doğmanın nesnesi değildir. İnsan, eleştirel aklın, özgürlüğün ve tarihsel yorumun ve tecrübenin öznesidir. Din, mutlak epistemoloji, ontoloji ve aksiyoloji değildir. Din, insanın üstünde insanın üstüne kapanan bir otorite değildir. Din, üretilebilen ve yorumlanabilen insani bir kültürel ve tarihi tecrübe alanıdır. Bu yaklaşım biçimi, “İslam psikolojisi” gibi kavramların verimsizliğini ve gereksizliğini ortaya koymaktadır. İslam psikolojisi veya bilginin İslamileştirilmesi gibi kavramlar ve projeler, eleştiri dışı bir kutsallık alanı kurarlar. O alan içinde artık soru sormak değil, uygun dili bulmak önemlidir. Merkezde olan, düşünmek değil, uyum sağlamaktır. Böylece özgür özne yerine itaatkâr özne üretilmektedir.
İslam psikolojisinin radikal eleştirisi, dine karşı olmak değildir. Bu eleştiri, dini kendi alanına iade etmektir. Din, bireyin kendi özgün ihtiyaçlarına ve ideallerine uygun olarak kendine özgü bir anlam perspektifini tecrübe etmesidir. Psikoloji, insanın duyusal, duygusal ve davranışsal işleyiş haritasıdır ve süreçleridir. Din, neyin kutsal sayılacağını belirleme iddiasında bulunur. Psikoloji, hangi duygunun, düşünmenin ve davranışın nasıl oluştuğunu araştırır. Din, kurtuluş dili kurar. Psikoloji, gelişme ve iyileşme dili kurar. Bunları karıştırmak, her iki alanı da yozlaştırır. Psikolojiyi dine indirgemek, psikolojiyi doğmatik terimlere hapsetmek ve psikolojiyi doğmaya kul etmek anlamına gelmektedir. Aynı şekilde dini psikolojiye de indirgemek, onu klinik terimlere hapsetmek demektir. İslam psikolojisi projesi, en iyi ve mükemmel psikoloji İslam’dır diyerek psikolojiyi ortadan kaldıran dinsel bir ideoloji üretmektedir.
“İslam psikolojisi” adı altında üretilen söylem, çoğulcu değildir. İslam tek bir tarih, tek bir yorum, tek bir insan anlayışı değildir. Sünni, Şii, tasavvufi, kelamî, fıkhî, modernist, gelenekçi, mistik, siyasal ve kültürel birçok İslam vardır. Bu kadar çoğul bir alanı tek bir psikoloji başlığı altında toplamak, zaten başlı başına büyük problemdir. İslam psikolojisi başlığının içine modern klinik yöntemler eklendiğinde, ortada ne geleneksel fıkhi-şer’i İslam kalmaktadır ne de modern bilimsel psikoloji kalmaktadır. Ortada yalnızca seçmeci ve ucube bir karışım kalmaktadır. İslam psikolojisi denilen ucube karışım, teorik ve bilimsel değil, kurumsal ve ideolojiktir.
Psikoloji, eğer sahici bir bilimsel disiplin olacaksa, insanı günahkar ya da kutsal bir varlık olarak ele alamaz. Bir bilimsel disiplin olarak psikoloji, insanı karmaşık yaşayan, birey ve bilinç taşıyan özne olarak ele almak zorundadır. Bu, insanın ahlaki ve manevi boyutunu inkâr etmek değildir. Aksine bu, ahlaki ve manevi boyutu doğru yere koymaktır. İnsan yalnızca beyin değildir, yalnızca ruh da değildir. İnsan anlam kuran, acı çeken, ilişki kuran, bedenlenen, kültürlenen, korkan, seven, sevişen, arzu duyan, bastıran, özleyen ve ölen bir varlıktır. Bu nedenle onu tek bir doğmatik çerçeveye sığdırmak, hem psikolojiyi hem de insanın karmaşıklığına inkar anlamına gelmektedir.
