Sinema yıldızı, hayvan hakları aktivisti Panter Emel (Emel Yıldız) bu dünyadan ayrılmış. Çok sevdiği kızının hemen ardından. Onun farkı şikayet etmek yerine anında harekete geçmesiydi. Bu dünyadan ayrılışı da aynen öyle oldu. Kimi zaman Panter Emel’in arka arkaya aradığı olurdu. Onun bir konuyu kafasına taktığında ısrarlı arayışı etkileyiciydi. İnsan olmayanların hakları çiğnendiğinde gözü hiçbir şeyi görmüyordu.

Gelelim nasıl tanıştığımıza.

1996 yılında İstanbul’da düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Zirvesi’nin iki yıl öncesinde henüz ortada olmayan sivil toplum kuruluşları (STK) ağını oluşturmak üzere bağımsız kişiler harekete geçmiş, kendi imkanlarıyla Cihangir’de, Bilsak adı verilen kültür merkezinde bir çalışma alanı oluşturmuştu.

(Daha sonra Tayyip Erdoğan’ın verilmesini sağladığı Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi ve  Gezi’deki boşalan Fransız Pasteur Hastanesi siviller tarafından benzer şekilde kullanılmıştı.)

Dünya İstanbul’u konuşuyordu. Ama İstanbul’un bundan haberi yoktu.

Zirveye henüz bir yıldan az bir zaman kalmıştı. 30 yıl önceki BM Zirvesi’ne doğru neredeyse bütün dünya İstanbul’u konuşuyordu. Ama İstanbul’un bundan haberi yoktu.

Zirve öncesinde sivil toplum tarafından bir iletişim merkezine dönüştürülen bu mekan, Bilsak adlı kuruluş 80 Darbesi sonrasında aydınların oluşturduğu alternatif mekanlardan biriydi. Farklı kimliklerin hak sahipliği mücadelelerine, şehir ve çevre ile ilgili hareketlere ev sahipliği yapıyordu. 

Bu mekanın giderlerinin katılımcılar tarafından karşılanarak B.M. Zirvesi öncesinde kullanılması onun canlı bir fikir ve tartışma ortamına dönüşmesine yol açmıştı. Hayvan hakları aktivistleri de bu topluluklardan biriydi.

Bir gün Panter Emel beni aradı. “Siz bir yer oluşturmuşsunuz. Orada biz de bir basın toplantısı yapabilir miyiz” diye sordu. Kendisine “burası sizin mekanınız, elbette ki istediğiniz toplantıyı yapabilirsiniz” dedim. Ertesi gün bir grup olarak ellerinde çuvallarla geldiler. Çuvalların içinden kaskatı kesilmiş köpek cesetlerini çıkarıp masaların üzerlerine dizdiler.

Bu olay ertesi gün bütün büyük gazetelerin ön sayfalarında fotoğraflarla büyük yer buldu.  Tam da BM Zirvesi öncesinde bu olay ülke gündemini sarstı.

Anlaşılan dönemin Beyoğlu Belediyesi yönetimi Devlet zirveye hazırlanırken eksik kalmamak için kendisine yapacak bir iş aramıştı.  Akıl almaz bir pervasızlıkla  ve aklınca BM Zirvesi için şehre gelecek olan yabancılara şirin gözükmek için sokak köpeklerini ortadan kaldırmayı amaçlamıştı. Zehirli mamalar sokaklarına yerleştirilmişti. Sokaklar can çekişerek ölen köpek cesetleriyle dolmuştu.

Mutad olduğu üzere şehirde kaldırım yenileme operasyonları yapar gibi.  Köpek katliamları için belediyelerin düzenli ihaleler gerçekleştirdikleri ortaya çıktı. 

Yetkililer hala bu uygulamanın sıradan bir şey olduğunu, büyütülecek bir şey olmadığını, halkın isteği üzerine gerçekleştirildiğini söyleyedursun olay bir anda büyük bir sarsıntı yarattı ve ülke gündeminde baş köşeye oturdu. 

Masaların üzerine dizilen kaskatı olmuş köpek cesetleriyle belgelenen bu katliam bir anda Türkiye’nin gündemini değiştirdi. Artık televizyon kanallarında hayvan hakları ile ilgili tartışma programları düzenleniyor, kamuoyu ülkenin gündemini onlar üzerinden tartışıyordu. 

Panter Emel sesi çıkamayanların sesiydi

Hiç şüphesiz bu sarsıntıyı yaratan dönemin koşullarında dile getirilemeyenin, -yani sembolik alanda temsil edilemeyenin, bastırılmış olan gerçeğin- bütün çıplaklığıyla ve bir anda kamuoyunun karşısına  çıkmasıydı. Panter Emel isteyerek olmasa da, bir anda siyasetçilerin, muhalefetin, örgütlerin yapamadığını yapmış, güvenlik, temizlik, imar, çevre gibi konulardaki ezberleri bozmuştu.

O tarihlerde Marmara Denizi’ndeki Sivriada’da, köpeklerin açlık ve susuzluktan ölmeleri nedeniyle “Hayırsızada” olarak anılan yere sürgün edilmeleri ve burada çan çekişerek ölmelerini konu alan araştırmalar, filmler yapıldığını hatırlıyorum. Başka şiddet olaylarını, kırımları da hatırlatacak şekilde. 1910’da 80 bini aşkın sokak köpeğinin Hayırsızada’ta bırakılarak ölüme terk edildiği katliam, bu olaydan sonra yeniden gündeme geldi. Yazı dizileri yapıldı.

Bugün de aktivistler, benzer bir vahşetin tekrarlanmaması için mücadele veriyor.

O tarihte olduğu gibi, bugün de şiddetin gene ters tepmesi umudunu taşıyorum.

Panter Emel'in sistemi nasıl sarstığına tanık olan bir kişi olarak.

Not: Son olarak: Panter Emel’in epey zamandır sesi çıkmıyordu ve bu da beni meraklandırıyordu. En son beni Tekirdağ’da bir eşeği cinsel organını keserek katleden adamı engellemeye çalışmak için aramıştı. Bu zalim adam “sahibi değil miyim, istediğimi yaparım” diyor ve inatla katliamlara devam edeceğini söylüyordu. O gün kendisine eşlik edemedim. Ama ertesi gün gazetelerde Panter Emel’in valinin ofisine yapmış olduğu baskının fotoğraflarını gördüm. Bu acı haberin ardından bu dizide yer alan “STK Kavramının İcadı” konulu yazı mecburen gelecek haftaya kaldı. Ama onun yaptığı da zaten benim gelecek yazının konusu.