Bir an için rollerin değiştiğini, belediye barınaklarındaki hayvanların dünyanın mutlak hakimleri, insanların ise onların “merhametine” muhtaç, barınaklarda yaşayan  “zavallı” tutsaklar olduğunu düşünsek.... Acaba bugün kurduğumuz o, tepeden dünyaya bakan ve bütün canlıların yaşamına  hakim !  iktidar mekanizmasının içinden bizi çekip alacak, yaşadığımız barınak kafeslerine  “hak temelli”   yaklaşıp”,   bizleri, yani “ sokak insanlarını”  sahiplenecek canlı hayali ile travmatik yaşamımızı sürdürebilir miydik?

Bakış açısını değiştirebilmek için, bir an tanımlı canlı kimliklerimizle değil de, sokak hayvanlarının veya barınakta yaşayanların yerine geçsek; yerine geçtiklerimiz de biz, yani karar verenler olsa... Yeni kimliklerimizle, evlerde hükümran biz ev hayvanları, barınaklarda yaşayan  sokak insanlarını sahiplenmek istesek? Daha sadesi; barınak hayvanları dünyanın efendisi kabul edilen mutlak hakimleri, insanlar da bakıma muhtaç zavallı barınak mahkumları olsa... Düşünmesi bile kolay olmuyor. Yani yalnızca yerine geçmek, empati kurmak meselesi değil; hasbelkader ayakları üzerine dikilmiş Homo sapiens otoritesinin, ilk evcilleşmiş canlı üzerindeki mutlak iktidarının günümüz Türkiye’sindeki durumunu sorgulamak için bu alegori denemesi yetersiz bile kalabilir.

Nedir bu insan denen evcilleşmiş ve nasılsa konuşmayı, yazmayı becermiş kabul edilen canlı türünün diğer canlılar üzerindeki yok edici tahakkümü ve giderek kıyımı? Dil, yazı ve tarım ile kurulan ve giderek iktidara dönüşen otoritenin yalnızca hemcinsleri üzerinde değil, doğa ve diğer canlılar üzerindeki yokediciliğinin, sonunda barınaklara mahkum edilen bizler üzerindeki baskısını sorgulamak çok mu zor? Çizgi romanlardaki kahramanın arkadaşı ve cansiperane yoldaşı olan o sadık köpekler şimdi barınaklarda, hakkında ölüm fermanı verilmiş birer mahkum gibi sessiz ölümü veya çaresiz infaz gününü bekliyor.

Bütün bunları, Beyoğlu Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu ve Patilen Beyoğlu Gönüllülerinin daveti üzerine düşündüm. Gönüllü Grup, geliştirdiği program kapsamında, barınaktan sahiplenmeyi artırmak için gözleme dayalı yerinde bir uygulamayı yürütüyor.  Bu uygulama, sevdikleri tarafından barınağa terk edilen, ya da hayatları boyunca bir parçası oldukları mahallelerinden ve bakımlarını sağlayan insanlardan zorla kopartılarak hapsedildikleri için travmatize olmuş köpeklere yönelik bir program. İçine kapanmış ve insanla temas kurmayan köpeklerin tekrar güven duyması, tasmaya alışması, yürüyüş pratiği kazanması, sosyal ortama alışmasına yönelik bu uygulama yaklaşık beş aydır yürütülüyor.Veteriner Müdürlüğü fiziksel hallerini gözetirken, gönüllüler de ruhsal iyileşme ve yaşama alışma için önemli bir mesai harcıyorlar.

7 Haziran 2026 Pazar günü için yapılan bu davet, sadece bir basın buluşması değil, aslında insan merkezli kibrimizin yüzüne çarpılan bir hakikat veya utanç  aynası. Yasa değişikliğiyle birlikte bakımevine alınan köpekler için iyi bir yuva, artık barınaktan çıkabilmelerinin tek yolu haline geldi. Beyoğlu'nda yükselen bu ses; köpeklere sadece acıyan bir vicdanın değil, onları "hak sahibi özneler" olarak gören kolektif bir bilincin savunusudur. Orada, gönüllülerin Beyoğlu Belediye Başkanlığı ve Veteriner İşleri Müdürlüğü iş birliği ile yürüttüğü köpek rehabilitasyon ve yuvalandırma programı, kurduğumuz o mutlak otoritenin içinde hayati bir alan açıyor. Korku ve sinmiş bir halden güvenli temasa,  hücresindeki yalnızlıktan tekrar iletişim kurmaya dönüşen ve canlanan  ruh hali hemen fark ediliyor.

Peki, Beyoğlu'ndaki bu kıvılcım, ülkenin geri kalanındaki yerel yönetimler için nasıl bir rehbere dönüşebilir? Bu düşünceden hareketle, tüm yerel yönetimlere acil ve somut bir "Sokak Hayvanları Hak Savunuculuğu Politikası" önermenin tam vaktidir. Neler önerebilirz?