O halde “İslam psikolojisi” yerine daha farklı bir ifade kullanılabilir. İslami referanslarla çalışan danışmanlık, dinî anlamlandırma, manevî destek, kültürel terapi, ahlaki rehberlik gibi çalışmalar yapılabilir. Bunlar mümkündür. İslam geleneğinde pastoral psikoloji, pastoral teoloji ve pastoral danışmanlık yoktur. Pastoral psikoloji, teoloji ve danışmanlık, Hristiyanlık içinde kilisenin uyguladığı disiplinlerdir. Manevi ve dini danışmanlık gibi adlar altında Hristiyanlık’taki kilisenin pastoral danışmanlık uygulamalarını İslam içine taşıyan girişimler yapılmaktadır. Şeriat ve fıkha dayanan İslam ideolojisinden bir İslam psikolojisi çıkarılamaz. Şeriat ve fıkıh merkezli İslam’ı “psikoloji” diye adlandırmak, kavramsal ve disiplinsel sınırları bulandırmaktadır. Psikolojide din ve doğma otorite değildir. Bilimsel titizlik, isimlerin doğru kullanılmasını gerektirir. Terimler, yalnızca etiket değildir. Terimler, düşüncenin yönünü belirlemektedir. Yanlış isim, yanlış alan yaratır. Yanlış alan da yanlış otorite üretmektedir.
İslam psikolojisi söylemi, insanı anlamak, araştırmak ve açıklamak için üretilmemiştir. İslam psikolojisi projesi, insanı şeriat ve fıkıh şeklinde normatif bir düzene uyarlamak için kullanılan bir söylemdir. Bilim gibi konuşur, ama ideoloji gibi iş görür. Klinik gibi görünür, ama fıkıh yargısı kürsüsü kurar. İnsana şefkat vadeder, fakat çoğu zaman onun kırılganlığını iman testine dönüştürür. Tamamladığını iddia eder, fakat düşünsel, duygusal ve davranışsal özgürlüğü sınırlar veya ortadan kaldırır. İşte bu yüzden kavram, dikkatle kullanılmadığında bir köprü değil, bir kamuflaj haline gelmektedir.
İnsan ne yalnızca tedavi edilecek bir hasta, ne yalnızca kurtarılacak bir kul, ne de yalnızca üretilecek bir veridir. İnsan, anlam ve maneviyat kuran bir varlıktır. Anlam ve maneviyat, bilimsel olduğu kadar tarihsel, etik, kültürel ve felsefidir. İslam psikolojisi söyleminde anlamın ve maneviyatın felsefi, bilimsel, ahlaki, tarihsel, kültürel çoğulluğu yoktur ve bundan dolayı İslam psikolojisi kurgusu, entelektüel bir değere ve derinliğe sahip değildir. Kendini alternatif bilim, nihai insan teorisi ya da mutlak çözüm diye sunan İslam psikolojisi gibi projeler, eleştirel aklın ve bilimsel araştırmanın karşısında çökmektedirler. İnsanı tek bir doğmatik ideolojik şemaya sığdırmak, insanı anlamak değil, onu disipline etmektir.
Gerçek özgürlük, insanı tek bir isim altında toplamaktan değil, onun çok katmanlı hakikatini kabul etmekten geçmektedir. Bilim, insanı ve doğayı açıklasın. Maneviyat, insanı ve doğayı anlamlandırsın. Felsefe, insanı ve doğayı sorgulasın. Sanat, insanı ve doğayı derinleştirsin. Hiçbiri diğerinin yerine geçmesin. Kendisine hiçbir sınır kabul etmeyen İslam psikolojisi projesinin, insanı anlamamıza şimdiye kadar hiçbir katkısı olmamıştır. Sınırını kabul etmeyen her kavram gibi İslam psikolojisi projesi de, eninde sonunda insanı değil, kendi doğmatik otoritesini büyütmeyi amaçlayan ideolojik bidat olmaktan öteye geçmemektedir.