YEREL YÖNETİMLER İÇİN HAK TEMELLİ POLİTİKA ÖNERİLERİ:

Öncelikle Belediyelerin, yerel seçim sonrası yaptıkları 5 yıllık stratejik planda, bu konu bir vizyon politikası olarak ele alınarak, kent yönetiminde yalnız insanların değil, yaşayan diğer canlı türlerinin de yaşam hakkının savunulması temel bir politika olmalı. Belediye meclislerinde Hayvan Hakları Komisyonları kurulması için Beyoğlu Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu’nun 2024-2029 dönemine ilişkin raporları, başvuruları ve tavsiye kararları örnek alınarak bu politik zemini yaratabilecek bir alan açabilir.

Katılımcı ve Şeffaf Yönetim (Gönüllü-Belediye Ortaklığı): Belediyeler, barınak kapılarını sivil topluma ve kent konseyi çalışma gruplarına açmalıdır. Tıpkı Beyoğlu örneğindeki gibi; yerel yönetimlerde yurttaş katılımının güçlendiği, şeffaf, denetlenebilir ve hesap verebilir bir yapı kurulmalıdır.

"Kapatma" Değil, "Yuvaya Hazırlama" Merkezleri: Barınaklar birer tecrit merkezi olarak değil; hayvanların düzenli ve gözleme dayalı bir rehabilitasyon süreci geçirdiği, onları yeni bir yaşama hazırlayan yuvalandırma üsleri olarak yeniden tasarlanmalıdır.

“Bütçe, İstihdam ve Eğitim Seferberliği”: Sokak hayvanları politikaları, belediyelerin geçici bir faaliyeti olmaktan çıkarılmalıdır. Uzman veteriner hekim ve teknik personel kadroları genişletilmeli, hayvanların sosyal ortamlara daha dengeli yanıt verebilmesi için profesyonel çalışmalar yürütülmelidir.

Popülasyon kontrolü: Üretimin engellenmesi, hayvan satışının takibi ve denetlenmesi, sahipli/sahipsiz tüm hayvanlar için kısırlaştırmanın zorunlu ve olanaklı hale getirilmesi amaçlanmalıdır.

“Kitlesel Yuvalandırma ve Teşvik Kampanyaları: Yeni yasal düzenlemelerin getirdiği karanlığı delmenin tek yolu kitlesel yuvalandırmadır. Belediyeler, barınaktan hayvan sahiplenen yurttaşlara mama ve ücretsiz veterinerlik gibi somut teşvikler sunarak toplumsal bir seferberlik başlatmalıdır. Bu bireysel olabileceği gibi İBB’nin  “Sahiplen İstanbul” projesinde olduğu gibi kurumsal da olabilir. Kurumsal firmalar bu konuda yer ve bütçe ayırarak sahiplenmenin kitleselleşmesine destek olabilirler.

Hayvana eziyet ve suistimal ile ilgili yaptırımlar: Mevzuattaki değişiklik sonrasında eziyet ve suistimalin ancak kurumlar tarafından raporlanabilmesi mümkün hale getirildiği için, belediyeler bu konuda yaşamsal bir sorumluluk taşımaktadır.

Hak temelli farkındalık çalışmaları: Üst politika ilkesi olarak insan merkezci ve türcü yaklaşımlar yerine, birlikte yaşam odaklı ve eşit yaşam paylaşımı pratiğinin tüm toplum kesimlerine kazandırılması amaçlı farkındalık çalışmaları gerçekleştirilebilir.

Şehir Planlamasında "Ortak Yaşam" İlkesi: Kentler sadece "iki ayaklı mutlak hakimler" için tasarlanamaz. Kamu yararı gözetilerek, sokaklar ve kamusal alanlar tüm canlıların bir arada, güvenle yaşayabileceği ortak yaşam alanları olarak kurgulanmalıdır.

Beyoğlu Kent Konseyi Hayvan Hakları Çalışma Grubu ve Patilen Beyoğlu Gönüllülerinin, sivil toplum oluşumu olarak, bizleri bakımevine çağırırken, aslında bizi kendi insanlığımızla ve kurduğumuz tahakkümle yüzleşmeye çağırması subliminal olmayan sert bir tokat. O parmaklıkların arkasından bize bakan gözler, tersine dönmüş bir dünyada bizi yargılayan hakimlerin gözleridir. Doğaya ve onun sessiz sakinlerine verdiğimiz hasarın telafisi, ancak bugün sahada yürütülen çalışmaları doğrudan deneyimleyip sorumluluk almamızla mümkündür.

Hadi bakalım, şimdi o kapıdan içeri girme ve o masum konuşan bakışa, insan deyimi ile sessiz çığlığa ses olma vaktidir.

Beyoğlu Belediyesinin attığı bu adım, Veteriner Müdürlüğünün son derece bilinçli kolaylaştırıcılığı, Patilen Beyoğlu Gönüllülerinin örnek çalışmasının diğer belediyelerimizce de rol model olmasını istemek, temenniden öte hak temelli savunuculuğun özgün bir adımı olacaktır. 

BİZ İNSANLARI YAŞADIĞIMIZ BARINAKLARDA KİM SAHİPLENECEK?